<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951</id><updated>2012-01-30T12:40:15.832-08:00</updated><category term='Hürriyet'/><category term='Zeki Hacı ibrahimoğlu'/><category term='ALİ ÜNAL'/><category term='Senai Demirci'/><category term='Yılmaz Özdil'/><category term='Dr.Noyan UMRUK'/><category term='Sevda Türküsev'/><category term='Ömer Faruk Reca'/><category term='Necati Doğru'/><category term='Muammer YILDIZTAŞI'/><category term='ORAL ÇALIŞLAR-radikal'/><category term='Kaynak : Sabah Gazetesi'/><category term='Fikret Görken / Canada'/><category term='4 Eylül 1985 Yaydere köyü / Bingöl'/><category term='Mine G. Kırıkkanat'/><title type='text'>SENDE OKU</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>91</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-4140531996852993828</id><published>2012-01-30T12:40:00.000-08:00</published><updated>2012-01-30T12:40:15.839-08:00</updated><title type='text'>Anneler, babalar..sakın bunları yapmayın !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-DEboEpggCFo/TycAHmHaJmI/AAAAAAAAIyA/0x9Wv1a7dnE/s1600/207385-anneler-babalar...-sakin-bunlari-yapmayin-Resim.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-DEboEpggCFo/TycAHmHaJmI/AAAAAAAAIyA/0x9Wv1a7dnE/s200/207385-anneler-babalar...-sakin-bunlari-yapmayin-Resim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar hayatın güzelliği, yaşam sevinçlerimiz. Çocuklar; canımız, mutluluğumuz, herşeyimiz... Peki ya sizler, anne babalar, herşeye değer olduğunu düşündüğünüz çocuklarınızın neler yapmasını bekliyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar, çocukların yönlendirilmelerini ama baskı yoluyla birşeyleri yapmaları konusunda ısrarcı olunmaması gerektiğini söylüyorlar. Büyük umutlarla başlanan kurs tamamlanamazsa, konunun önce çocuk yanınızda değilken öğretmen/eğitimci ile görüşülmesi gerektiğini, daha sonra çocukla konuşarak nedenlerin anlaşılmaya çalışılmasını ancak çocuğun başarısız ilan edilerek cezalandırılmaması gerektiğini belirtiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönem dönem gündeme gelen, Amerika’da yayınlanan ‘Toddlers &amp; Tiaras’ programından bazı örneklere bakalım ve... devam edelim. Bu programın amacı, en güzel, en yetenekli, gelecek vadeden küçüklerin bulunması. Bazı aileler, kızları yarışmayı kazandığında önlerinde açılacak şöhret kapısı, para ve alkışın sihrine kapılmış durumdalar. Programda neler oluyor ve biz ‘sağduyulu insanlar’ neler yapıyoruz kendi hayatlarımızda bir bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Küçücük çocuklar, gecenin bir saatinde mışıl mışıl uyudukları yataklarından kaldırılıp, yarışmanın o gün yapılacağı yere götürülüyorlar. Gece saat 2 ya da 3 olabilir. (Biz ‘sağduyulu insanlar’ böyle birşey yapmayız değil mi? En fazla 5’de kaldırır ve ders çalışmalarını söyleriz!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Daha uyanamamış durumdayken, çocuklara fön çekiliyor, makyaj yapılıyor, takma kirpik takılıyor... Saçlara takılan peruklar, saç spreyleri, ojeler, makyajlar hatta ağda bile var programın her dakikasında... (4 Yaşındaki yarışmacıya ilk programdan itibaren yapılmaya başlanan aslında yapay yaş büyütme hareketleri, sadece bir televizyon programına özgü değil mi? Doğumgününde, akraba düğününde, bilimum mezuniyetlerde biz ‘sağduyulu insanlar’ asla! Yaptırmayız böyle şeyleri! Mezuniyet ödülü olarak simli yüzler, pembe ojeler, lüle lüle saçlar yaptırmıyoruz değil mi çocuklarımıza?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Programda ‘Çocuklarının başarısı’ için, çocukları yanında kavga ediyor anne babalar. (Sebep ne olursa olsun, asla çocukların yanında kavga edilmemeli. Çocukları ‘fanus içinde bir ortamda yetiştirmek’ değildir bunun adı. Fikir ayrılığımız olduğunda, evde, trafikte, sokakta... asla çocuklarımızın yanında başkalarıyla kavga etmeyiz değil mi, biz ‘sağduyulu insanlar’?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Programda, çocukları başarısız olunca, feryat figan ağlayan anneler ve bu sırada çocuklarına kızmaya devam edenler var. (Ve biz ‘sağduyulu insanlar’, kendi hayallerimizi gerçekleştirmesini istediğimiz çocuklarımızın omuzlarına asla böyle bir yük yüklemiyoruz değil mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Catwalk’da uzmanlaşmış küçücük kızlar. (Büyüsünler de öğrensinler manken ablaları gibi yürümeyi. Bırakalım da yaşlarının gerektirdiklerini doya doya yaşasınlar. Ders çalışsınlar tabii ama oyun da oynasınlar. Büyüyünce yetenekleri dahilinde manken, şarkıcı, oyuncu olsunlar istiyorlarsa ama önce uygun eğitimleri, uygun zamanlarda alsınlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Ben annemi istiyorum. Sarıl bana anne” diyen 5 Yaşındaki çocuğuna “Makyajın bozulacak” diyen anneler var programda. (‘Sağduyulu insanlar’, anneler, asla minicik kızlarının makyajını bahane ederek böyle davranmazlar, değil mi? Zaten makyaj da yaptırmazlar bu yaştaki çocuklarına!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- “Neden sadece kendim gibi davranamıyorum?” diyen 6 Yaşındaki çocuğuna programda kızan annenin davranışı da içler acısıydı. (Ne kadar güzel bir soru değil mi? “Önce kendin ol, iyi bir insan ol...” demek varken, biz ‘sağduyulu insanlar’ başkasıymış gibi davranmalarını istemiyoruz değil mi çocuklarımızdan? Başka çocukları örnek göstererek onları cezalandırmıyoruz değil mi?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sağduyulu İnsanlar’ olarak ne kadar şanslıyız ki, çok şükür, böyle tuhaf hareketler yapmıyoruz. İnşallah yapmayız da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” demiş atalarımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ‘sağduyulu insanlar’ çocuklarımıza, bir birey olarak saygı duyuyoruz ve onları, oldukları halleriyle sevip, onlara, kocaman kollarımızla sarılıyoruz, değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-4140531996852993828?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/4140531996852993828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/anneler-babalarsakn-bunlar-yapmayn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/4140531996852993828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/4140531996852993828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/anneler-babalarsakn-bunlar-yapmayn.html' title='Anneler, babalar..sakın bunları yapmayın !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-DEboEpggCFo/TycAHmHaJmI/AAAAAAAAIyA/0x9Wv1a7dnE/s72-c/207385-anneler-babalar...-sakin-bunlari-yapmayin-Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2887409081617172581</id><published>2012-01-20T01:42:00.000-08:00</published><updated>2012-01-20T01:42:19.542-08:00</updated><title type='text'>Gavur'un Türk'ten intikamı mı ?</title><content type='html'>Hrant Dink'i vuranların örgütsel bir yapının unsurları olmadıkları mahkeme kararıyla sübut bulurken, bugün Taksim'de toplananların gayet örgütlü oldukları gözlerden kaçmadı. Göstericiler “Hepimiz Hrantız, Hepimiz Ermeniyiz” şeklindeki bildik sloganlarına “Bu dava böyle bitmez” diye yeni bir slogan daha eklemişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıf bilinci ve mücadelesinden, emperyalizme karşı milli kültürel kotlardan tamamen kopmuş bulunan Türkiye Solu'nun kuyruğuna takılmış kimi muhafazakar grupların “insan hakları” ortak paydasından hareketle kurdukları geniş koalisyona bir taraftan TÜSİAD-tekelci sermaye grupları, diğer taraftan etnikçi unsurlar ve onlara destek olan Batılı kamuoyları ekleniyor ve hep bir ağızdan “bu davanın böyle bitmeyeceğini” haykırıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir istedikleri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman milletin ve Türklük gerçeğinin sanık sandalyesine oturtulması mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir cümleyi duydukları anda bile, sözün sahibine “faşist” damgasını vuruveren bu çevrenin konuştuğu dile bakılırsa, talep edilen tam da budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü istedikleri şey alelade bir örgüt uydurulup, yargılananların sayısının yüzlerce kişiyi bulması falan da değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onları bu bile kesmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ifadeleriyle “bir zihniyetin yargılanması gerekiyor”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanık sandalyesine, bugün dilinde halen Türk ile Gavur'u birbirine karşıt, denk ve düşman kuvvet olarak görüp çocuklarına bu realiteyi intikal ettiren Müslüman Milleti oturtmak istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorlar ki Türkler sadece Gavurların karşısında kılıç kuşananlardır. Boyun damarlarını gerip, yekinerek tıslayıp durdukları şey Türk'ün bu tarihi rolüne duydukları hazımsızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde Türk'ten bekledikleri nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin yıl sonra Türkiye içlerinde ya kafir külahlıların karnavallarında onu bir sirk maymunu haline getirmek, ya da “ancak amcaoğulları kavgasında” rol kapacak vahşi bir gladyatöre dönüştürmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki dayatmaya da direnen ve tarihi rolünden vazgeçmeyen az bir Türk'ü yok etmek için savaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“HEPİMİZ ERMENİYİZ” DİYENLER “TÜRKİYE'NİN BİR GELECEĞİ YOKTUR” DİYORLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'deki ilgili tarafları ve herkesi “entelektüel bir namus”a davet eden İsmet Özel, şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türkiye'de kafir diyemiyorsunuz. Yani dinler arası diyalog, yok cart curt, hoşgörü falan filan…Türkiye'de kafir sözü hasıraltı ediliyor. Türkiye'de kafir var mı yok mu? Yalnız Türkiye'de değil, dünyada. Yani Müslümanlar kime kafir derler. İnsanlar bunu netleştirmekten kaçıyorlar. Kaçıyorlar mı kaçmıyorlar mı?…Bugün dünyada yürürlükte olan sisteme evet mi diyorsunuz hayır mı diyorsunuz? Evet diyorsanız Amerikanlaşmayı ister istemez kabul edeceksiniz. Hayır diyorsanız Türkleşmeyi kabul edip mutlaka İslam'la tanışmak mecburiyetindesiniz. İslam'la şereflenmek mecburiyetindesiniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ekliyor: “Hepimiz Ermeni'yiz diyen insanlar… Onlar, Türkiye'nin bir geleceği olmadığını, olmasının da pek gerekli olmadığını düşünen insanlar olmalıdır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Hrant'ın arkadaşları sıklıkla bir şey söylüyor; “Bu, yükselen milliyetçiliğin bir sonucudur” diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki, tam tersine, gerileyen milliyetçilik ve devletçilik sizlere bu imkan ve kabiliyeti sunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine İsmet Özel'e kulak verirsek; “Ne milliyetçilik yükseliyor, ne de devletçilik. Her ikisi de baş aşağı gidiyor. Türkiye'de yükselen Hıristiyanlaşma ve sermaye düzeninin zorlamalarına boyun eğiştir…Linç bir ayrıksılığın sonucuysa, milliyetçiliği linç kültürünün tarihsel kökeni kabul etmek ancak Yahudi zihniyetinin uzantılarından biri olabilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE SİZLER! SOSYETEDE KABUL GÖRMEK İSTEYENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Hrant Dink için bugün sokağa dökülenler içinde yer alan kimi muhafazakar erkeklere dair birkaç hatırlatma yapmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler için Hrant, “Biz de Ermeniyiz” diye haykırdığınızda, tutulduğunuz aşağılık kompleksinden bir nebze kurtulacağınızı vehmettiğiniz popüler bir malzemeden başka bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani harbi bir samimiyet içinde dahi değilsiniz orada, ki olmanız için bir neden de zaten yok. Karşı mahalleye buyur edilebilmek için ayna karşısında ağzını burnunu eğerek kibar konuşma provası yapan fakir oğlanlar gibisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmailağa Camii'nde şehit edilen Bayram Ali Hoca ya da Noel Baba operasyonunda ve daha başka köşelerde katledilenler ise kendi etleri ve kendi canlarınızdan olduğu için, aklınıza bile getirmekten imtina ettiğiniz “taşralı akrabalarınız” mesabesindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkasının acısını hissetmek elbette yüksek bir ahlak ve güzel bir erdemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sizin gibi tiplerin kendi acılarına bile duyarsızlaşmış korkaklar ve yüzsüzler olduğunuzu bildiğimiz için Hrant üzerinden yapılan siyasi hesaplardan pay kapma yarışına girmiş olduğunuzu da eklemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca mesele sadece bir insanın ölümüne duyduğunuz üzüntü ile kalmıyor; bölünme tezlerine, tarihe küfretmeye, geçmişini ve nesebini inkara kadar giden bir soysuzlaşmanın adı ve kampanyasında konu mankenleri haline geldiğinizi bilmeniz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Eyvaz / Habervaktim.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2887409081617172581?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2887409081617172581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/gavurun-turkten-intikam-m.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2887409081617172581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2887409081617172581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/gavurun-turkten-intikam-m.html' title='Gavur&apos;un Türk&apos;ten intikamı mı ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-839684365529903939</id><published>2012-01-18T09:39:00.001-08:00</published><updated>2012-01-18T09:39:40.426-08:00</updated><title type='text'>Bu haber 74 milyon kişiyi ilgilendiriyor !</title><content type='html'>İşsizler, sigortasız çalışanlar; kız çocuklar; 18 yaşını geçen,&lt;br /&gt;okumayan erkek çocuklar; 25 yaşını dolduran üniversite öğrencileri&lt;br /&gt;Genel Sağlık Sigortası sizi nasıl etkileyecek? Gelir testi yaptırmak&lt;br /&gt;için kimler başvurmak zorunda kalacak? 25 yaşında işsiz bir genç&lt;br /&gt;adamın genel sağlık sigortası primini hesaplarken emekli babasının,&lt;br /&gt;yaşlı annesinin geliri dikkate alınacak mı? Stajyer avukatlar, sizin&lt;br /&gt;priminizi kim ödeyecek? Banka sandığı mensupları sizin durumunuz ne&lt;br /&gt;olacak?&lt;br /&gt;Peki ya eğitim için yurtdışında bulunanlar? Master, doktora yapanlar.&lt;br /&gt;Burs kazananlar kazanmayanlar; yurtdışında çalışanlar ama ikametgahı&lt;br /&gt;Türkiye'de olanlar; yeni sistem sizi nasıl etkileyecek?&lt;br /&gt;Türkiye'de ikamet eden, özel sigortası olan ya da olmayan yabancılar&lt;br /&gt;sizin durumunuzda ne değişecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SGK il müdürlüklerinden, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonlarından,&lt;br /&gt;büyükelçiliklerden, konsolosluklarda yanıtını bulamadığınız tüm&lt;br /&gt;soruları, Hürriyet.com.tr işin uzmanı Sosyal Güvenlik Kurumu&lt;br /&gt;bürokratlarına yöneltti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte sorularınız ve yanıtları.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren ne değişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihten itibaren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık&lt;br /&gt;Sigortası Kanunu, tüm maddeleriyle birlikte yürürlüğe girmiş oldu.&lt;br /&gt;Buna göre Türkiye'de yaşayanlardan tutuklu ve hükümlü, er , erbaş ve&lt;br /&gt;yedek subay okulu öğrencileri, sözleşmeli ülke adına sağlık yardımları&lt;br /&gt;karşılananlar, geçici 20. madde kapsamındaki banka ve sigorta&lt;br /&gt;şirketlerinin sandıkları kapsamında bulunanlar, milletvekilleri ile&lt;br /&gt;Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri ile bunların emeklileri ile dul ve&lt;br /&gt;yetimleri hariç tüm insanlar zorunlu olarak 'genel sağlık sigortası'&lt;br /&gt;kapsamına alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İşçi, memur, esnafın durumunda ne değişti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski sistemde SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'lu olarak çalışanlar veya&lt;br /&gt;buradan emekli olanlar için değişen bir şey yok. Yani bugün işçi,&lt;br /&gt;memur veya esnaf olarak çalışan zorunlu sigortalılar ve emekliler ile&lt;br /&gt;bunların bakmakla yükümlü oldukları kişiler için herhangi bir şey&lt;br /&gt;değişmedi. Eskiden olduğu gibi istedikleri hastaneye giderek sağlık&lt;br /&gt;hizmeti almaya devam edecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIZ ÇOCUKLARININ DURUMU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Peki bunların bakmakla yükümlü olduğu eş ve çocukları ile anne ve&lt;br /&gt;babalarının durumları ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde sigortası olan bu kişilerin eşleri,&lt;br /&gt;18 yaşın altındaki çocukları ile üzerlerine kayıtlı anne ve babaları&lt;br /&gt;da hiçbir prim ödemeksizin sağlık sigortasından yararlanmaya devam&lt;br /&gt;edecekler. Herhangi bir yere başvuruda bulunmaları da gerekmeyecek.&lt;br /&gt;1.10.2008 öncesi bakmakla yükümlü olunan kişi olarak sağlık&lt;br /&gt;yardımlarından faydalanan kız çocukları sağlık yardımlarından eskisi&lt;br /&gt;gibi yaş şartı aranmaksızın faydalandırılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.10.2008 TARİHİNE DİKKAT!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- 18 yaşın üzerindeki çocukların durumu ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşın üzerindeki erkek çocuklar, lise eğitimini sürmeleri halinde&lt;br /&gt;20 yaşına kadar;  üniversite öğrencisi olmaları durumunda 25 yaşına&lt;br /&gt;kadar anne veya babasının sağlık güvencesinden yararlanmaya devam&lt;br /&gt;edecek. Herhangi bir prim ödemesi gerekmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite öğrencilerinin her yıl öğrenci belgelerini Sosyal Güvenlik&lt;br /&gt;Merkezine veya Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü'ne göndermesi&lt;br /&gt;yeterli olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşın üzerindeki kız çocuklar, 01.10.2008 öncesi bakmakla yükümlü&lt;br /&gt;olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanmıyorsa; erkek&lt;br /&gt;çocukları gibi yaş ve eğitim durumlarına göre anne veya babasının&lt;br /&gt;sağlık sigortasından yararlandırılacak. Yani 2008 öncesinde bu&lt;br /&gt;kapsamda olmayan kız çocuklar, okumuyorlarsa erkek çocuklar gibi 18&lt;br /&gt;yaşından sonra gelir testi için başvurmak zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite öğrencisi ise 25 yaşına kadar ailesinin sigortasından&lt;br /&gt;yararlanabilecek. Bu yaştan sonra yararlanamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BOŞANDIYSA, İŞTEN AYRILDIYSA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Kız çocuk boşanmış veya çalıştığı işten çıkmış ise ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada da 1.10.2008 tarihi önem taşıyor. Bu tarih öncesi bakmakla&lt;br /&gt;yükümlü olunan kişi olarak sağlık yardımlarından faydalanan kız&lt;br /&gt;çocukları, sağlık yardımlarından eskisi gibi yaş şartı aranmaksızın&lt;br /&gt;Sosyal Güvenlik Kurumu'na başvurarak yeniden anne veya babasının&lt;br /&gt;sigortasından yararlanma hakkını elde edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu tarihten önce kapsamda değil ise; anne veya babasının&lt;br /&gt;sigortasından yararlanamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENÇ ERKEKLER BU SORU SİZİ İLGİLENDİRİYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- 18 yaşın üzerinde çalışmayan, okumayan veya 25 yaşın üzerinde&lt;br /&gt;okuyan/ okumayan/ çalışmayan erkeklerin durumu ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adrese Dayalı Nüfus Kaydında yer alan adreslerine en yakın Sosyal&lt;br /&gt;Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na başvurarak, gelir testi yaptırmaları&lt;br /&gt;gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENÇ ADAMIN GELİRİ Mİ BABASININ GELİRİ Mİ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Gelir testi yapılırken, örneğin anne ve babasıyla yaşayan 26 veya&lt;br /&gt;30 yaşında bir adam için, onların gelirleri mi dikkate alınacak? Yoksa&lt;br /&gt;kişisel gelirine mi bakılacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi ikamet adresi anne ve babasıyla aynı olanların gelir testinde;&lt;br /&gt;ana babasının geliri dikkate alınacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Bu borç kimin borcu olacak? Ailesinin mi 30 yaşındaki bu adamın&lt;br /&gt;mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilenin borcu olacak, yani 30&lt;br /&gt;yaşındaki adamın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- 25 yaş altı partime çalışan öğrencilerin GSS'den yararlanmaları&lt;br /&gt;için eksik olan günlerin primlerini ödemeleri gerekecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu kişiler isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödemezse 60/g den&lt;br /&gt;tescil edilecek gelir testi sonucuna göre, gelir testi istemezse&lt;br /&gt;asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödeyerek sağlık yardımlarından&lt;br /&gt;faydalandırılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HİÇ GÜVENCESİ OLMAYAN ÇOCUKLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Anne veya babasının sosyal güvencesi olmayan çocuklar ne yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde yaşayan her kişi, zorunlu olarak, genel sağlık sigortalısı&lt;br /&gt;olarak tescil edileceğinden, bunların 18 yaş altı çocukları da&lt;br /&gt;'bakmakla yükümlü oldukları çocuk' olarak sağlık yardımlarından&lt;br /&gt;faydalandırılacak. 30 gün ve prim borcu aranmaksızın 18 yaşın&lt;br /&gt;altındaki tüm çocuklara sağlık hizmeti verilmeye devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TESTE BAŞVURMAYAN NE OLACAK?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- Gelir Testine başvurmak ne sağlayacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayede genel sağlık sigortası 'tescil' işlemi yapılan kişiler gelir&lt;br /&gt;durumlarına göre prim ödeyecek ya da ödemeyecek. Başvurmaz ise gelir&lt;br /&gt;durumunun üstünde, asgari ücretin iki katı üzerinden yani 213 TL prim&lt;br /&gt;ödemek zorunda kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİRE DE GİDERE DE BAKILACAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12- Kimler ne kadar prim ödeyecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelir testi yapılırken, evli çocuklar hariç  ADNKS'de (Adrese Dayalı&lt;br /&gt;Nüfus Kayıt Sistemi) aynı hanede yaşayan ailenin aylık geliri ve&lt;br /&gt;giderleri  tespit edilerek, hanede yaşayan aile bireyi sayısına&lt;br /&gt;bölünecek. Kişi başına gelir, brüt asgari ücretin üçte birinden az&lt;br /&gt;(295 TL) ise sağlık primini Sosyal Güvenlik Kurumu üstlenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13- Kişi başı gelir 295 TL'nin üzerinde ise ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kişi başı gelir, brüt asgari ücretin üçte biri (295 TL) ile asgari&lt;br /&gt;ücret (886,5 TL) arasında ise aylık 35,4 TL sağlık primi ödeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kişi başına düşen gelir asgari ücret ile asgari ücretin iki katı&lt;br /&gt;(1.773 TL) arasında ise aylık 106,4 TL ödeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kişi başı geliri asgari ücretin iki katından daha fazla ise aylık&lt;br /&gt;213 TL zorunlu sağlık primi ödeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14- Hiç sosyal güvencesi olmayanlar, başvurmazlar ise ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç sosyal güvencesi olmayanlar başvurmaz ise re'sen sisteme tescil&lt;br /&gt;edilecek. Dolayısıyla asgari ücretin iki katı üzerinden prim ödeyecek.&lt;br /&gt;Bu durumda aylık kişisel gelirlerinin bin 773 TL olduğu varsayılarak,&lt;br /&gt;her ay 213 TL prim borcu olarak hanelerine yazılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BORCU OLANIN ÇOCUĞU NE OLACAK?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15-  Bu kişiler çocuklarını hastaneye götürdüklerinde bir sorunla&lt;br /&gt;karşılaşacaklar mı? Prim borcu olanlar sağlıktan yararlanamazlar,&lt;br /&gt;yaptırımı çocuklarını kapsayacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, 30 gün prim ve borçsuz olma şartı aranmaksızın 18 yaşın&lt;br /&gt;altındaki tüm çocuklara sağlık hizmeti verilmeye devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZEL SİGORTASI OLANLAR NE YAPACAK?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16- Vatandaş, "Genel sağlık hizmeti istemiyorum. Ben gerektiğinde&lt;br /&gt;hastaneye gider, kendi masraflarımı karşılarım" ya da "Ben kendime&lt;br /&gt;özel sağlık sigortası yaptırdım. Sisteme girmeyeceğim" deme hakkına&lt;br /&gt;sahip mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır.  Genel Sağlık Sigortası, 'gönüllü' değil 'zorunlu' bir sistem.&lt;br /&gt;Türkiye'de ikamet eden her T.C vatandaşının sistemde olması zorunlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GELİR TESTİ İSTEMEYENLER...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17- Ben çalışmak istemiyorum, param da var. Gelir testiyle de uğraşmak&lt;br /&gt;istemiyorum. Başka bir yol yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet var. İsteğe bağlı prim ödemek suretiyle, hem emeklilik hem de&lt;br /&gt;sağlık hizmetlerinden yararlanabilirsiniz. Ya da gelir testi&lt;br /&gt;istemediğini yazılı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu'na beyan edersiniz;&lt;br /&gt;aylık asgari ücretin iki katı üzerinden de prim öderseniz, gelir&lt;br /&gt;testiyle uğraşmazsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18- İsteğe bağlı sigorta için yaş sınırı var mı? Aylık ne kadar prim&lt;br /&gt;ödemek gerekir? Kaç yıl süreyle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brüt asgari ücretin yüzde 32'si oranında prim ödeyerek hem emeklilik&lt;br /&gt;hem de sağlık hizmeti almanız mümkün. Prim ödeme süresi işe giriş&lt;br /&gt;tarihine ve yaşına göre değişiklik gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;STAJYER AVUKATLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19- Avukatlık stajı yapanların durumu ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stajyer  avukatların GSS  primlerini staj süresince Türkiye Barolar&lt;br /&gt;Birliği karşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BANKA SANDIĞI MENSUPLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20- Banka sandığı vakıflarından emekli olanların durumu ne olacak?&lt;br /&gt;Bunların bakmakla yükümlü oldukları eş ve çocukları ne yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir şey yapmayacaklar. Kanunun geçici 20. maddesi&lt;br /&gt;kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret&lt;br /&gt;odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri&lt;br /&gt;birliklerin personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri,&lt;br /&gt;bu sandıklardan aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların&lt;br /&gt;bakmakla yükümlülerinin sağlık hizmetleri, Kurumca devralınıncaya&lt;br /&gt;kadar ilgili kuruluşlarca karşılanacağından bu kişiler, devir&lt;br /&gt;işlemlerinden sonra genel sağlık sigortası kapsamına alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YURTDIŞINDA YAŞAYAN TÜRKLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21- Bu kanun yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarını kapsıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları kapsam dışıdır. Çünkü&lt;br /&gt;Kanun Türkiye'de ikamet edenlerin GSS'li sayılacağını düzenlemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22- İkamet adresi Türkiye'de olan ancak yurtdışında sigortasız olarak&lt;br /&gt;çalışan Türk vatandaşlarının ne yapması gerekiyor? Onlar da gelir&lt;br /&gt;testi için başvuracaklar mı? Onlar adına bir yakınları başvuruda&lt;br /&gt;bulunabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilerin kendileri ya da Türkiye'deki yakınları Adrese Dayalı&lt;br /&gt;Nüfus Kayıt Sisteminden (ADNSK) Türkiye'deki adresini, yurtdışındaki&lt;br /&gt;adresi olarak güncelleyecek. Bu kişilerin Türkiye'de yaşayan eş,&lt;br /&gt;çocukları var ise onlar sisteme tescil edilecek. Yani gelir testi için&lt;br /&gt;vakıflara başvuracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23- Türkiye'de çalışırken; işyerinden ücretsiz izin alarak yurtdışına&lt;br /&gt;eğitime gidenlerin durumu ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4/a kapsamındaki kişiler turistik ya da geçici olarak eğitim ya da iş&lt;br /&gt;nedeniyle yurt dışında ise ücretsiz izinli oldukları sürelerde;&lt;br /&gt;işverenin bildirmesi halinde (4857 sayılı Kanun'a göre 1 ay içinde&lt;br /&gt;bildirilmesi gerekir) bu süre içinde faydalandırılacaktır. 1 yıl&lt;br /&gt;ücretsiz izinli olduğu sürelerde GSS'li sayıldığından&lt;br /&gt;faydalandırılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24- Örneğin burs kazanan eşiyle birlikte ABD'ye giden, ancak kendisi&lt;br /&gt;ev hanımı olarak ABD'de yaşayan Türk vatandaşları da genel sağlık&lt;br /&gt;sigortası kapsamında prim ödemek zorundalar mı? Böyle ise ABD'deki&lt;br /&gt;Türk büyükelçiliği ya da konsolosluklara başvurabilirler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilerin kendileri ya da Türkiye'deki yakınları ADNKS'nden&lt;br /&gt;yurtdışındaki adresini güncellemeleri halinde prim ödemeyeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25- Çifte vatandaş olup, Türkiye'de sigortası bulunmayan ancak&lt;br /&gt;vatandaşı olduğu yabancı ülkede çalışan ve sigortası olan Türkler ne&lt;br /&gt;yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleşmeli ülkede çalışıyor ise Türkiye'ye gelirken sözleşmeye göre&lt;br /&gt;sağlık yardımlarından faydalandığına ait "formüler" denilen belgeyi&lt;br /&gt;getirecek. Yakınları adına ise ilgili ülkeden yine bunlar için&lt;br /&gt;istenilen "formüleri" gönderecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleşmesiz ülke vatandaşı ve bu ülkede çalışıyor ise İkametleri yurt&lt;br /&gt;dışında bulunması nedeniyle GSS kapsamına alınmayacaktır. Ancak&lt;br /&gt;istekleri halinde özel sağlık sigortası kapsamında faydalanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YURTDIŞINA EĞİTİME GİDENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26- T.C vatandaşı olup yurtdışına lisans, master, doktora eğitimi için&lt;br /&gt;giden, çalışmayan ve sigortası olmayanlar ne yapacak? Onlar adına aile&lt;br /&gt;yakını başvurabilecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar da diğerleri gibi kendileri ya da Türkiye'deki yakınları&lt;br /&gt;ADNKS'nden yurtdışındaki adresini güncelleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27- Peki yine eğitim için yurtdışına giden ancak sağlık sigortaları&lt;br /&gt;oradaki devlet veya okullar tarafından üstlenilen vatandaşlar ne&lt;br /&gt;yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendileri ya da Türkiye 'deki yakınları, ADNKS'nden yurtdışındaki&lt;br /&gt;adresini güncelleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28- Devlet tarafından resmi burslu olarak eğitime gönderilmiş, 25 yaş&lt;br /&gt;üstü olup, Türkiye'de sigortası bulunmayanlar ne yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendileri ya da Türkiye 'deki yakınları  ADNKS'nden yurtdışındaki&lt;br /&gt;adresini güncelleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29- Yabancı bayraklı gemilerde ve uluslararası sularda 1 takvim&lt;br /&gt;yılında 6 aydan fazla süre ile çalışan gemi adamlarının durumu ne&lt;br /&gt;olacak? Türkiye'ye döndüğü zaman mı sigorta kapsamına girecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemi adamları 4/a kapsamında sigortalı olduğundan her hangi bir şey&lt;br /&gt;yapmayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'DE YAŞAYAN YABANCILAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30- Bir Türk ile evlenmiş ancak 3 yılını doldurmadığı için T.C&lt;br /&gt;vatandaşı olamamış bir kadın, Türk eşinin sosyal güvencesinden&lt;br /&gt;yararlanabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, ikamet iznine bağlı olarak Türkiye'de ikamet ediyorsa&lt;br /&gt;faydalanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CEZA DA VAR!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31- Türkiye'de oturma izni almış, sigortası olmayıp özel sağlık&lt;br /&gt;sigortası bulunan yabancıların durumu ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesintisiz bir yıllık ikamet süresini dolduranlar yabancılar, ilgili&lt;br /&gt;ülke kapsamında sigortalı değilse bu sürenin dolduğu tarihten itibaren&lt;br /&gt;bir ay içinde Sosyal Güvenlik Merkezine veya Sosyal Güvenlik Kurumu İl&lt;br /&gt;Müdürlüğü'ne başvurmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel sağlık sigortasının bulunması kapsama alınmayı engellemez. Çünkü&lt;br /&gt;GSS onlar için de zorunludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32- Türkiye'de 1 yıldan uzun süredir yaşayan ancak kendi ülkelerinde&lt;br /&gt;sigortası bulunmayan yabancılar ne yapacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tescil işlemini yaptırmak için kendilerine en yakın Sosyal Güvenlik il&lt;br /&gt;müdürlüğü veya merkezine başvurmaları gerekecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33-  Bu başvuruyu yapmayan yabancılara nasıl bir yaptırım uygulanacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesintisiz bir yıllık ikamet süresinin dolduğu tarihten itibaren bir&lt;br /&gt;ay içinde Sosyal Güvenlik Merkezine veya Sosyal Güvenlik Kurumu İl&lt;br /&gt;Müdürlüğü'ne başvurmayıp daha sonra başvurursa brüt asgari ücret&lt;br /&gt;tutarında idari para cezası uygulanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle 886,5 TL idari para cezası kesilecek. Ayrıca gelirlerinin&lt;br /&gt;brüt asgari ücretin iki katı olduğu, yani bin 773 TL olduğu&lt;br /&gt;varsayılarak, her ay 213 TL prim borcu tahakkuk ettirilecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-839684365529903939?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/839684365529903939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/bu-haber-74-milyon-kisiyi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/839684365529903939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/839684365529903939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/bu-haber-74-milyon-kisiyi.html' title='Bu haber 74 milyon kişiyi ilgilendiriyor !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2342500824897129054</id><published>2012-01-15T23:48:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T23:48:44.809-08:00</updated><title type='text'>Aile Depremi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-twZHk0H9vks/TxPWVIZIFMI/AAAAAAAAIxo/W8GlYyrFRnA/s1600/KadinErkek.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="149" width="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-twZHk0H9vks/TxPWVIZIFMI/AAAAAAAAIxo/W8GlYyrFRnA/s200/KadinErkek.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Batılılaşma ve modernleşme sevdası, toplumun temeli olan aileyi sarsmaya devam ediyor İstatistikler, ailedeki çöküşün her geçen gün nasıl felakete gittiğini açıkça ortaya koyuyor. Yılda 114 bin çiftin boşanması, Türkiye'de manevi sarsılmanın boyutlarını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Aile' Adım adım çöküyor&lt;br /&gt;Artık sıcak çorba kaselerine, hep birlikte kaşık sallanmıyor. 'Çocuklarım için canım feda' diyen ebeveynlerin sayısı, parmakla sayılır hale geldi.  Vahşi kapitalizmin, sahte mutlulukları herkesi esir aldı.Ülkemizin, gözden kaçan toplumsal sorunlarından birisi, belki de en önemlisi boşanma vakalarındaki artıştır. Ama boşanma deyince, sosyetedeki elit bir tabakanın, kamera önündeki 'arkadaş kalacağız' diyerek ticari bir sözleşme gibi fesh ettiği, formalite evliliklerin sona erdirilmesi akla gelmesin.Hayır duası eden aile büyüklerinin, birbirine gönülden bağlı eşlerin ve ülkenin geleceğini temsil eden gençlerin yaşadığı, sımsıcak yuvaları sessiz ve derinden etkileyen felaketten bahsediyorum. İyi günde, kötü günde diye verilen sözler, sadakatlar unutulmuş gitmiş.Artık sıcak çorba kaselerine, hep birlikte kaşık sallanmıyor. 'Çocuklarım için canım feda' diyen ebeveynlerin sayısı, parmakla sayılır hale gelmiş.  Vahşi kapitalizmin, sahte mutlulukları herkesi esir almış.Önce, geniş aileydik. Dedeler, nineler, anneler, babalar, çocuklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklerin bereketi unutuldu&lt;br /&gt;Birden büyüklerin bereketini unuttuk. Onları ya huzur evlerine ya da kendi hallerine terk ettik. Modern zamanların ışıltısına kapılıp, çekirdek ailesine özendik.Anne, baba ve çocuklar. Güzel bir ev, lüks bir araba ve markaya esir bir hayat. Maddi dünyanın safahatı da mutluluk getirmedi.Bu sefer, çekirdek aile de bölündü. Çocuklar, kendi özgürlüklerini istedi. Arkadaşlarıyla ayrı tuttukları bekâr evlerine çıktı. En sevilen diziler bile, bunu empoze ediyor.Ve bölünmenin son noktası. Çekirdeğin çekirdeği de, çatladı. Anne-baba da yollarını ayırdı. İki cihan saadeti için atılan imzalar, bu sefer soğuk bir mahkeme salonunda, tek celsede 'geçimsizlik' gibi sevimsiz bir sebeple hâkimin verdiği kararla hükmünü yitirdi.İşin garibi, 'utanılacak' bir haslet, nasılsa 'boşadım gitti' denilecek bir övünç kaynağı oldu.Bir milletin temeli ailedir. Aile çatırdarsa, o millet yok olur. Toplumları ayakta tutan, ekonomik ve teknolojik gücü değil, inancı ve aile bağlarıdır.Darbe ürünü dediğimiz ve çok eleştirdiğimiz Anayasamız'da bile, aileye verilen özel önem ayrıca vurgulanıyor. Üçüncü bölümdeki 'Ailenin korunması ve çocuk hakları' başlığı altındaki 41. Madde'de şu ifade yer alıyor: "Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Korunacak" yazmak yetmez&lt;br /&gt;Aynı maddenin ikinci fıkrasında devletin ailenin korunmasındaki görevi ise, şu şekilde tarif ediliyor: " Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar"Devleti yönetenler bununla yetinmeyip, 1998'de ayrıca bir kanun çıkarmış. 'Ailenin Korunmasına Dair Kanun'  ve halen yürürlükte. Bu kanun, biraz tartışmalı. Aile bütünlüğünü değil, şiddete uğrayan kadınları korumaya yönelik.Ne kadar koruduğu ise, eşi tarafından hunharca öldürülen Ayşe Paşalı cinayeti ile ortada.  Demek ki, Anayasa ve yasalarda 'korunacak' diye yazmak yeterli gelmiyor. Bütün bunlar bir senaryo değil. Her şeyin bir matematiği var. Manevi çöküşün de.Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), sadece enflasyon oranlarını açıklamıyor. 2003 yılından bu yana evlenen ve boşananların da istatistiğini de çıkarıyor. Rakamlar, her üç ayda bir 'çeyrek' istatistikleri olarak açıklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, istatistikler neyi gösteriyor? İşte yıllık bazda, boşanma rakamları:&lt;br /&gt;2002 yılında 95 bin 323,&lt;br /&gt;2003 yılında 92 bin 637,&lt;br /&gt;2004 yılında 91 bin 022,&lt;br /&gt;2005 yılında 95 bin 895,&lt;br /&gt;2006 yılında 93 bin 489,&lt;br /&gt;2007 yılında 94 bin 219,&lt;br /&gt;2008 yılında 99 bin 663,&lt;br /&gt;2009 yılında 114 bin 162,&lt;br /&gt;2010 yılının ilk 9 ayında 87 bin 043.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi tablo, vahim. Hatta ürkütücü. Son 8.5 yılda, toplam 863 bin 453 çift eşiyle yollarını ayırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşanmalarda en büyük neden geçimsizlik ve ekonomik sıkıntı&lt;br /&gt;TÜİK, çiftlerin boşanma nedenini de araştırmış. Buna göre, boşanma vakalarının yaklaşık yüzde 95'i 'geçimsizlik'. En başta da ekonomik sıkıntı.Ardından zina, cana kast, cürüm ve haysiyetsizlik, terk, akıl hastalığı ile diğer nedenler geliyor.TÜİK verilerine göre 2009 yılında boşananların yüzde 39,7'si evliliğinin ilk 5 yılında bu kararı almışlar. 45 bin 803 çift, daha birbirlerini tanımadan yolları ayırmış.  1 yılını doldurmadan ayrılan sayısı daha da dikkat çekici; 4 bin 20 çift.Boşanan çiftlerdeki yaş grubuna bakalım. Yine 2009 yılı verilerine göre, en çok boşanma vakası 20-39 yaşları arasında meydana geliyor. Sözkonusu yaşlarda erkeklerdeki boşanma vaka sayısı, 69 bin 349. Toplamda, yüzde 60'a denk geliyor.Ama aynı yaş döneminde, ilginç bir şekilde kadınların oranı biraz daha fazla çıkıyor. 20-39 yaş arası kadınlardaki boşanma sayısı, 79 bin 462. Bu da toplamda, yüzde 69,6 gibi bir orana denk geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Ahlâk ve Maneviyat&lt;br /&gt;Bu rakamlar, genç yaşlarda; kadınların erkeklere göre daha çok boşanma kararı aldığını gösteriyor. Bunda ekonomik özgürlük, çalışma hayatında kadının daha çok yer alması ve kendine özgüven gibi gerekçeler en başta gelen nedenler.Kapitalist batı dünyası; hem ekonomik hem de manevi açıdan çöküşün eşiğinde. Maalesef vahim tablo, ülkemizin de aynen onlar gibi hızla uçuruma sürüklendiğini gösteriyor.  Neden,'önce ahlak ve maneviyat'? Şimdi daha iyi anlaşılıyor.Bu olumsuz gidişatı düzeltmek için kim, ne yapacak? Orası biraz karışık.En iyisi, birçok konuyu araştıran TBMM'nin, yeni bir komisyon kurarak kapsamlı bir rapor ortaya koyması.Son olarak İlahiyatçı bir profesör, boşanacak eşlere şu tavsiyede bulunmuştu: "Haklılığı değil mutluluğu seçin". Gerçekten çok etkileyici bir uyarı. Yuvalar dağıldıktan sonra kimin haklı olduğunun ne önemi var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ebru Asiltürk: Bilihçli bir tahribat&lt;br /&gt;Hanım Komisyonları Başkanı Ebru Asiltürk de, hangi kesime mensup olursa olsun, ülke gençliğinin büyük manevi boşluk içerisinde ümitsizce kıvrandığına dikkat çekerek, "Bu manevi boşluk aileleri de sarsmakta, huzursuzluk, geçimsizlik hatta boşanmalar gün geçtikçe artmaktadır" dedi. Asiltürk, "Bir takım dış güçler, Siyonistler ve misyonerler silah zoruyla ulaşamadıkları emellerine toplumu bozarak, ahlakından ve maneviyatından uzaklaştırarak ulaşmak istemektedirler. Bu işe aileden başlamışlardır" dedi.Hanım Komisyonları Başkanı Ebru Asiltürk de, hangi kesime mensup olursa olsun, ülke gençliğinin büyük manevi boşluk içerisinde ümitsizce kıvrandığına dikkat çekerek, "Bu manevi boşluk aileleri de sarsmakta, huzursuzluk, geçimsizlik hatta boşanmalar gün geçtikçe artmaktadır" dedi.Günümüzde aile bağlarının son derece zayıfladığını vurgulayan Asiltürk, "Bir takım dış güçler, siyonistler ve misyonerler silah zoruyla ulaşamadıkları emellerine toplumu bozarak, ahlakından ve maneviyatından uzaklaştırarak ulaşmak istemektedirler. Bu işe aileden başlamışlardır" dedi.Son yıllarda çıkarılan kanunlarla, boşanmanın kolaylaştırıldığına ve zinanın suç olmaktan çıkarıldığına dikkat çeken Asiltürk, " Bu nedenle, Türkiye'de son on yılda boşanma vakalarında, belirgin artış görülmüştür. Bu acı tablo değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızın işaretidir" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile manevi değerlerle bezenmelidir&lt;br /&gt;Bugün toplumun içine düştüğü ahlaki çöküntüyü durdurmak için işe aileden başlamak gerektiğini söyleyen Asiltürk, "Çünkü fertler önce aile içinde yetişmekte ve eğitim almaktadır. Öncelikle evlatlarımızı Allah rızası için insanlığa hizmet, kısa adıyla cihat şuuru içinde yetiştirmeliyiz" diye konuştu.Tarih boyunca bütün toplumların ve dinlerin, aileye büyük önem verdiğini kaydeden Asiltürk, "Yüce dinimiz de, İslam toplumunun inşası için, toplumun temel taşı olan ailenin kurulması, devamı ve aile içi ilişkilerle ilgili açık ve net hükümler bildirmiştir. Dini değerlerle iç içe şekillenen aile yapımız bu güne kadar ciddi yaralar almamıştır. Ancak çözülme tehlikesi kapıdadır. Bir an önce ailenin bütünlüğünün korunmasına yönelik ciddi tedbirler alınmalıdır" dedi.Bu tedbirlerin, siyasi, ekonomik, sosyal açılardan geniş bir yelpaze içinde düşünülmesi gerektiğini ifade eden Asiltürk, "Ailenin güçlendirilmesi ve temel problemlerin çözümü için alınacak en önemli tedbir, ahlaki çöküntünün önüne geçmek, aileyi manevi değerlerle bezemektir" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özden Zehra Sönmez: Medyanın rolü büyük&lt;br /&gt; Koruyucu Aile Platformu Başkanı Özden Zehra Sönmez, boşanma rakamlarının her geçen yıl artmasını toplumun ve ailenin geleceği açısından önemli bir tehlike olduğuna dikkat çekti. Sönmez, "Boşanma vakalarının artmasında, medyanın büyük rolü var. Dizi ve programlarda, empoze edilen hayat, aileler üzerinde oldukça etkili. İkincisi ise, manevi değerlerdeki eksiklik. Toplum, manevi değerlere hassasiyetini yitirdi. Ayrıca çoğu aile, azla yetinmiyor. Öncelikle kadınlar kısmen de erkekler, artık kanaat etmiyor" diye konuştu. Özden Zehra Sönmez ise, boşanma rakamlarının her geçen yıl artmasını toplumun ve ailenin geleceği açısından önemli bir tehlike olduğuna dikkat çekti. Bundan dolayı çiftlerin boşanma nedenlerinin iyi araştırılması gerektiğini söyleyen Sönmez, "Boşanma vakalarının artmasında, medyanın büyük rolü var. Dizi ve programlarda, empoze edilen hayat, aileler üzerinde oldukça etkili. İkincisi ise, manevi değerlerdeki eksiklik. Toplum, manevi değerlere hassasiyetini yitirdi. Ayrıca çoğu aile, azla yetinmiyor. Öncelikle kadınlar kısmen de erkekler, artık kanaat etmiyor" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-5 ayda boşanıyorlar!&lt;br /&gt;Evliliğin ilk 5 yılının çok önemli olduğunu ve boşanma vakalarının büyük bölümünün bu yıllarda yaşandığına dikkat çeken Sönmez, "3-5 ayda boşananlar. Hamileyken ayrılanlar. 1 yıl dolmadan mahkemeye başvuranlar. Tüketim kültürü, artık sevgi ve saygıyı da tüketir hale geldi. Ben hiçbir zaman boşanmaya taraftar olmadım. Gerçekten çok üzücü bir durum. Bir yerden sonra çocukların istekleri, kadınların ihtiyaçlarının önüne geçiyor. Ama aynı hassasiyet erkeklerde maalesef yok" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin evlenilir?&lt;br /&gt;Evlenmeden önce gençlerin sorumluluk ve getireceği yükler konusunda fazla bilinçli olmadıklarını kaydeden Sönmez, "Bunun her iki tarafa da, güzelce anlatılması gerekiyor. Bunun için evlilik okulları ve kişisel gelişim kurslarına gidilebilir. Aile büyüklerinin, deneyimlerinden faydalanılabilir" diye konuştu. Sabırla, sevgiyle ve karşılıklı anlayışla çözülemeyecek problemin bulunmadığını vurgulayan Sönmez, "Hadisi şerifte, bir kadınla 4 şey için evlenilebileceği belirtiliyor. Malı, güzelliği, asaleti ve dini için. Biz bunu genelleştirebiliriz. Boşanmalarda bir erkek için, güzellik ön planda tutuluyor. Hâlbuki dindar olsun. Daha da önemlisi, anlayışlı olsun. Bu birçok şeyi kapsıyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikolog Mehtap Kayaoğlu: Evlilik evciliğe döndü&lt;br /&gt;Danışman Psikolog/Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu, son yıllarda boşanmaların artmasına kendilerinin de yakından şahit olduklarını belirterek, "Evliliği, evciliğe döndürdüler. Yani defalarca evlenip, ayrılıyorlar. Halbuki doğru tercihlerle, doğru evlilikler başlatılmalıdır. Saçma sapan başlayan bir evlilik, uzun süreli olmuyor" diye konuştu. Kayaoğlu, "Artık kimse kimsenin kahrını çekmiyor.  Oysa evlilik eşlerin, sen ve benden bağımsız olarak, biz şeklinde yürütebildikleri bir ilişkidir" dedi.Danışman Psikolog/ Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu, son yıllarda boşanmaların artmasına kendilerinin de yakından şahit olduklarını belirterek, "Evliliği, evciliğe döndürdüler. Yani defalarca evlenip, ayrılıyorlar. Halbuki doğru tercihlerle, doğru evlilikler başlatılmalıdır. Saçma sapan başlayan bir evlilik, uzun süreli olmuyor" diye konuştu.Son yıllarda insanların toplumsal bakış açılarında büyük değişmeler olduğuna işaret eden Kayaoğlu, "Bundan 20-30 yıl önce veya anne-babalarımızın zamanında, eşler birbiriyle bir anlaşma yaparlardı. Bu anlaşma, evliliğin bir ömür boyu süreceğine ilişkindi" dedi.Ama yeni jenerasyonda bu anlaşmanın farklı bir boyuta indirgendiğini kaydeden Kayaoğlu, "Bir anlamda gizlice, bilinçaltında işleyen o süreç, (Canım sıkılıncaya kadar devam ederim,  bana yetmediğini düşünürsem, seni bırakırım) şeklinde kurgulanıyor. Aynı yastığa baş koyma ve aynı yastıkta hayatını kaybetme düşüncesinden, -canım sıkılıncaya veya bana yetmediği yere kadar- sürecine, bir geçiş oldu" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte kadının sosyo-ekonomik durumunun boşanmaya müsaade etmediğini vurgulayan Kayaoğlu, "Aslında içi dolmayan, sahipsiz ilişkiler ite kaka gidiyordu. Ama son dönemde, tek başlarına ayakta durabilecek olmaları, kadınlara bir özgüven getirdi. Onlar da evlilik ilişkilerini sürdürmekten vazgeçmeye başladılar" dedi.Başka bir nedenin ise, ailenin kutsal ve koruyucu olduğuna olan inancın yitirilmesi olduğuna dikkat çeken Kayaoğlu, "Allah'ın ayrı ayrı yarattığı kadın ve erkek; zamanla aile kurumu içinde, çok daha güvenli bir formda yaşabilecekleri inancını kaybetmeye başladı" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse kimsenin kahrını çekmiyor&lt;br /&gt;Batılılaşmanın da etkisiyle kadının kendi ayakları üzerinde durma düşüncesiyle hareket etmeye başladığını vurgulayan Kayaoğlu, "Artık kimse kimsenin kahrını çekmiyor.  Oysa evlilik eşlerin, sen ve benden bağımsız olarak, biz şeklinde yürütebildikleri bir ilişkidir" dedi. "Büyüklerimizden, azıcık ders almalıyız" diyen Kayaoğlu, "Evlilik kararı, zor alınmalıdır. Çünkü nasıl başladığı çok önemli. Gerçekte sağlıklı atılmış adımlar mı? Yoksa günü kurtaran, o günün ihtiyaçlarını karşılayan bir evlilik mi? Çünkü içi dolu, iyi seçilmiş ve gerçekten sağlam temeller üzerine kurulmuş evliliklerin, kolay yıkılmadıklarını görüyoruz" dedi.Günümüzde gençlerin saçma-sapan evlilikler yaptıklarını kaydeden Kayaoğlu, "Sadece ya kalplerinin sesini dinliyorlar. Tamamen düşünceden uzak tercihler yapıyorlar. Ya da kalbi düşünceleri bir kenara bırakarak, tamamen makul adım atabiliyorlar. O günün şartlarında ihtiyaçlar doyurulunca da, evliliğe de gerek kalmıyor" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüik'in rakamları ürkütücü&lt;br /&gt;2008'de 99.6 bin, 2009'da 114.1 bin çift boşandı. 2010 yılının ilk üç çeyreğinde ise 87 bin 43 çift, eşiyle yollarını ayırdı. Son 8,5 yılda, toplam 863 bin 453 çift eşiyle yollarını ayırdı. Görüldüğü gibi tablo vahim. Hatta ürkütücü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2342500824897129054?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2342500824897129054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/aile-depremi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2342500824897129054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2342500824897129054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/aile-depremi.html' title='Aile Depremi'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-twZHk0H9vks/TxPWVIZIFMI/AAAAAAAAIxo/W8GlYyrFRnA/s72-c/KadinErkek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-781356216405523799</id><published>2012-01-13T12:31:00.001-08:00</published><updated>2012-01-13T12:31:28.064-08:00</updated><title type='text'>Tamamlanmamışlık hissi-1</title><content type='html'>Umutlar denizinin ortasında bir adaya doğarız. Yakamızı bırakmayan bir hisle yaşar gideriz: Bir şey eksik. Ama ne? Bir tamamlanmamışlık hissiyle yaşarız. Bizi ne tamamlayacak?&lt;br /&gt;Ne olursa her şey tamam olacak, eksiğimiz gediğimiz kalmayacak. İpin iki ucu birbirine bağlanacak. Şimdi ile geçmiş, şimdi ile gelecek birbirine bağlanacak. Sonra.. sonra bir daire kuracağız. Adadan umutlar denizine dalar dalar çıkarız. Hep eksik olan şeyi bulup çıkarmak için. Sonra.. her dalıştan vurgun yiyerek çıkarız.&lt;br /&gt;Önce ipin bir ucu çocukluktur diğer ucu büyüme umutlarıdır. İpin diğer ucunu yakalamak için gece gündüz düşler kurarız. Ah bir şu okulu bitirsek. Sınavların telaşı bitse. İstediğimiz liseyi bir kazansak her şey tamam olacaktır. Kazanamayan, ipin ucunu kaçırdığını düşünür. İstediği liseyi kazanan içinse ipin ucu bu sefer üniversite olur. İpin iki ucu yine bir araya gelememiştir.&lt;br /&gt;Lisedeyken iyi bir üniversite kazanınca her şey tamam olacak zannederiz. Her şey tamam olmaz. Hep bir eksiklik duygusu. Sanki hiç bitmeyen bir sonbaharın ortasındaymış gibi. Ne zaman geziye çıksak, vedalaşmak için sanki.&lt;br /&gt;Arzularımız, isteklerimiz kadar umut da bizi bırakmaz. İyi bir işimiz olursa hayat tamamlanacaktır sanki. İyi bir gelirimiz olursa tüm isteklerimizi karşılayacağımız düşüyle düşer kalkarız. Hep bir boşluğu doldurmakla geçecektir hayat. Bu yüzden yorucu olacaktır. İnsan yüreğinin ölümsüz arzuları doymayacaktır. Ne çok şey isteğimizi gördükçe şaşkınlaşırız. Ne çok arzu, tabii ki ne çok da acı. Parçalanan, kopan yaşamın sancısı. Şimdiye ne geçmişi ne geleceği bağlayabiliriz. Ne de geçmişi geleceğe.&lt;br /&gt;Belki de daha aşkın yaşantılara ihtiyacımız var diye düşünmeye başlarız. Sevmek ve sevilmek, en anlamlı, en derin aşkı bulmak. Severiz, âşık oluruz. O da bizi severse hayat tamamlanacaktır. Ruh ikizi düşüncesinin çıkış noktası bu olsa gerek. Severiz ve çok seviliriz. Âşık oluruz, âşık olunuruz. Adımıza şiirler bile yazılır. Birilerinin adına şiirler bile yazarız. Neredeyse şair olacağızdır. Bilmeyiz ki şairlerin sonsuz derin kalpleri en eksik kalplerdir. En saf haliyle sevilsek de hâlâ bir tuhaflık vardır. Hâlâ hayat eksiktir. Birlikteyken dahi özlediğimizi fark ederiz şaşkınlıkla. En çok birlikteyken korkuya kapılırız. Bu dünyada birleşen, ayrılabilir de. İlkbaharın sonbaharı vardır. Gündüzün gecesi. Aydınlığın karanlığı. Hayatın önünde ölüm dikilir. Bağlanmanın önünde ayrılık. Koca bir dağ gibi dikilir. Sevdiğimiz dağlar bu sefer bizi ayırır.&lt;br /&gt;İpin iki ucu birbirine bağlanmalıdır. Bu bizim olmazsa olmazımızdır. Ufukta bir umut belirir. Evlenirsek tamamlanacak, eksiğimiz giderilecektir. Bize ait bir ev, bize ait bir yaşantı yegâne kurtuluşumuzdur. Dört duvara bakakalırız. Bir şey eksiktir ama ne? Yakınlarımız bu evde eksik olan şey çocuk derler. Çocuksuz ev olur mu? Umutlanırız. İpin diğer ucu bulunmuştur. Birinci çocuğumuz olur. Niye hâlâ bir şeyler eksik? İkinci çocuk bizi kesin tamamlayacaktır. Hele ikinci çocuk oğlan olursa. Hâlâ bir şeyler eksiktir.&lt;br /&gt;Eksik olan şey kendimize bir türlü zaman bulamayışımızdır. Emekli olunca eksik gedik kalmayacaktır. Büyük bir boşluğun içinde buluruz kendimizi. Belki de bir deniz kenarında, ormanın içinde bir köyde ya da bir dağın eteklerinde temiz havada tertemiz pınarlar arasında yaşarsak her şey tamam olacaktır. Sonra?&lt;br /&gt;Sonra, ölürüz. Hâlâ bir şeyler eksiktir.. Bu dünyada ipin iki ucunu birbirine bağlayamamış, iki yakamızı bir araya getirememişizdir. Çünkü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-781356216405523799?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/781356216405523799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/tamamlanmamslk-hissi-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/781356216405523799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/781356216405523799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2012/01/tamamlanmamslk-hissi-1.html' title='Tamamlanmamışlık hissi-1'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1203844739265718811</id><published>2011-11-25T04:34:00.003-08:00</published><updated>2011-11-25T04:34:23.078-08:00</updated><title type='text'>Kız bebeklere seksi reklama çığ gibi tepki !</title><content type='html'>Ünlü bez markasının bir süredir ekranlarda dönen reklam filmi çok büyük tepki çekti. Haber 7, bebeklerin yetişkin kızlar gibi, seksi kıyafetler giydirildiği&lt;br /&gt;reklamı sorguladı!&lt;br /&gt;Dünya Çocuk Hakları Günü’nün kutlandığı şu günlerde Türkiye’de çok bilinen bebek bezi markalarından 'evy baby’in son reklam filmi büyük tepki topladı. Kız&lt;br /&gt;bebeklerin seksi kıyafetler giydirildiği reklam filmini değerlendiren uzmanlar ise çocuk istismarı uyarısında bulundu. Reklam Özdeneti Kurulu'nun dün "bu&lt;br /&gt;haliyle yayınlanamaz" kararı çıkardığı reklam filmi, başta youtube olmak üzere bir çok video paylaşım sitesinde izlenebiliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Demet Akalan’ın “Bebekte” isimli şarkısından uyarlanan, “Popoma evy baby takarım, Bebek’te üç beş tur atarım, evy baby incecik ben rahatım, gördüğün gibi&lt;br /&gt;ben havalıyım” sözleriyle ekrana gelen reklamda, kız bebeklerin seksi kıyafet ile hareketleri dikkat çekiyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Reklam daha çok, çocuk kanallarında ekrana gelirken, aktüel kanalların gündüz kuşaklarında ve çocuk dizileri yayındayken de gösterildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Reklama en çarpıcı eleştiri ise ünlü dizi yönetmeni ve senarist Birol Güven’den geldi. Şu anda "Papatyam" ve "Çocukların Duymasın" dizileri ekrana gelen&lt;br /&gt;Güven, Twitter’a yazdığı mesajda, atv ve Star televizyonlarına çağrıda bulunarak bahsi geçen reklamın bu dizilerin reklam kuşağında gösterilmemesini istedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONU PEDOFİLİYE GİDEBİLİR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Reklamla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Haber 7’nin Pedagog yazarı Mehmet Teber’in tespitleri ise çok çarpıcı. Reklamın çocukları büyümeden büyüttüğüne&lt;br /&gt;dikkat çeken Teber, bir uyarıda bulunarak, bunun sübyancılık da denilen pedofiliye gidebileceğini kaydetti. Reklamdaki kıyafetlerin pedagojik olmadığını&lt;br /&gt;belirten Teber, “Çocukların bezle dolaşması, mayo ile dolaşmayı, bacağı açık gezmeyi bilinçaltlarına gönderiyor.” dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Artık çocuklara alınan kıyafetler çocuksu değil. Çocuğun üzerine giydirildiğine ona yetişkin havası veriyor. Çocuk da kıyafetle birlikte o moda giriyor.&lt;br /&gt;Reklam öncelikli olarak bunu yapmış. Başka markalar da yapıyor. Bazı mağazalarda 5 yaşındaki kızlara giydirdikleri kıyafetler nedeniyle ergenlik dönemindeki&lt;br /&gt;kız görünüyor. Bu küçük çocukların cinsel obje olarak algılanmasına yol açıyor. Sonucu pedofiliye gidebiliyor. Ayrıca bu kıyafetler pedagojik değil. Çocuk&lt;br /&gt;düğmesini takamıyor, kayışını çözemiyor, kafasından geçiremiyor. Reklamdaki kıyafetler de pedagojik değil. Çocuk o hassaslıktaki kıyafetleri kullanamaz,&lt;br /&gt;koluna  öyle çanta takarak gezemez.  Son olarak çocukların bezle dolaşması, mayo ile dolaşmayı, bacağı açık gezmeyi bilinçaltlarına gönderiyor. Hukuken&lt;br /&gt;ele alınması gereken noktalar da olabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;PEDOFİLİ NE DEMEK? Pedofili ya da sübyancılık: Yetişkin bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları veya ergenliğe yeni girmişleri cinsel açıdan çekici bulması&lt;br /&gt;ve cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olmasına neden olan psikoseksüel rahatsızlık. Bu durumdan muzdarip kişilere pedofil ya da sübyancı denir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;YAZAR ANNENİN İSYANI: BU REKLAM DURSUN&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bebek bezi reklamından, kızının ‘hiç bebekler öyle gezer mi?’ şeklindeki sorusuyla haberdar olduğunu belirten siyasetçi ve sivil aktivist Emine Uçak Erdoğan&lt;br /&gt;ise www.on5yirmi5.com’daki yazısında reklamın durdurulması için RTÜK’E çağrı yaptı. Reklamı yayınlayan televizyon kanallarına da tepki gösteren Erdoğan’ın&lt;br /&gt;eleştirileri şöyle:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Kime hizmet ediyor acaba bu reklam? Bu reklamı izleyip ‘hemen bir evy baby’ alayım diyen ebeveynler mi çıkacak? Diğer bebek bezleri reklamlarının arasından&lt;br /&gt;sıyrılmanın yolu; minicik bebekleri büyük kadınlar gibi giydirmek, makyaj yapmak mıdır? Sorular uzayıp gidiyor, tam anlamıyla çocuk hatta bebek istismarı&lt;br /&gt;olan bu reklam için. Hadi reklam bir şekilde çekildi ve Evy Baby’ciler bu ‘cin fikire’ tav oldular. Çizgi filmlerinin dublajlarına bile hassasiyet gösteren&lt;br /&gt;Yumurcak TV’ye ne oluyor? Ticari kaygı bu kadar mı filtreliyor sahih duyguları?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hepimize düşen ‘çocuk istismarından’ başka bir şey olmayan bu reklamı durdurması için RTÜK’e sesimizi duyurmak. Ve bence başından beri reklam mantığı ‘sakat’&lt;br /&gt;olan Evy Baby’nin de durup düşünmesi için esaslı bir ‘boykot’u gündemimize almamız gerekiyor."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ÇOCUKLAR NEDEN İSTİSMAR EDİLİYOR?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Medya ve sinemada çocuk imgesi üzerine geniş kapsamlı araştırmalar yapan Çağnur Öztürk de T24’deki “Bitmeyen çocuk istismarı” başlıklı yazısında reklamı&lt;br /&gt;hayretle izlediğini belirtiyor. “Küçük kadınlar küçük adamlar yaratmak neden?” diye soran Öztürk’ün tepkisi şöyle: “Reklamı hayretle izliyorum daha küçücükler&lt;br /&gt;neden bu bebekleri genç kadın gibi göstermeye çalışıyorsunuz? Küçük kadınlar küçük adamlar yaratmak neden? Bu sadece bir bebek bezi reklamı. Kendinize&lt;br /&gt;gelin diye bağırmak istiyorum. Aynı firma daha önce de bebekleri podyumda manken olarak yürütmüştü, bu neyin kafasıdır? Çocuklar neden her fırsatta, reklam,&lt;br /&gt;dizi, sinema ve birçok yayın organında malzeme kaynağı yapılıp, istismar ediliyor? Yeter artık şu reklamlar yayınlanmadan birileri gözünü açsın.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İNTERNET BU KONUDA BAŞA BELA&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haber 5 sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Gülizar Sönmez bu tarz reklamların televizyonlardan çok internet ortamında yaygınlaştığına dikkat çekiyor. Çocuk&lt;br /&gt;istismarının en fazla internet ortamında yapıldığını hatırlatan Sönmez, bu tür reklamların “Çocukların sevimlilikleri” şeklindeki ifadelerle video paylaşım&lt;br /&gt;sitelerinde paylaşıldığını ve reklamın ekranlardan kaldırılmasına rağmen, çocukların her an izlemesine yol açtığını belirtti. İnternet mecrasının daha&lt;br /&gt;duyarlı olmasını gerektiğini kaydeden Gülizar Sönmez şunları söyledi:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Bu bebek bezi firması, reklamlarında çocukları ticari meta olarak kullanılıp, sömürülmelerinin dışında, yaşından büyük bir şekilde giydirilerek çocuk&lt;br /&gt;istismarına çanak tutmaktadır. Reklamdaki çocuklara verilen imaj “anneyi taklit etme” durumundan çok uzak olup cinsel bir obje haline getirmiştir. TV'lerde&lt;br /&gt;belli aralıklarla yayınlanan reklam internet ortamındaki video paylaşım sitelerinde, sosyal mecralarda “çocukların sevimliliği” diye devamlı paylaşılmakta.&lt;br /&gt;İnternet medyası, video paylaşım siteleri ve sosyal medyanın bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Bu reklam yasaklansa bile internet ortamından kaldırılması&lt;br /&gt;zor oluyor ve her geçen gün yayılır. Ayrıca anne babalar da dikkatli olmalı. Özellikle anneler iş yaparken, çocukları eğlensin, meşgul olsun diye, içinde&lt;br /&gt;bebek ve şarkı olan bu tarz videoları açıyorlar. Bu tür olayları haber yapmak bile bazen faydadan çok zarar verebilir. Çocukların cinsel nesneler olarak&lt;br /&gt;kutsanmasına izin verilerek uygunsuz ve cinsel içerikli reklamların her ortamda yaygınlaşması engellenmelidir."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;RTÜK KESİN BİR DİLLE UYARIYOR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Reklamla ilgili RTÜK'ün nasıl bir karar alacağı da merak konusu. Özellikle sosyal medyada evy baby reklamına gösterilen tepkiler, RTÜK’e çok sayıda şikayet&lt;br /&gt;gittiğini de gösteriyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Radyo ve Televizyon Yayınlarının Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmeliğinde bu tür reklamlara karşı açık ifadeler mevcut. Yönetmeliğin 3. Bölüm, 6. Madde,&lt;br /&gt;"k" Fıkrası, “Çocuklara yönelik ve içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda, çocukların çıkarlarına zarar verecek unsurlar bulunmamalı ve çocukların&lt;br /&gt;özel duyguları göz önünde bulundurulmalıdır.” deniliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;3. Bölüm, 7. Maddede ise şu uyarı yapılıyor: “15 yaş ve altındaki izleyici kitleye yönelik ve bu kitlenin tüketebileceği ürün ve hizmetleri kapsayan reklamlar,&lt;br /&gt;çocuklara yönelik reklamlardır. Çocuklara yönelik olan  veya onları etkileme olasılığı bulunan reklamlar ile içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda,&lt;br /&gt;çocukların fiziksel, zihinsel, psikolojik ve toplumsal gelişim özelliklerini olumsuz etkileyebilecek unsurlar bulundurulmamalıdır.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;RTÜK Yasasının reklamlarla ilgili bölümünün 19. maddesinde “Bütün reklamlar adil ve dürüst olacak, yanıltıcı ve tüketicinin çıkarlarına zarar verecek nitelikte&lt;br /&gt;olmayacak, çocuklara yönelik veya içinde çocukların kullanıldığı reklamlarda, onların yararlarına zarar verecek unsurlar bulunmayacak, çocukların özel&lt;br /&gt;duyguları göz önünde tutulacaktır.” uyarısı yapılıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ÇOCUKLAR SÖMÜRÜYE KARŞI KORUNMALI&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çocuk Hakları Bildirgesi’nin 9. ilkesinde “Çocuklar her türlü istismar, ihmal, ve sömürüye karşı korunmalı ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır.”&lt;br /&gt;deniliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;TWİTTER BU REKLAMLA&lt;br /&gt;SOSYAL MEDYADA TEPKİLER&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yaklaşık on gündür yayınlanan evy baby'in bebek bezi reklamına sosyal medyada da çığ gibi tepki yağıyor. Reklamın, erotik olduğu ve çocukları cinsel anlamda&lt;br /&gt;istismar ettiğinin belirtildiği yorumlarda RTÜK ve Reklam Özdenetim Kurumuna da çağrılar vardı. Sadece twitter'da reklamla ilgili yüzlerce yorum ve eleştiri&lt;br /&gt;yapılmış durumda.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;BENİM DİZİLERİMDE YAYINLANMASIN&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yönetmen ve senarist Birol Güven de evy baby’in reklam filmine tepki göstererek kendi dizilerinin reklam kuşağında yayınlanmamasını istedi. Twitter sayfasında&lt;br /&gt;reklam filmini eleştiren Güven, “atv ve Star reklam departmanlarından özel talebimdir. Lütfen Evy Baby reklamlarını "Çocuklar Duymasın" ve "Papatyam" içinde&lt;br /&gt;yayınlamayınız.” dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte reklam filmi için twitter'da yapılan eleştirilerden bazıları:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@matrioshka: #evybaby Pedofililere hitaben yaptigi rezil reklamı ve markayı öncelikle bir KIZ ANNESİ olarak boykot ediyorum! #evybaby boykot!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@gulizarslan -Güliz Arslan-: gerçekten bebekleri kadın gibi göstermekten daha yaratıcı fikri yok mu reklam şirketinizin? #evybaby&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@biriciksuden: Evybaby marka sahibi,reklam ajansi,reklaminda yer alan cocuklarin anne ve babalari tedavi altina alinmali&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@alialkan: Evy Baby'nin yeni reklamı çocuk istismarı, hatta çocuk pornosu! Bu reklam yayından kalkmalı!#evybabyikiniyoruz&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@deli_anne Deli Anne: Vay! Ne reklam ama! Reklamcıya mı verip veriştirmeli, ürün sahibine mi, o çocukların ebeveynlerine mi yoksa bu çatlak zihniyete mi?&lt;br /&gt;#evybaby&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@FarukSaim Faruk Saim Akhan: Reklamda bebek-çocuk kullanmak zaten mide bulandırıcıydı. #evybaby'ninki tam hadımlık! Resmen çocuk bedenini kullanmak bu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@birolguven -Birol Güven:  Atv ve Star reklam departmanlarından özel talebimdir. Lütfen Evy Baby reklamlarını "Çocuklar Duymasın" ve "Papatyam" içinde&lt;br /&gt;yayınlamayınız&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@e_periza - Periza S.Yalçın: Çocuk istismarının geldiği son nokta : pedofiller için #evybaby reklamları! rezalet.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@nelaburaninhali Pelusch: #evybaby reklam filminde hedef kitle kimdir? Çocukları çocukluklarından alıp seksi, arkalarından bakakaldırılan gibi göstererek&lt;br /&gt;amaç neymiş?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@adibanaozel:#Evybaby bu reklamla gurur duyuyor olamaz değil mi?! Bu ülkede bunca sapık varken bebekler bebek gibi gözükmeli!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;@YasinZiyatToper -yasin ziyat toper: Sadece zengin çocukları #evybaby giyinebilir mi denmek isteniyo?fakirin çocuğu BEBEK te niye üç beş tur atsınki!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;kanal7&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1203844739265718811?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1203844739265718811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/kz-bebeklere-seksi-reklama-cg-gibi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1203844739265718811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1203844739265718811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/kz-bebeklere-seksi-reklama-cg-gibi.html' title='Kız bebeklere seksi reklama çığ gibi tepki !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8333100218833412850</id><published>2011-11-21T05:00:00.000-08:00</published><updated>2011-11-21T05:00:29.769-08:00</updated><title type='text'>KÖR KUYULARA TAŞ ATMAYIN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-MGLVEQEy2Yg/TspLZ-mW0mI/AAAAAAAAIws/dpspfxN-qk4/s1600/amac.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-MGLVEQEy2Yg/TspLZ-mW0mI/AAAAAAAAIws/dpspfxN-qk4/s200/amac.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam yolculuğunda yönünüzü amacınız belirler. Eğer peşinden tutkuyla gidecek bir amacınız yoksa adımlarınız kör kuyuya taş atmaktan farksız olur. İşte hayata bakışınızı sorgulamanızı sağlayacak bir yazı...&lt;br /&gt;AMACIN NE KUZEN?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralarda iş dünyasının en sıcak konularından biri "Y Kuşağı". Bizim kuşak (yani X’ler) onları istihdam ediyor etmesine ama bir yandan da düşünceli. Ne yapsak da bunlara takım elbise giydirsek, internette daha az zaman geçirmelerini sağlasak, 9-6 çalışmanın erdemlerini anlatsak, biraz edep öğretsek... diye kendini paralıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum, yeni nesil bizlerden çok farklı. Yaşam tarzları, hayattan beklentileri, iletişim tarzları bambaşka. Onlar X Kuşağı’nın çocukları ama belli ki ailelerinden yalnızca "değerleri" alıyorlar. Yani; sevgi, saygı, adalet duygusu, merhamet vs... Yürümeyi öğrenmeden bilgisayarla tanıştıkları için, değerlerin üzerine koydukları ne varsa internetten geliyor artık. Zorlama, rutin, kural silsilesi olunca "kal geliyor" bu arkadaşlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar "bağımlılar" ama "birbirlerine"... Bu bağı koparmak da artık mümkün değil. En faşist, en baskıcı, en antidemokratik ülkeler bile online ve mobil iletişimi engelleyemiyor, suyun önüne çekilmeye çalışılan her türlü set anında yıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir Y Kuşağı yazısı değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Y Kuşağı ile başladık ama bu bir "Y Kuşağı kimdir, nedir, ne yapar, ne yer, ne içer?" yazısı değil. Bir "kuzen yazısı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim aile oldukça geniş ve doğurmayı seven akrabalar sayesinde 50 civarında kuzenim var. Kısa süre önce onlardan biriyle sohbet ediyorduk. Kuzen 20 yaşında. Üniversitede, istemediği bir bölümde okuyor. Ailesi "Bizim çocuk üniversite okuyor" desin diye girdi o bölüme. Güzel sanatlara ilgisi vardı aslında. Ancak "aile baskısına" karşı koyamadı (bu devirde hala bu tür baskılar olmasına şaşıranlarınız olabilir ama değişim bazı alanlarda o kadar da hızlı olmuyor).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzende, "aşkını tutkuya çevirme" durumu da yoktu belli ki. Hayallerinin peşinden gitmeye cesaret edemedi ve "elindekine razı oldu." İki yıl geçtikten sonra elindekinin de onun için hiçbir şey ifade etmediğini anladı. Ne derslere doğru dürüst giriyor ne de sınavlara. Okulu 2 yıllık ama 12 yıl da geçse mezun olma çabası olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havada uçuşan hayaller&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde kafası karışık. Üniversite sınavına bir kez daha girmeyi düşünüyor. Yurtdışına gidip dil eğitimi almak gibi bir düşüncesi daha var. ABD’den yeşil kart almak da alternatifler arasında... Peki bu düşüncelerini hayata geçirmek için ne yapıyor? Hiçbir şey!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyuya atılan bir taş gibi, karanlıkta önünü görmeden, kuyunun dibinde ne olduğunu bilmeden hızla düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzenin temel sorunu "amaçsızlık". "Kafa karışıklığı hikayelerini" ve "türlü bahanelerini" dinledikten sonra ona sorduğum tek soru buydu: Amacın nedir? Hayatta ne yapmak istiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada sorun yokken neden boşandın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzenden kısa süre ayrılıp bir "koca" parantezi açalım. Birkaç yıl önce bir arkadaşım büyük bir aşkla evlendiği eşinden ayrılıyordu. Üstelik evlendikten 2 yıl sonra. Başta anne babası olmak üzere kimse bu ayrılığın nedenini anlayamamıştı. Aile fertleri mevzuya kendi yorumlarını katarak şu soruları sormuşlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası: "Yoksa seni aldattı mı?"&lt;br /&gt;Annesi: "Şiddet mi görüyorsun?"&lt;br /&gt;Kızkardeşi "Başkasına mı aşık oldun?"&lt;br /&gt;Erkek kardeşi: "Bir yamuğu mu var?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşım tümüne (ve bizim sorularımıza) tek bir yanıt verdi: Amacı yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"En sefil insan amaçsız olandır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Amaçsız bir insan gelir geçer duyguların ve tanımlayamadığı dürtülerin etkisiyle oradan oraya savrulan ve kendi hayatının kontrolünü tamamen kaybettiği için her türlü kötülüğü yapmaya muktedir biridir. Hayatınızı kontrol etmeniz için bir amacınız olması gerekir. Üretken bir amaç..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. Yüzyıl’ın en önemli filozoflarından Ayn Rand "amaçsız insanı" böyle tanımlıyor. Hatta çok sevdiğim bir cümlesi daha var: "En sefil insan amaçsız olandır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rand’a göre, amaç insanın hayatındaki bütün ilgilerini düzene sokuyor, değerlerini önem sırasına koymasını sağlıyor, kişiyi anlamsız iç çelişkilerden uzak tutuyor ("Ne olacak benim bu halim" gibi), hayattan keyif almasını ve bu keyfi hayatının her alanına taşımasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amaçsız insanın sonu, kaos içinde kaybolup gitmek... Değerlerinin ne olduğundan habersiz yaşamak... Nasıl karar vereceğini bilememek... Kendisi için neyin önemli olduğunu bilemediği için rastgele etkilerin ve anlık kaprislerin insafına kalmak... Hiçbir zaman bulamayacağı bir değeri ararken hayatını harcamak... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrenize bakın, hiçbir şeyden zevk almadığını düşündüğünüz insanlara siz de benim kuzene sorduğum soruyu sorun: Hayattaki amacın nedir?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8333100218833412850?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8333100218833412850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/kor-kuyulara-tas-atmayin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8333100218833412850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8333100218833412850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/kor-kuyulara-tas-atmayin.html' title='KÖR KUYULARA TAŞ ATMAYIN'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-MGLVEQEy2Yg/TspLZ-mW0mI/AAAAAAAAIws/dpspfxN-qk4/s72-c/amac.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-7528056871799908320</id><published>2011-11-20T13:55:00.000-08:00</published><updated>2011-11-20T13:57:33.858-08:00</updated><title type='text'>Bu İddia Dünyayı Sarsacak !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qwtoZqe30OM/Tsl3xSMig7I/AAAAAAAAIwg/VM_x9mLssVw/s1600/191916-bu-iddia-dunyayi-sarsacak-Resim.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-qwtoZqe30OM/Tsl3xSMig7I/AAAAAAAAIwg/VM_x9mLssVw/s200/191916-bu-iddia-dunyayi-sarsacak-Resim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkiz Kulelere yönelik saldırıda birçok kişinin hayatını kurtaran Dünya Ticaret Merkezi çalışanı William Rodrigez'in iddiası çok tartışılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkiz kulelerde temizlik elemanı olarak çalışan 11 Eylül'ün kahramanı William Rodrigez, dünyayı sarsacak bir iddia da bulundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"11 Eylül saldırıları Amerika'nın Irak' a girmesini haklı göstermek için yapıldı. Saldırının Müslümanlara atılmaya çalışılmasına dayanamıyorum. Daha uçaklar binalara çarpmadan içerde patlamalar oldu''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya, William Rodrigez adını ilk kez Amerika'daki Dünya Ticaret Merkezi'nin 11 Eylül 2001'de yıkılmasında duydu. İkiz kulelerde temizlik elemanı olarak çalışan Rodrigez, hayatını hiçe sayarak, çok sayıda insanı kurtardı. Gösterdiği cesaret nedeniyle ulusal kahraman ilan edilen Rodrigez, bir anda Amerika'nın en ünlü ismi oldu. Sinema ve siyaset dünyasından aldığı teklifleri, "hayatını kaybeden insanların üzerinden para kazanmayı kendime&lt;br /&gt;yakıştıramıyorum" diyerek, reddetti. Saldırının bir komplo olduğunu iddia etmesinin yarattığı şaşkınlık atılamamışken Rodrigez'in, Müslüman olduğunu açıklaması onu bir kez daha ülkesinin ve dünyanın gündemine taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'da 'Hero-kahraman" ilan edilen William Rodrigez, eşi Elizabeth ile birlikte ilk kez geldiği Türkiye'de, AA muhabirine 11 Eylül'de yaşadıklarını ve hayatının nasıl değiştiğini anlattı. Rodrigez, Porto Riko'da doğduğunu, iyi bir sihirbaz olmak için 20'li yaşlarda Amerika'ya gittiğini söyledi. Umduğu gibi sihirbaz olamayınca, kendini Dünya Ticaret Merkezinde temizlik elamanı olarak bulduğunu kaydeden Rodrigez, 11 Eylül 2001 sabahı&lt;br /&gt;yaşadıklarını şöyle anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Güneşli bir gündü. Havayı bu kadar güzel görünce içimden işe gitmek gelmedi. Şefimi arayıp hasta olduğumu, işe gelemeyeceğimi söyledim. Çok kızdı ve izin vermedi. İstemeyerek saat 08.30 da işe gittim. Saat 08.46 gibi zemin 2. kattan bir patlama sesi geldi. Ben ve 14 arkadaşım bu sırada zemin 1. kattaydık. Jeneratör patladı sandık, herkes panik oldu etrafa koşuşturmaya başladı. Aradan 7 dakika geçtikten sonra yukarıda bir patlama daha oldu. Bu patlamanın aslında binanın tepesine çarpan uçaktan kaynakladığını o sırada hiçbirimiz anlayamadık. Yani uçağın çarpmasından önce zemin katta bir patlama meydana geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ PATLAMA GÜNEY KULEDE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz kuzey kuledeydik, Güneye geçmek isterken bir patlama daha oldu. Bu çok daha kuvvetliydi. Duvarlar yıkılmaya başladı. O panik haliyle içeri mi girsek, dışarı mı çıksak bilemedik. Alttan patlamalar devam ediyordu, deprem zannettik. Herkes lobiye çıkmak istiyordu. Ama bir arkadaşımız yüzü gözü kan içinde 'bomba' diye bağırarak, lobiden yanımıza gelince oraya gitmekten de vazgeçtik. Bütün binayı çok iyi bildiğim için etrafımda toplanan 14 kişiyi binadan çıkarmayı başardım. Bu sırada dışarda ambulansları gördüm yaralıları ambulansa kadar taşıdım. Dışarı çıkınca binaya uçak çarptığını söylediler. O zamana kadar ne olduğunu bilmiyorduk."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PARÇALANMIŞ CESETLER 106. KATTAN ATLADI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodrigez, dışarının toz duman içinde olduğunu görünce şaşkınlığının daha da arttığını vurgulayarak, "İlk başta çöp olduklarını düşündüğüm, camlardan atlayan insanların parçalanmış cesetleriymiş gördüklerim. İnsanlar paramparça olmuşlardı. En üst kat olan 106. katta restoran vardı. Orada kahvaltı yapan insanlar aşağıya atlıyordu. Eğer ben de işe geç gelmeseydim onlar gibi kahvaltı yapmak için 106. katta olacaktım" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarını kurtarmak için tekrar içeri girdiğini ifade eden Rodrigez, sözlerini şöyle sürdürdü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şefim içeri girmeme izin vermese de güney kulesine gittim. Güney kulede gördüğüm güvenlik görevlisini dışarı çıkardım. Sonra tekrar binaya döndüm herkes&lt;br /&gt;bana bağırıyor 'binaya dönme öleceksin' diyordu. Tekrar kuzeydeki kuleye döndüm.&lt;br /&gt;Her taraf su içindeydi. Asansörlerden 'yardım edin' diye sesler geliyordu. Bana&lt;br /&gt;en yakın olan asansörde sıkışıp kalan 2 kişiyi dışarı çıkarıp, ambulansa götürdüm. Sonra tekrar içeri döndüm, herkes 'deli misin gitme' diye bağırıyordu&lt;br /&gt;arkamdan."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYAT KURTARMASI GEREKENLER KAÇTI!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodrigez, kendisinde binadaki bütün kapıları açan bir mastır anahtar olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu anahtardan benim dışımda 4 kişi de daha vardı ki, onlar böyle bir anda insanların kurtulması için kapıları açması gereken görevlilerdi. Ama gördüm ki, bu kişiler herkesten önce kaçıp gitmiş. Lobiye çıktığımda itfaiyecileri gördüm. Lobiden 106. kata doğru çıkmaya başladık. Katlardaki insanları dışarı çıkardık. Cam kenarında oturan insanların yüzlerine camlar saplanmıştı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UZUN SÜRE ASANSÖRE BİNEMEDİM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodrigez, 33. kata kadar tek başına çıktığını anlatarak, şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Orada bir polis iki itfaiyeci daha bana yetişti. Öbür binadan büyük bir patlama sesi daha geldi. Sonradan öğrendik ki, ikinci binaya çarpan uçaktan kaynaklanmış bu patlama. Polis 'William artık dönmeliyiz bunun için sana para vermeyecekler' dedi oysa ben para için değil, arkadaşlarımı kurtarmak için yapıyordum. Tekerlekli sandalyede birini gördük. İtfaiyecilerin yardımıyla dışarı çıkardık. Bu sırada asansörlerde sıkışıp kalan insanların sesini duyuyor ama çıkaramıyorduk. O yüzden 11 Eylül'den sonra uzun bir süre asansöre binemedim. Adamı, ambulansa taşımak için dışarı çıktığımda bina tamamen çöktü enkazın altında kaldım. İki saat sonra çıkarıldım. Ambulansta gözümü açtığımda bir&lt;br /&gt;muhabir '30 saniye sonra canlı yayındasınız' diye mikrofonu uzattı. Sadece dizim yırtılmıştı başka da bir şey olmadı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR ANDA KAHRAMAN OLMUŞTUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodrigez, olaydan sonra 11 Eylül kurbanları için bir dernek kurduğunu belirterek, "Bir anda kahraman haline geldim. Sokakta herkes beni tanıyordu. Bu nedenle politikacılar bir merdiven temizleyicisi olmama rağmen partilerine katmak için para teklif ettiler, liderlik eğitimlerine gönderdiler. Bu sırada işimi de kaybetmiştim, evsiz kaldım. Bir süre arabada ve köprü altlarında yaşadım. Buna rağmen siyasete girmedim, film tekliflerini kabul etmedim. 200'den fazla arkadaşımı kaybettim, toplam 4 binden fazla insan öldü. Onların üzerinden pirim yapmak istemedim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜSLÜMANLAR SENİ ÖLDÜRÜR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Eylül'den sonra yaşadıklarını anlatmak için dünyanın dört bir yanından davet aldığını belirten Rodrigez, şunları kaydetti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Malezya Başbakanından davet aldığımda 'Malezya'ya gitme Müslümanlar seni öldürür' dendi. New York'ta da Müslüman arkadaşlarım vardı ama ilk defa İslamiyetle orada yakın temas kurdum. Malezya'da İslam'a duyduğum samimiyetten sonra Londra'da Şeyh Yusuf Estes ile tanıştım. Ondan sonra şahadet ettim ve 2006'da Müslüman oldum. Müslüman olduktan sonra herkes bana saldırdı ama ben Allah'ın dostluğunu kazandım. Hükümetle daha fazla problem yaşamaya başladım. Ulusal bir kahramandım, onlar benim siyasetçi olmamı istiyorlardı. Onların duymak istediklerini değil, doğru olanları söyledim. 11 Eylül'ün üzeri örtülmeye çalışıldı. Monica Lewinski davası için bile 35 milyon dolar harcanırken, 11 Eylül için 15 milyon dolar harcandı. 11 Eylül saldırıları Amerika'nın Irak'a girmesini&lt;br /&gt;haklı göstermek için yapıldı. Saldırının Müslümanlara atılmaya çalışılmasına dayanamıyorum. Daha uçaklar binalara çarpmadan içerde patlamalar oldu. Bu bir&lt;br /&gt;komploydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurbanlar üzerinden bir siyaset yapıldı. Ama Amerikan halkı bunu biliyor artık. Ancak Amerikalılar koltuklarında oturur, 'bu kötü' der değiştirmek için bir şey yapmaz. Bugünün gençleri daha farklı. Wall Street olaylarında gördüğünüz gibi. Haksızlığa sessiz kalmıyor. Şimdi de İran'a karşı çok güçlü bir propaganda yapılıyor. Önümüzde seçim var bu da seçim için kullanılıyor. Ama benim umudum var. Sonunda gerçekler ortaya çıkacak. 11 Eylül'ün unutulmaması için bu konuyu gündemde tutmaya devam edeceğim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EŞİM DE BİR GAZETECİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Eylül'ün hayatını tamamen değiştirdiğini ifade eden Rodrigez, "Eşim Elizabeth de bir gazeteci. Benimle röportaj yaptığında tanıştık. O sırada nişanlıydı ama ilk görüşte aşık olduk. Nişanlısından ayrılarak, benimle evlendi" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAN DA DEPREMZEDELERİ ZİYARET EDECEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodrigez, eşiyle birlikte Türkiye'ye ilk kez tatil için geldiğini, Van'daki depremi duyunca orayı da ziyaret etmeye karar verdiğini söyledi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-7528056871799908320?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/7528056871799908320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/bu-iddia-dunyay-sarsacak.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/7528056871799908320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/7528056871799908320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/bu-iddia-dunyay-sarsacak.html' title='Bu İddia Dünyayı Sarsacak !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qwtoZqe30OM/Tsl3xSMig7I/AAAAAAAAIwg/VM_x9mLssVw/s72-c/191916-bu-iddia-dunyayi-sarsacak-Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8772993696960990925</id><published>2011-11-19T13:51:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T13:51:26.669-08:00</updated><title type='text'>ERKEKLER ÇİÇEKTİR</title><content type='html'>Erkekler cicektir Iyi bakilirsak cok iyi sevgili olur bizden. Baba, agabey, kardes olur. Ama hayat firtinasi dort yandan eserken zorlaniriz bazen. O zaman isteriz ki, cicek adlarini bilen bir kadin girsin ruzgârla aramiza. Her seyi goze alip korusun bizi Bakmayin, yufkadir biz erkeklerin yurekleri. Hassas, kirilgan, pamuk kivamindadir. Iclerinde hem sevmeye hem de duygulanmaya yetecek yer vardir. Ama gostermeye firsat bulamayiz pek. Cunku geleneklerden olusan gaz ve toz bulutu dogdugumuz an bizi cevreleyip emdigimiz sutu burnumuzdan fitil fitil getirmistir. Kafamiz luzumsuz dayatmalar, toreler ve erkeklik degerleriyle oyle doludur ki, yuregimize bakip oradaki cicekleri gormeye firsat bulamayiz pek.&lt;br /&gt;Ama cicektir butun erkekler. Nazli, ketum, gururlu ciceklerizdir. Bir kadin bizi anlayip su ve isik verdiginde hemen acip birer botanik harikasina donusuveririz. Kasimpati gibi oluruz mesela... Sert kasim ruzgârlariyla patlar, sert gorunuslu kalbimizin balkonundan seyrederiz geleni geceni. Dilimizin altinda soylenmemis sozler vardir. Ruhumuzun diplerinde sakli bir sevda bekler. Soylenmemis sozlerin guzelligiyle serpilir, uzun sure solmadan durabiliriz. İsteriz ki Akdenizli bir kadin ciksin, sorsun halimizi. Sicak gunesiyle bizi isitsin ve kurtarsin delikanli ruhumuzu, icimizdeki bitmek bilmeyen sonbahardan. &lt;br /&gt;Aksam sefasi gibi ya da... Sadece yaz aksamlarinda acar, boynumuzu sadece ince bilekli, guzel ayakli kadinlarin onunde egiliriz, parmaklarini opmek icin. Bu gece hayatimiz yuzunden adimiz kolayca capkina, arsiza cikar. Oysa kimse bilmez; ipek gibidir dokumuz. Gunesin sert isigindan, gunduzun itis kakisindan yaralanir, icten ice kanariz. Sonra yine gece olur, giyinip suslenip cikariz piyasaya. Kendimizi dosta dusmana sakinmadan gosteririz. Ilgi cekmek icin misler gibi kokar, sabahin ilk isiklariyla karisiriz kayiplara. Kadinlari kendilerine asik edip kacanlar, sevdigi kiz yuzunden adam vuranlar aksam sefalari arasindan cikar. &lt;br /&gt;Manolya gibi olanlarimiz da vardir. Eger manolya erkegiysek, sadece gorunusumuz degil, adimiz bile iyilik cagristirir. Bizi koklamak guzel olmasina guzeldir de iliski ciddiye biner, hele evlilige falan uzanirsa sorun yasanabilir. Iyi baslamak gerekir cunku manolyalarla. Onlara ozen gostermek, baslarini oksamak gerekir. Aslinda yanlarinda kendinizi eski bir Rus romaninda zannetmeniz isten bile degildir. Karin done done yagisini, uzaktan bir atlinin yaklastigini hayal meyal gorursunuz. oyle romantik, oyle yigittirler. Sevdiklerine kendilerini oykunun esas kiziymis gibi hissettirirler. Gerci bu durum bir sure sonra fenalik da getirebilir kadinlarin icine. simdiki zamani ve gercek hayati ozletebilir. Yine de bir manolya agacina bakip onu zarif bir erkege benzetmek guzel seydir. En azindan manolya tarzi erkekler bayilir boyle benzetmelere. &lt;br /&gt;Erguvan cicekleri de Bogaz kiyilarina bayilir. Beyefendidir erguvan erkekleri. Kadinlari anlamayi, onlarla konusurken her sozcugu bir solene cevirmeyi gayet iyi bilirler. Asiyan'a gidip bogaz kiyilarini gerdanlik gibi susleyen erguvanlara bakar, orada inci gerdanligin susledigi bir kadin boynunun hayalini gorurler. Bir kadin icin boyle bir erkekle birlikte olmak erguvan omrunu yasamaya benzer. Pembeden eflatuna dogru, sevip sevip gidersiniz. Aylardan hep Nisan olur, hic bitmez. Icindeki doganin cosmasini, cicek acmasini isteyenler bilsin: Erguvan erkekleri tam onlara goredir. &lt;br /&gt;Kamelyali kadinlarsa baska erkeklerden hoslanir. Kamelya erkeklerinde dogunun guzelligini bulursunuz. Narinlligi ve gucu ayni anda gorursunuz mesela. Bu yan yana gelis dogrudan etki eder bir kadina. 'Kamelyali Kadin' oykusundeki ask nasil imkansizsa, kamelyali bir erkegi yuzde yuz anlamak da o kadar imkansizdir. Bu yuzden ulasilmaz gorunurler ilk bakista. Bu yuzden yalniz, tuhaf ve cocuksudurlar. Belki guzeldirler guzel olmasina; ama bu guzellik bazen de huzun verir. &lt;br /&gt;Biz erkekler, cicegizdir. Solmaya hazir tac yapraklarimiz, kolayca bukulen birer boynumuz vardir. Iyi bakilirsak cok iyi sevgili olur bizden. Baba, agabey, kardes olur. Ama hayat firtinasi dort yandan eserken zorlaniriz bazen. O zaman isteriz ki cicek adlarini bilen bir kadin girsin ruzgarla aramiza. Her seyi goze alip korusun bizi. Korusun ki acalim, onun gonul bahcesinde..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8772993696960990925?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8772993696960990925/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/erkekler-cicektir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8772993696960990925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8772993696960990925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/11/erkekler-cicektir.html' title='ERKEKLER ÇİÇEKTİR'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-4611616101308934261</id><published>2011-10-26T14:34:00.000-07:00</published><updated>2011-10-26T14:34:55.343-07:00</updated><title type='text'>ABD “DEPREM SİLAHI - HAARP” İLE TÜRKİYE’Yİ VURDU MU ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-HzvmfBkkDkc/Tqh8-HX5InI/AAAAAAAAIwI/tCCgu1_gpD4/s1600/ighfgaae.png" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-HzvmfBkkDkc/Tqh8-HX5InI/AAAAAAAAIwI/tCCgu1_gpD4/s200/ighfgaae.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Ekim 2011 günü Kremlin’den dünya ajanslarına düşen bir habere göre; ABD, Türkiye’nin kendisinden izin almadan Kuzey Irak’a girmesine misilleme  olarak  “Deprem Silahı - HAARP” ile Türkiye’ye saldırmışdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;High Frequency Active Auroral Research Program kelimelerinin kısaltılması olan HAARP, dünya gündemine ilk defa Yugoslav asıllı Fizikçi Nikola TESLA’nın ismi ile düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikola TESLA, mucit, bir fizikçidir ve elektrofizik uzmanıdır. Aslında dünyadaki bilim ve teknoloji yapısını tam anlamıyla 'kökünden' değiştirebilecek birçok 'kullanılan ve kullanılmayan' deneye/buluşa da imza atmasına rağmen, ders kitaplarında adı nadiren geçer. Özellikle 'elektriğin kablosuz taşınabilmesi' gibi bir buluşu ve bunu kanıtlaması onun ne kadar benzersiz bir mucit olduğunu açıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Temmuz 1867’de doğan ve 7 Ocak 1943 yılında vefat eden Nikola TESLA, kendisine ait patent aldığı 700 buluşla en çok patent sahibi kişi olarak dünya tarihine geçmiştir. Şikago yakınlarında kurduğu laboratuvarında yaptığı bir deney esnasında şehir sallanmaya başlayınca, Defense Intelligence Agency (DIA) ajanları laboratuvarını basmış ve bütün çalışmalarına el koymuşlardır. Bu durum, Tesla’nın Yugoslav asıllı olduğunu, bu nedenle de çalışmalarının Yugoslavya’ya iat olması gerektiğini belirten General TİTO ile ABD’nin arasının açılmasına neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaydan sonra, Nikola TESLA gündemden kaybolmuş ve ölümü de II. Dünya Harbi’ne denk geldiği için, bu büyük mucitin buluşları DIA’in TOP SECRET sırları arasında kalmaya mahkum olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nikola TESLA’nın adını ve önemini ilk defa 1971 yılında Türk dostu ve DIA’in üst düzey ilim adamlarından biri olan ve “ABD’yi uzaya açan bilim adamı” ödülüne layık görülen Prof. Freeman Gordon LEE’den öğrenmiş ve 1988 yılında birlikte “Provo UTAH’daki Eyring Research Laboratory” yi ziyaret ettiğimizde TESLA’nın bazı buluşlarını da görme şansını yakalamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, Rus Deniz Kuvvetlerinin Kremline gönderdiği raporun doğruluğuna yüzde yüz inanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rapora göre; Karadeniz ve civarındaki Rus monitor istasyonları son 36 saatte iyonosferde “hızlı” bir ısınma gözlemeye başladılar, bu ısınma doğu Türkiye’yi vuran 7.3 büyüklüğündeki depremden birkaç saat önce zirveye ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyonosferin ısınmasının, ABD’nin tüm dünyada bulunan ve Alaska’daki ana üslerinden kontrol edilen HAARP tesislerinden çalıştırılan “Deprem Silahının belirgin özelliği” olduğunun raporda not edilmiş olması çok önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD bu silahını en son bu yılın Mart ayında, yükselen Japon ekonomisini sekteye uğratmak için, Japonya’ya karşı kullanmıştır. ABD, HAARP ile, 9.0 büyüklüğünde bir depreme neden olarak, deprem sonucu meydana gelen Tsunami ile Japonya’yı vurmuştur.  9.0 Büyüklüğündeki depremden önce de, Japonya üzerindeki atmosfer hızla ısınmışdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus Donanma İstihbaratı subayları bu saldırının amacının; Irak’tan Türkiye’ye sızan Kürt teröristlerin Çukurca’da 30 civarında Türk askerini ve emniyet görevlisini öldürmesine karşılık olarak, geçtiğimiz  hafta Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesine “ciddi şekilde engel olmak” için yapıldığını belirtmişlerdir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rapora göre, ABD’nin en büyük korkusu, Türkiye’nin Irak’a girmesinin daha büyük bir Orta Doğu savaşına yol açacak olmasıdır. Türk ordusu, İsrail’in, Kürt ayrılıkçı hareketi üzerindeki artan gücünün farkındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD ve Türkiye’deki sade vatandaşın bilmediği husus; ABD’nin Irak’ı istilasından kısa bir süre sonra, yüzlerce İsrail Özel Kuvvetler birliklerinin, Türkiye, Suriye ve İran’a karşı bir “kuvvet üssü” oluşturmak için, Irak’ın kuzeyindeki  Kürt bölgesine gizlice gitmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran, geçtiğimiz Ağustos ayında İsrail’in Irak’ın kuzeyine insansız hava araçları gönderdiğini açıklamıştır ki, bu bilgi, Haber Türk’ün Teke Tek programında eski Dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Dirik tarafından da ifade edilmiştir. Yani; Büyükanıt’ın iddia ettiği gibi, BBG evi gibi PKK’yı izleyen Türkiye değil İsrail’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus istihbarat analistleri, ABD’nin uzun süredir tüm Orta Doğu (bazıları tüm dünya için olduğunu söylüyor) ülkeleri  için hazırladığı BOP eksenli Master Planında;  bölgeyi kendi orijinal kabile sınırlarına geri döndürmek için bölmeye çalıştığı konusunda Kremlin’i uyarmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin uygulamaya koyduğu bu planın başarısından şüphe edilemez. Çünkü, son 25 yılda, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Afganistan, parçalanmış, Irak ve Libya da bölünme sürecine girmişlerdir. Planları, Türkiye, Suriye, İran ve daha sonra da Suudi Arabistan’ı bölmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye; ABD’nin Türkiye ve Orta Doğu ülkelerini parçalama planını, ilk kez, 2006’da Roma’daki  NATO Savunma Eğitim Merkezindeki bir panelde farketmiştir. Bu panelde ABD Subayları Türkiye’deki 18 şehrin “Kürdistan” olarak gösterildiği bir haritayı  kullanmışlardır. Daha sonra ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld bu harita için özür dilese de, bu son saldırı onların gerçek amaçlarını gösteren örneklerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Türkiye’ye karşı bu saldırısının tüm ayrıntıları henüz tam olarak değerlendirilmemiş olsa da, Rus Donanması yetkilileri bu raporda, daha fazla saldırıların “yakın” olduğunun düşünülmesi gerektiği konusunda Kremlin’i uyarmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlanacağı üzere, Gölcük Depreminden sonra da bu konu gündeme gelmiş, ancak, Türk medyası bu konu ile hemen hiç ilgilenmemiş, Başkan Clinton’un burnunu sıkan bebeğe sütunlarında ve görsel programlarında  daha çok yer ayırmayı yeğlemişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi bilim insanlarının kıymetini bilmeyen ve onları koruyamayan ülkeler, bu tür sürprizlerle karşılaşmaya mahkumdurlar…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-4611616101308934261?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/4611616101308934261/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/10/abd-deprem-silahi-haarp-ile-turkiyeyi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/4611616101308934261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/4611616101308934261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/10/abd-deprem-silahi-haarp-ile-turkiyeyi.html' title='ABD “DEPREM SİLAHI - HAARP” İLE TÜRKİYE’Yİ VURDU MU ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-HzvmfBkkDkc/Tqh8-HX5InI/AAAAAAAAIwI/tCCgu1_gpD4/s72-c/ighfgaae.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2890242401735236653</id><published>2011-09-14T12:08:00.001-07:00</published><updated>2011-09-14T12:08:18.734-07:00</updated><title type='text'>Libyalı muhalifleri Türk özel harekatçılar eğitti !</title><content type='html'>Muammer Kaddafi’nin 42 yıllık iktidarının sona erdiği Libya’da, muhaliflerin gönüllü ordusunu Türkiye’den giden emekli özel harekatçıların eğittiği ortaya&lt;br /&gt;çıktı.&lt;br /&gt;Basına yansıyan görüntü ve fotoğraflarda Ulusal Geçiş Konseyi’nin ordusuna Türkiye’den giden emekli özel harekatçılar verdiği savaş eğitimi yansıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;50 bin kişinin hayatını kaybettiği Libya’da 6 aydır süren çetin mücadelenin sonuna yaklaşılıyor. Bingazi’nin muhaliflerin eline geçmesinin ardından Türkiye’de&lt;br /&gt;bazı emekli diplomatlar hükumetin Libya politikasını eleştirmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı Kaddafi yanlısı olmakla suçlayan çevreler, Fransa, ABD&lt;br /&gt;ve İngiltere; Libya’ya havadan ve denizden operasyon yaparken Türkiye’nin devre dışı kaldığını ileri sürmüştü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ancak Cihan'ın elde ettiği görüntülerde durumun tam tersi olduğu anlaşılıyor. Özellikle Bingazi’de Türkiye’den gelen emekli özel harekatçıların Ulusal Geçiş&lt;br /&gt;Konseyi ordusuna eğitim verdiği ortaya çıktı. Görüntülerde; Libya’ya giden bir grup emekli özel harekat polisi geçiş konseyinin ordusuna silahlı eğitimin&lt;br /&gt;yanı sıra güvenlik kontrol, yol emniyeti, güvenlik arama, araç arama, bina operasyonu, VIP devlet büyüğü koruma ve şahıs arama amaçlı eğitimler veriyor.&lt;br /&gt;Gönüllü özel harekatçılar, faaliyetlerini iki dönem halinde gerçekleştiriyor. Kaddafi’nin hüküm sürdüğü şehirlerde yönetimi tek tek ele geçiren Libya halkına&lt;br /&gt;en büyük desteğin Türkiye’deki gönüllü eski özel harekatçılardan geldiği anlaşılıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Libya’da halen Ulusal Geçiş Konseyi’nde Haberleşmeden Sorumlu Komutanı Mustafa El Mecbri ve Konseyin Bingazi Komutanı İbrahim El Brigti’nin Kaddafi güçlerine&lt;br /&gt;karşı etkili bir güç oluşturmak amacıyla emekli özel harekatçıların verdiği eğitimlerden son derece memnun kaldığı belirtildi. El Mecbri Kabilesi’nin liderlerine&lt;br /&gt;bağlı gönüllü gruptakiler ile birlikte yaklaşık 3 bin muhalif askere verilen stratejik destek eğitiminde, cephede nasıl hareket edileceğinden şehir içindeki&lt;br /&gt;bina operasyonlarına kadar birçok savaş taktiğinin öğretildiği ifade edildi. Türk bayraklarını giydikleri üniformalarda taşıyan Libya halkının Türkiye’den&lt;br /&gt;gelen bu destekten memnun kalması dikkatlerden kaçmıyor. Bunu en iyi anlatan tablo ise, silahlı eğitim alan gençlerin iki ülkenin bayrakları altında kaydedilen&lt;br /&gt;fotoğraflarda ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘BİZDEN ÇOK MEMNUN KALDILAR’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye’den giden emekli özel harekatçılardan E. A. eğitim veren birliğin önde gelen isimlerinden. 20 yıllık tecrübesini Libya halkına aktardığını anlatan&lt;br /&gt;E. A., “Bizden çok memnun kaldılar. Hatta ağladılar. Bingazi komutanı var. İbrahim Bey. Ben onun zaten misafiriydim. Onun 25 bin tane adamı var. O kişileri&lt;br /&gt;eğittik. İçlerinden seçme gençlere eğitim verdik. Bingazi’ye, Humus’a, Abdülcelil Bey’in memleketi Beydağı’na gittik.” dedi. Libya’da Kaddafi muhaliflerin&lt;br /&gt;kendilerini gördüğünde ilk etapta büyük şaşkınlık yaşadığını anlatan E. A.’nın duyduğu ilk sözler, “İçinde Türklerin de olduğu 29 bin kişinin boşaltıldığı&lt;br /&gt;bir ülkede siz çıktınız bize eğitim vermek için geldiniz. Çok mutlu olduk.” şeklinde olmuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Terörle mücadele konusunda özel harekat birliklerinde uzun süre görev yapan E. A., verdikleri eğitim ile ilgili şunları anlattı: “Eğitim kapsamında şehir&lt;br /&gt;içindeki özel güvenlik kontrolleri için yani güvenlik aramaları ve araç aramaları için uygulamaları tarif ettik. Şahıs aramaları için de güvenlik amaçlı&lt;br /&gt;bu eğitimi verdik. Ayrıca herhangi bir olayda şehir içerisinde şüpheli bir paket görüldüğünde ya da bir patlama anında alınması gereken önlemleri anlattık.&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra cephede nasıl hareket etmeleri gerektiğini gösterdik. Biz tabii ki içlerinden kabiliyetli olanları seçtik. Onlara da şehir içindeki bina&lt;br /&gt;operasyonlarıyla ilgili eğitim verdik.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘AMACIMIZ; TÜRK BAYRAĞININ DALGALANMASI’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;17 gün süren profesyonel müdahale taktiklerini iki etapta Libya halkı ile paylaştıklarını belirten E. A., tek amaçlarının; Türk bayrağının orada dalgalanması&lt;br /&gt;olduğunu söyledi. E.A., “Orada Türkiye ile ilgili bir şeyler yapmak istedik. Hiçbir menfaatimiz yok. Yol parası dahil bütün harcamalarımızı kendimiz karşıladık.&lt;br /&gt;Devletin haberi mutlaka vardır. Devleti zor durumda bırakacak bir şey yapmadık. Amacımız Türk bayrağının orada dalgalanması.” ifadelerini kullandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘KADDAFİ GÜÇLERİ BİZE SUİKAST DÜZENLEYECEKTİ’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yaşadıklarına ilişkin çarpıcı bilgiler de veren E.A., Libya'da bulundukları süre içinde Kaddafi güçlerinin hedefi olduklarını söyledi. Bunun için eğitimleri&lt;br /&gt;büyük bir gizlilik içinde verdiklerini belirten E. A., Kaddafi yanlılarının kendilerine suikast düzenleyeceklerine dair duyumlar aldıklarını ifade etti.&lt;br /&gt;E.A., “Bizim gittiğimiz dönem de tam savaşın ortası olduğu için orada kimseye de haber vermek istemediler. Bizim herhangi bir canımıza bir şey gelmesin&lt;br /&gt;diye biraz da gizli eğitim verdik. Ciddi anlamda tepki aldık. Hatta hatta bize orada suikast yapılacağını veya bizi direkt olarak vuracaklarını dair duyumlar&lt;br /&gt;geldi ama biz tabi ki onları göze aldık.” şeklinde konuştu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘BİRÇOK ÜLKENİN ASKERİ VARDI’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Libya toprakları üzerinde birçok ülkenin askerlerinin olduğunu anlatan E.A., şu bilgileri verdi: “Biz gazeteci kimliği taktık. Fotokopi yapıp götürdük.&lt;br /&gt;O da biliyordu ki benim gazeteci olmadığımı. Ben de onun biliyordum gazeteci olmadığını. Herkes orada bir şekilde gelmiş eğitim yaptırmaya çalışıyor. Polonyalılar&lt;br /&gt;eğitim vermişler. İsveç, Norveç’ten gelenler vardı. İtalyanların orada gayrı resmi biçimde şu anda bir sürü binbaşısı var. Onlar tabi askeri normal eğitim&lt;br /&gt;veriyorlar. Operasyon anlamında bir eğitim genelde yoktu. Operasyon eğitimini biz verdik Libyalı kardeşlerimize.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘HALK FRANSIZLARDAN, YÖNETİM TÜRKLERDEN YANA’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Libya’da Türkiye’ye karşı önemli bir ilgi olduğunu da belirten E. A., halk nezdinde Fransa’nın bir adım önde olmasına karşın Ulusal Geçiş Konseyi’nin Türkiye’den&lt;br /&gt;yana tavrını açıkça ortaya koyduğunu kaydetti. E.A, “Fransa orada bir adım önde gibi gözüküyor. Halk nezdinde biraz daha itibar almış. Ancak devletin,&lt;br /&gt;şu andaki meclis yönetimi, o geçici hükumet tamamen Türkiye tarafında. Ama mecburen hali hazırda orada şu anda Fransa’ya da, İngiltere’ye de bir pay vermek&lt;br /&gt;zorunda.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Libyalı muhaliflerin Türkiye’ye karşı büyük beklentiler içinde olduğunun altını çizen E.A., “Fransa’nın yaptığını Türkiye’nin yapmasını istiyorlar. Verdiğimiz&lt;br /&gt;eğitim halk katında çok ciddi bir artı. Fakat onlara ‘Fransa’ya verdiğiniz destek bizim zorumuza gitti.’ dedim. O zaman şöyle dediler; ‘biz Fransızlar&lt;br /&gt;ilk bombayı attığı için tabi ki bir tebessüm ile teşekkür etmek istedik. Yoksa onları kabullendik anlamına gelmiyor.’ Hep bu örneği veriyorlar; Türkler&lt;br /&gt;bizim önceliğimiz, onlar bizim kardeşimiz.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘İŞ ADAMI GÖRÜNÜMLÜ İNGİLİZ VE FRANSIZ GENERALLER ORADA’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Libya’da iş adamı görünümlü İngiliz ve Fransız generalleri olduğunu ifade eden E. A., “İngilizler, Fransızlar oradaydı. İnanın üç, dört tane otel vardı.&lt;br /&gt;Oteller ağzına kadar yabancı uyruklu iş adamı, gazeteci görünümlü asker ve komutan ile doluydu.” dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye’deki birçok müteahhit firmanın da kendilerine destek olmak istediğini belirten E. A., şu ana kadar hiçbir şirketin desteğini kabul etmediklerini&lt;br /&gt;söyledi. Eğitimin tamamen gönüllü bir hareket olduğunun altını çizen E. A., talep gelmesi halinde arkadaşları ile birlikte tekrar eğitime gideceklerini&lt;br /&gt;de sözlerine ekledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kaddafi'nin sözcüsü: Savaşmaya hazır&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Libya'nın devrik lideri Muammer Kaddafi'nin sözcüsü, Kaddafi'nin hala ülkede olduğunu ve güçlerini toplayarak sonuna kadar savaşmaya hazırlandığını söyledi.&lt;br /&gt;Sözcü Musa İbrahim, Reuters'a yaptığı açıklamada, Kaddafi'nin moralinin yerinde olduğunu ve arkasındaki güçlü ordusuyla Libya'nın her kentini özgürlüğüne&lt;br /&gt;kavuşturmak için sonuna kadar savaşacağını ifade etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Musa İbrahim, "Kaddafi'nin sağlığı çok iyi, morali yerinde ve kendisi tabii ki Libya'da" dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ülkedeki savaşın sanılandan çok daha uzun süreceğini söyleyen İbrahim, "Ordumuz hala çok güçlü ve bize katılan binlerce gönüllü var. Libya'da kuzey kıyısında&lt;br /&gt;ve batıda kontrolümüz altında bulunan çok geniş bölgeler var. Güney zaten tamamen bizim" diye konuştu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kaddafi'ye bağlı güçleri toparladıklarını belirten sözcü İbrahim, sokak sokak, ev ev yıllar boyu savaşmak zorunda kalsalar bile her bir Libya kentini tek&lt;br /&gt;tek özgürlüğe kavuşturacaklarını söyledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Musa İbrahim, kendisinin nerede olduğu konusunda da bilgi vermedi ancak UGK'nın üst düzey komutanlarından biri, İbrahim'in Salı günü Kaddafi güçlerinin&lt;br /&gt;elinde bulunan Beni Velid'de Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam ile birlikte görüldüğünü belirtti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kaddafi'nin ise nerede olduğu aylardır bilinmiyor. Kaddafi'nin ailesi ve yakın çevresinin, başkent Trablus'un Ulusal Geçiş Konseyi güçlerinin eline geçtiği&lt;br /&gt;23 Ağustos'tan sonra ülkeden kaçtığı veya saklandığı belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cihan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2890242401735236653?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2890242401735236653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/09/libyal-muhalifleri-turk-ozel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2890242401735236653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2890242401735236653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/09/libyal-muhalifleri-turk-ozel.html' title='Libyalı muhalifleri Türk özel harekatçılar eğitti !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3884629602280167749</id><published>2011-09-12T12:23:00.000-07:00</published><updated>2011-09-12T12:23:17.385-07:00</updated><title type='text'>Bir 'evet' Türkiye'yi böyle değiştirdi !</title><content type='html'>12 Eylül referandumu Türkiye tarihi açısından bir milattı. Darbe anayasasından kurtulmak isteyen milyonlar sandığa koştu. Millet, demokratik ve&lt;br /&gt;sivil Türkiye'nin önünü açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir 'evet' Türkiye'yi böyle değiştirdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumu Türkiye tarihi açısından bir milattı. Darbe anayasasından kurtulmak isteyen milyonlar sandığa koştu. Millet, demokratik ve sivil Türkiye'nin&lt;br /&gt;önünü açtı.&lt;br /&gt;METİN ARSLAN, AHMET DÖNMEZ ANKARA MUSTAFA GÜRLEK'in haberi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asker-sivil ilişkileri yeniden ve olması gerektiği gibi düzenlendi. Yargı imparatorluğu çöktü. İşadamlarının önü açıldı. YAŞ mağdurlarının itibarları iade&lt;br /&gt;edildi. Emekli, memur ve işçiler yeni haklara kavuştu. Engellilere yeni haklar verildi.Türkiye, bir yıl önce yapılan referandumla demokrasi ve özgürlüklerin&lt;br /&gt;alanını genişleten yepyeni bir döneme adım attı. 12 Eylül 1980 askerî darbesinin 30. yıldönümünde referanduma sunulan anayasa değişikliği paketi, halkın&lt;br /&gt;yüzde 58'inin 'evet' oyuyla kabul edildi. 26 maddeden oluşan paketle, ileri demokrasi ve sivil Türkiye'nin yolunu açan birçok yeni düzenleme hayatımıza&lt;br /&gt;girdi. 1982 Anayasası'nda yapılan reform niteliğindeki değişiklikler, Türkiye için adeta milat oldu. Özellikle yargı alanındaki düzenlemeler daha demokratik,&lt;br /&gt;sivil ve çoğulcu bir yapı sağladı. Darbecilere yargılama yolu açıldı ve başlatılan soruşturma kapsamında hayatta olan Konsey üyelerinin ifadeleri alındı.&lt;br /&gt;Askerî mahkemelerin alanı daraltılırken yargıdaki çift başlılığın kaldırılması için de adım atılmış oldu. Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek&lt;br /&gt;Kurulu (HSYK), Yargıtay ve Danıştay'da önemli değişikliklere imza atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekliler, memurlar, işçiler yeni haklara kavuşurken kadınlar, çocuklar, engelliler ve şehit ailelerine pozitif ayrımcılık getirildi. Yüksek Askerî Şûra&lt;br /&gt;(YAŞ) kararıyla 'disiplinsizlik' kılıfı altında TSK'dan ihraç edilen askerlere gasp edilen hakları iade edildi. Memurlar, yıllardır mücadelesini verdiği&lt;br /&gt;toplu sözleşme hakkına kavuştu. Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle yurtdışına çıkamayan işadamları seyahat özgürlüğüne kavuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de yaşayan 8,5 milyon engellinin yüzü 12 Eylül 2010 anayasa referandumundan sonra güldü. Zira bugüne kadar kendilerine bir lütuf gibi sunulan özürlülerin&lt;br /&gt;vatandaşlık hakları "pozitif ayrımcılık" maddesiyle anayasadaki yerini aldı. Anayasa değişikliği paketindeki 10. madde çocuklar, yaşlılar ve özürlüler&lt;br /&gt;gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı ilkesini getirdi. Buna bağlı olarak referandumun&lt;br /&gt;üzerinden bir yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen özürlü vatandaşlar için birçok alanda devrim niteliğinde gelişmeler yaşandı. Bunların en başında&lt;br /&gt;istihdam yer aldı. Milli Eğitim Bakanlığı 5 bin, Sağlık Bakanlığı da 2 bin olmak üzere toplam 7 bin özürlü vatandaş kamuda sınav yapılarak istihdam edildi.&lt;br /&gt;Kamu kurumlarına memur alınırken özürlüler için ilk kez ayrı bir merkezi sınav sistemi uygulanmaya başlandı. Bugüne kadar verdiği kararlarla demokrasinin&lt;br /&gt;önünde engel olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), tarihinde ilk kez özürlülere özel sandık uygulamasına geçti. 12 Haziran genel seçimlerinde özürlü ve yaşlı&lt;br /&gt;vatandaşlar için sandıklar giriş katlara konuldu. Özürlüler, araç satın alırken ÖTV'den sonra KDV'den de muaf tutuldu. Özürlü vatandaşlar PTT şubelerinde&lt;br /&gt;sıra beklemekten kurtuldu. Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu (BTK), yayınladığı yönetmelikte GSM operatörlerine görme özürlüler için kabartma yazılı&lt;br /&gt;fatura düzenleme şartı getirdi. Noterlerde özürlülerden şahit istenmesi uygulamasına son verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı, malul ve özürlüler 2008 yılından itibaren maaşlarını PTT Bank'tan sıra beklemeden alıyor. 2022 sayılı Yaşlı ve Özürlü Kanunu çerçevesinde PTT'ye&lt;br /&gt;devredilen ve 2 Haziran 2008 tarihinden itibaren başlayan uygulama, özürlü vatandaşları kuyruk çilesinden kurtardı. Önceki maaş ödemelerinde banka önlerinde&lt;br /&gt;saatlerce bekleyen özürlü ve yaşlı vatandaşlar, PTT şubelerinde de kendilerine özel numara alarak sıra beklemeden işlemlerini gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Özürlüler Federasyonu Genel Başkanı Cemal Merdan, referandumun sonuçlarını demokrasinin, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin ufkunun önündeki&lt;br /&gt;bir engelin kalkması olarak değerlendiriyor. Merdan, "Bir sivil toplum örgütü olarak küçük bir değişikliğin bu kadar büyük bir etkisi olacağını açıkçası&lt;br /&gt;ummuyordum. Bu kadar beklentim yoktu. Özürlüler arasında bir heyecan oluştu. Haklarını daha çok sormaya başladılar. Bizi daha fazla sıkıştırmaya başladılar.&lt;br /&gt;Bu heyecan sivil toplum örgütlerine yansıdı. Eskiden kurumlarımız bu konuyla ilgili çalışma yapmazken şimdi özürlülerle ilgili hizmetlerini artırmaya başladılar."&lt;br /&gt;şeklinde konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Beyazay Derneği Başkanı ve AK Parti eski milletvekili görme özürlü Lokman Ayva, 12 Eylül referandımunu zihinsel bir devrim olarak nitelendiriyor.&lt;br /&gt;Ayva, "Anayasa referandumundan sonra Türkiye'de zihinsel olarak bir sistem oturdu. Özürlülere bakış açısı değişti. Özürlülere özgüven geldi. Artık bir&lt;br /&gt;özürlü vatandaşımız kendi hakkını savunabiliyor. 'Bu benim hakkım' diyor." ifadelerini kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Zaman kaybına tahammülümüz yok, yeni bir anayasa istiyoruz'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumunda sandık başına giden milyonlar gibi, yazar ve sanatçılar da artık yeni ve sivil bir anayasa hazırlamanın zamanının geldiğini söylüyor.&lt;br /&gt;Ediz Hun (Sanatçı): "Referandumda oylanan maddeleri daha demokratik gördüğüm için 'evet' dedim. Türkiye kendisine yakışan; her şeyi içeren bir anayasa&lt;br /&gt;yapmalı. Birlik ve beraberlik ruhu içerisinde yeni anayasa hazırlanmalı." Adalet Ağaoğlu (Yazar): Yeni anayasanın da vesayet altında olmaktan kurtarılması&lt;br /&gt;ümidiyle referandumda 'evet' dedim. Çünkü 'evet'in önü açık!" Ahmet Yenilmez (Sanatçı): "O gün 'evet' demek tarihi bir vazifeydi. Gereğini yapmayanlar&lt;br /&gt;ise tarih önünde hesap verecekler." Ahmet Özhan (Sanatçı): "Referandumdan sonra fark edilir demokratik adımlar atıldı. Bütün bunları sadece bir başlangıç&lt;br /&gt;olarak görüyorum." Şanar Yurdatapan (Müzisyen): "Geçen bir yılda ordunun olması gereken yere gitmesi için yapılan değişiklikler hızlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engelli oğlum için 'evet' dedim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda tarihi bir karara imza atarak, 26 maddelik anayasa değişikliğine onay verdi. Darbe anayasasından kurtulmak&lt;br /&gt;isteyenler, daha demokratik bir Türkiye hayali kuranlar o gün 'evet' oyu kullandı. O gün 'evet' diyenlerden biri olan yazar Orhan Miroğlu, sadece siyasi&lt;br /&gt;mülahazalarla oy kullanmadığını söylüyor. Miroğlu, "Siyasi bir tercih yaptığımı düşünüyorum. Bu referandum yıllar önce yapılmış olsaydı, oyum yine 'evet'&lt;br /&gt;olacaktı. 12 Eylül referandumu, değişim sürecinde önemli bir merhale. Ancak oy verirken engelli oğlum Zerdeşt'i de düşündüm. Yaşı itibarıyla ilk kez 12&lt;br /&gt;Eylül referandumunda oy kullanma hakkına sahip oldu. Konuşamıyor, ama ona anlatılan ve söylenen her şeyi anlıyor. Sandık başına gittiğimiz sabah Zerdeşt'e,&lt;br /&gt;neye 'evet' diyeceğini anlatmaya çalıştım. 'Senin için bu anayasa değişikliği pozitif ayrımcılık getiriyor, evet oyu verirsen bu değişime katkı vermiş&lt;br /&gt;olacaksın.' deyince gülümsedi ve bizimle gelmek istedi. Sandığa beraber gittik ve 'evet' oyu kullandık." diyor. Orhan Miroğlu, aradan bir yıl geçmesine&lt;br /&gt;rağmen bu konuda önemli bir düzenleme yapılmadığını da hatırlatıyor. Referandumdan sonra yapılan seçimlerin AK Parti'ye yüzde 50 oy desteği ile önemli&lt;br /&gt;görevler yüklediğini belirten Orhan Miroğlu, askeri vesayetin sona ermesi, yeni bir anayasanın yapılması, Kürt sorununun çözümü ve silahların susması konusunda&lt;br /&gt;beklentisi olduğunu aktarıyor. Kürt sorununun çözümü, milli birlik ve kardeşlik projesi gibi yeni anayasa sürecinde de önemli bir mesafe alınamadığını&lt;br /&gt;belirten Miroğlu, "Hükümet diyalog ve müzakere sürecini geniş tutmalı ve belli başlı aktörlerle sınırlamamalı. Aydınlar ve sivil topluma daha fazla yakın&lt;br /&gt;durmanın çabası içinde olmalı. Çünkü bu taahhüdün gerçeğe dönüşmesi için, güçlü bir halk desteği söz konusu." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkımda ihraç kararı verenlerle mahkemede hesaplaşacağım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumundan sonra yapısı değiştirilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), meslekten ihraç edilen hâkim ve savcılar hakkında verdiği&lt;br /&gt;tarihî kararla yıllardır süren mağduriyetleri bitirdi. Üzüntüsü sevince dönenlerden biri de eski Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Hüseyin Altın.&lt;br /&gt;Seyfi Oktay'ın adalet bakanlığı döneminde çıkarılan Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun aleyhine kitap yazdığı için 1997'de meslekten men edilmişti. Yapılanları&lt;br /&gt;gururuna yediremeyen Altın, meslekten atıldığını eşine bile söyleyememiş. İhraçtan kısa süre önce verdiği emeklilik dilekçesi sayesinde konuyu yakınlarından&lt;br /&gt;gizlemeyi başarmıştı. Hakkındaki ihraç kararı kaldırılınca Altın'ın yıllar süren kâbusu da son buldu. Yaşadıklarını Zaman'a anlatan emekli savcı, o dönem&lt;br /&gt;eşinin "Neden ayrıldın?" sorularına bir türlü cevap veremediğini söylüyor. "Artık gururla 'emekli savcıyım' diyebiliyorum." diyor. Yaşadığı baskılar sebebiyle&lt;br /&gt;erken emekli olmak zorunda kaldığını anlatıyor. Altın, "Bu karar benim aklandığımı gösterir. Benim ihraç kararımda imzası olanlar hakkında maddi ve manevi&lt;br /&gt;tazminat davası açmayı düşünüyorum. 11 yılın hesabını soracağım." ifadelerini kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekli Savcı Hüseyin Altın'ın eşi Suzan Altın, "Eşimin ihraç edildiğini, itibarı iade edildiği gün öğrendim." diyor. 14 yıl boyunca eşinin kendisinden ihraç&lt;br /&gt;edildiğini sakladığını belirten Altın, "Bir şeylerin ters gittiğini yüzündeki üzüntüsünden seziyordum. Ama bugün bir başka gülüyor. Referandum sonrasında&lt;br /&gt;14 yıllık hüzünlü bakışların yerini sevinç gözyaşları aldı." diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pasaportunu aldı, ilk yolculuk Çin'e&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum, iş dünyası için de yeni kapıların açılmasına imkân sağladı. 12 Eylül öncesi vergi borcu gerekçesiyle yurtdışına çıkamayan işadamı Ahmet Şenyıldız,&lt;br /&gt;pasaportuna kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. Değişiklik sonrası yasağı kaldırılan 71 bin 516 kişiden biri olan Şenyıldız, ilk yolculuğunu gelecek ay Çin'deki&lt;br /&gt;eşya fuarına yapacak. Ahmet Şenyıldız, İstanbul'da sürücü kursu işletmeciliği yapan ve Çin'den araçlara özel GPS DVD oynatıcısı ithalatı yapan bir işadamı.&lt;br /&gt;Referandum öncesi vergi cezası borcu nedeniyle hakkında yurtdışına çıkma yasağı konulmuş. Bu yasaktan 16 Ağustos 2008'de bir iş gezisi için Çin'e gitmek&lt;br /&gt;üzere havalimanına geldiğinde haberdar olduğunu söylüyor. Yurtdışına çıkamadığı için işadamlarıyla 2 yıl boyunca telefonla ticaret yapmak zorunda kaldığını&lt;br /&gt;anlatıyor. Şenyıldız, "Yurtdışı yasağım varken ticaret yaptığım kişilerle görüştüğümde inanılmaz huzursuzluk duyuyordum. Ya beni tanışmak için çağırırlarsa&lt;br /&gt;veya bir fuara davet ederlerse ne diyeceğim diye telaşlanırdım. Şimdi ise pasaportum elimde, ne zaman görüşmek isterlerse yurtdışına çıkabilirim. Referandum&lt;br /&gt;değişikliği sonrası ilk iş olarak 10 yıllık bir pasaport çıkarttım. İlk seyahatim ekimde Çin'e olacak. Yasağım varken yurtdışında yapılacak fuarlara gidemiyor,&lt;br /&gt;kimseyle konuşamıyordum.'' diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplu sözleşme hakkını aldık, grev hakkı da istiyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, kendileri için 12 Eylül'ün milat olduğunu anlatıyor. Referandumda darbecilerin kirlettiği 12 Eylül tarihinin temizlendiğini&lt;br /&gt;anlatıyor. Şunları söylüyor: "Milletin verdiği 'evet' oylarının kalıcı olması ve kurumsallaşması, topyekûn millet iradesinin saygın olması için yeni anayasa&lt;br /&gt;zarureti var. Referandumdaki evet, 12 Eylül'ü millet iradesiyle temizledi. Topyekûn bir anayasa değişikliği bu milletin geleceğini garanti altına alacak,&lt;br /&gt;daha sağlıklı bir yön çizmeye vesile olacak. Referandumdaki 'evet' 12 Eylül sisteminin millet iradesiyle barışması, demokrasiye yöneltme yönünde bir kırılma&lt;br /&gt;noktasıydı. Artık bütün günlerin millet iradesiyle dolu dolu geçmesini sağlamamız lazım. Yargı reformu, toplu sözleşme, YAŞ kararlarının yargıya açılmasıyla&lt;br /&gt;başlayan millete ait sistemin bütün mevzuatıyla millete döndürülmesi gerekiyor. 12 Eylül'e kadar memurların sadece örgütlenme hakkı vardı, toplu sözleşme&lt;br /&gt;ve grev hakkı yoktu. Referandumla toplu sözleşme hakkı geldi, memurun uyarı ve kınama cezalarına yargı yolu açıldı. Yeni anayasayla da grev ve siyaset&lt;br /&gt;hakkı istiyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül mağduru valiler: Hak ve itibarımız iade edilsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vali Rıza Akdemir, 12 Eylül darbesinden sonra re'sen emekli edilen 33 validen biriydi. 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ özlük haklarına kavuşamadı,&lt;br /&gt;devletten iade-i itibar alamadı. "80 yaşına gelmişim. Bu bir ayıptır. Bu hukuk değildir. İnsanlığı, gökkubbeyi ayakta tutan haktır. Gözümün yaşı hiçbir&lt;br /&gt;zaman akmadı. Hayatım hiçbir suç olmadan darmadağın oldu." diyen Akdemir, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurup haklarının iadesini istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül darbesinde idam edilen, işkence gören binlerce kişinin yanı sıra bir o kadarı da mesleğinden edildi. Bin 300 civarında üst düzey devlet görevlisi&lt;br /&gt;re'sen emekliye ayrıldı. Birçoğu uzun yıllar sonra görevine geri döndü ancak bu süreden dolayı özlük haklarıyla ilgili ciddi kayıplar yaşandı, iade-i itibar&lt;br /&gt;alamadılar. 12 Eylül darbesi sırasında hiçbir mahkeme kararı olmamasına rağmen görevlerinden uzaklaştırılan kamu görevlilerinden birisi olan dönemin İçişleri&lt;br /&gt;Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve Özlük Hakları Genel Müdürü eski Vali Rıza Akdemir ise bölge idare mahkemesinden gelecek olumlu cevabı bekliyor. Akdemir&lt;br /&gt;gibi binlerce kişi idare mahkemelerine başvurmuş durumda, hatta vefat edenlerin vârisleri de hak arıyor. Anayasa ve yasalardaki engellerden dolayı birçok&lt;br /&gt;benzer durumdaki kişi hak arayamıyordu. Ancak Akdemir gibi re'sen emekli edilen 33 validen bir diğeri Güngör Aydın'ın 20 yıllık hukuk mücadelesi bu yolu&lt;br /&gt;açtı. Danıştay 11. Daire'de başvuruları reddolan Güngör Aydın'a ilişkin kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu temyiz etti. Bunun üzerine 11. Daire&lt;br /&gt;konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. Aydın, Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ile görüşerek "Benim durumumdakilerin yaşı çok ilerledi. Bu davaya öncelik vermenizi&lt;br /&gt;rica ediyorum." sözleri üzerine konuyu öne alan mahkeme, 3 Haziran 2010'da 12 Eylül darbe yönetiminin çıkardığı 2559 sayısı resen emeklilik yasasını esastan&lt;br /&gt;görüşerek iptal etti. En son Elazığ valiliği yapan Aydın ve onun gibi binlerce mağdur 12 Eylülzede için emsal niteliğindeki bu karardan sonra birçok kişi&lt;br /&gt;özlük haklarını geri istiyor, manevî tazminat talep ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ELAZIĞ'DA KONTRGERİLLAYA MÜSADE ETMEDİK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75 yaşındaki Güngör Aydın, bireysel olarak başlattığı mücadeleyi mahkeme kararıyla lehinde neticelendirdi. Aydın, 8 yıl 3 aylık maaş farkı ve bu sürenin&lt;br /&gt;emekliliğe sayılmasını talep ediyor. Maliye Bakanlığı hakların verilmesi konusunda olumlu cevap verdi ancak Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı bürokratları&lt;br /&gt;bu davanın reddini istiyor. Emekli vali, 12 Eylül referandumunda 'hayır' oyu vermiş ancak AK Parti'nin referandum sürecinde darbeye karşı vermiş olduğu&lt;br /&gt;sözleri tutmasını bekliyor. Diğer arkadaşlarının mahkeme kararı olmadan iade-i itibar yapılması gerektiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül darbesinden önce Elazığ valiliği yapan Güngör Aydın "Kontrgerilla, 1978 yılında Maraş olaylarını Elazığ'da yapmaya çalıştı ancak buna müsaade etmedik."&lt;br /&gt;diyor. Sol kimliğiyle bilinen Güngör Aydın, CHP içinde de kontrgerillanın uzantılarının olduğunu, kendisini Elazığ valiliğinden bu güçlerin uzaklaştırdığını&lt;br /&gt;düşünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evren, hataları itiraf etmiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut Özal işbaşına geldikten sonra, "Hangi koltuktan kalkmışsam o koltuğa geri oturdum." diyen Rıza Akdemir, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı&lt;br /&gt;görevine geri döndü. Bir süre sonra Balıkesir valiliği görevine geri geldi. Balıkesir'de bir programda Kenan Evren ile karşı karşıya geldi: "Yemekte 'Bakanlıktan&lt;br /&gt;atılmama sebep kâğıdı imzaladınız' dedim. Şaşırdı, elindeki kadeh düşecek gibi oldu. Ben her şeyi bilemem, dedi. Her şeyi bilemediğiniz bir valiyi nasıl&lt;br /&gt;emekli ettiniz, 33 insanın hayatını nasıl böldünüz dediğimde 'Bazı hatalar oluyor.' dedi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyarbakır Cezaevi araştırma komisyonu kurulsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerî vesayetin ülke yönetimine el koyduğu 12 Eylül 1980 darbesinden sonra insanlık suçlarına maruz kalanlar, Diyarbakır Cezaevi için araştırma ve adalet&lt;br /&gt;komisyonu kurulmasını istedi. Diyarbakır Cezaevi önüne karanfil bırakan mağdurlar, yaşanan acıların hafiflemesi için işkence yapanların yargılanması gerektiğini&lt;br /&gt;bir kez daha dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78'ler Girişimi 12 Eylül'de cezaevinde yaşanan dramlara dikkat çekmek amacıyla bazı sivil toplum kuruluşu ve siyasî partilerin katılımıyla yürüyüş düzenledi.&lt;br /&gt;Terör örgütü PKK'nın 2008 yılında gerçekleştirdiği termoslu bomba olayının yaşandığı yerde inşa edilen Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya gelen girişim&lt;br /&gt;üyeleri ve STK temsilcileri, buradan Diyarbakır Cezaevi'ne kadar yürümek istedi.Diyarbakır Valiliği'nin izin vermemesi üzerine her kurumdan bir kişi olmak&lt;br /&gt;şartıyla oluşturulan heyet, cezaevine kadar yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın açıklaması yapan 78'ler Girişimi sözcüsü Ahmet Andıç, 12 Eylül askerî darbesinin mağduru olarak taleplerini şu şekilde sıraladı: "TBMM 12 Eylül gerçeğini&lt;br /&gt;araştırma ve adalet komisyonu kurulmalı. 82 Anayasası tamamen kaldırılmalı. Demokratik, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan yeni bir anayasa&lt;br /&gt;için tüm toplum kesimlerinin dahil olacağı bir çalışma başlatmalı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı koğuşta yatan Ülkücüler de Dev Yolcular da yeni anayasa istiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül askeri darbesi sonrasında Dev-Yol Davası'nda yargılanan Nedim Soylu (59) ve MHP Adana Davası nedeniyle cezaevinde yatan Seyfi Atmalıoğlu (50) 31.&lt;br /&gt;yılında darbenin izlerinin silinmesi için özgürlükçü bir anayasa yapılmasını istiyor. Mamak Cezaevi'nde kalan Soylu ile Atmalıoğlu'nun ortak beklentisi&lt;br /&gt;ise özgürlükçü anayasanın bütün partilerin katılımıyla hazırlanarak darbenin izlerinin bir an önce silinmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedim Soylu, örgüt yöneticiliği yapmak ve adam öldürmek suçlarından 13 yıl boyunca Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No'lu Askerî Mahkemesi tarafından tutuklu yargılandığını&lt;br /&gt;ve cezasının önce idama, daha sonra da müebbet hapse çevrildiğini söyledi. 12 Eylül sürecinin, Cumhuriyet tarihinin en karanlık ve utanç verici dönemi&lt;br /&gt;olduğunu belirten Soylu, darbenin 31. yılında o dönemin ürünü olan bir anayasa ile yönetilmenin Türkiye'ye yakışmadığını anlattı. Soylu, "AK Parti, darbeci&lt;br /&gt;yapılanmaya karşı durmanın simgesi haline geldi. Yapılan düzenlemeler çok önemli. Türkiye'de işkence kalktı." diye konuştu. Darbeci yapılarla mücadeleyi&lt;br /&gt;asıl yapması gerekenlerin sosyal demokrat kültürden gelenler olması gerektiğini anlatan Soylu, "Darbeci zihniyetle mücadeleyi başka ülkelerde sol partiler&lt;br /&gt;üstlendi. CHP de bir an önce AK Parti gibi özgürlükçü bir anayasa için inisiyatif almalı. Bu sürece ortak olmalı. Ülkücüleri Mamak'ta tanıdım. Kim işkence&lt;br /&gt;görürse birbirimizin yarasını sarar ve su verirdik." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül döneminde Adana Ülkücü Gençlik Derneği üyesi olan Seyfi Atmalıoğlu, 1978'de işlenen bir cinayetten dolayı tutuklandığını söyledi. Atmalıoğlu, "Anayasa&lt;br /&gt;değişikliği Türkiye'nin çağı yakalaması noktasında büyük katkı sağlayacak. Toplumun bütün katmanlarıyla insana değer veren, insan haklarına saygılı, yeni&lt;br /&gt;bir Anayasa'ya acil ihtiyaç var. Her iki kesimde de yetişmiş kadrolar vardı. Türkiye'nin kalkınmasında rol alacaklardı. Maalesef bu kadrolar Mamak cehenneminde&lt;br /&gt;yok edildi." ifadelerini kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdama götürülen arkadaşlarım, nişan yüzüklerini bana verdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niğde'nin Kemerhisar beldesinde yaşayan Ahmet Solak (56), 12 Eylül döneminde idama götürülen birçok ülkücü arkadaşının nişan yüzüklerini kendisine teslim&lt;br /&gt;ettiğini söyledi. Solak, "Artık 12 Eylül'ler yaşanmasın. Bizim canımız yandı, neslimizin canı yanmasın." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksız yere idamla yargılanarak cezaevlerinde işkence çektiğini ifade eden Solak, gencecik arkadaşlarının kanlı gömleğini yıkadığını, idam edildiklerini&lt;br /&gt;gördüğünü dile getirdi. "12 Eylül'ü hazırlayan zihniyete soruyorum, hiç mi vicdanlarınız sızlamıyor?" diye soran Solak, "Cezaevindeyken hep şunu hayal&lt;br /&gt;ettim; eğer 12 Eylül'ün mimarı Kenan Evren mahkûm, ben gardiyan olsaydım, vicdanım sızlar, ona, bana yaptırdığı işkenceyi yapmazdım." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezaevinden çıktığında iş bulamadığını belirten Solak, "Nereye gidip iş başvurusu yaptıysam kırmızı zarflı personel diye işe almadı. Bana 12 Eylül'ü yaşatanları&lt;br /&gt;Allah'a havale ediyorum. Hükümetimden, Kenan Evren ve onun gibi zihniyete sahip kişilere bir an önce cezasını vermesini istiyorum." diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlu idam edilen anne: Yüreğimdeki ateş 31 yıldır sönmüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 darbesinin ardından 18 yaşında tutuklanan ve 21 yaşında idam edilen Halil Esendağ'ın ailesi, oğullarının ölümünden sorumlu tuttukları 7. Cumhurbaşkanı&lt;br /&gt;Kenan Evren'in yargılanmasını istiyor. Manisa'nın Saruhanlı ilçesi Gözlet köyünde yaşayan Halil Esendağ'ın babası Toker (77) ve annesi Mürüvvet Esendağ&lt;br /&gt;(75), yıllardır çektikleri sıkıntıları hâlâ unutamadıklarını, idam edilen evlatlarının acısını yüreklerinde taşıdıklarını belirtti. Anne Mürüvvet Esendağ&lt;br /&gt;ise evlat acısının tesellisinin olmadığını kaydederek, "Benim yüreğim yandı, yüreğimdeki ateş 31 yıldır sönmüyor. Kenan Evren, memleketi kurtarmak bahanesiyle&lt;br /&gt;gencecik evlatlara kıydı. Ben yıllardır ağlıyorum. Ahirette iki elim yakasında olacak." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba Toker Esendağ ise o dönemde oğullarının avukatlığını, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın üstlendiğini söyledi. Kenan Evren hakkında geçen yıl suç&lt;br /&gt;duyurusunda bulunduklarını vurgulayan Baba Esendağ, "12 Eylül sorumlularının cezasız kalmamasını diliyoruz.'' diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'12 Eylül'de oynanan oyunları göremedik, gençlerin diyalog kurması gerekiyor'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesinde sağ görüşlü olarak Ülkü Ocakları'nda bulunan Yusuf Kenek (54), üniversite yıllarında cezaevinde elektrikli sandalyede&lt;br /&gt;işkence gören arkadaşının karşısına oturtularak yaşananların izlettirildiğini söyledi. Kavgayı körüklemek için yüzlerce üniversite öğrencisinin okullardan&lt;br /&gt;atıldığını belirten Kenek, gençliğin verdiği heyecanla üstlerinde oynanan oyunu göremediklerini ifade etti. Kenek, her dönemde kavgadan uzak durularak&lt;br /&gt;diyalog içinde olunması gerektiğini vurgulayarak, gençlerin fikirleri ile insanları aydınlatması gerektiğinin altını çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesi olaylara karışan yüzlerce öğrenciden birisi de Kocaeli'nde ikamet eden Yusuf Kenek. Gençliğin verdiği heyecanla o dönemki&lt;br /&gt;olayları doğru şekilde analiz edemediklerini söyleyen Kenek şunları söyledi: "Ortak paydada buluşulmuş olsaydı bu ülkede bu kadar genç fidan biçilmezdi.&lt;br /&gt;Gençler, tahsillerinin en iyisini yapmalı. Bu ülkeyi çok sevsinler. Dış güçlerin oyuncağı olmasınlar."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3884629602280167749?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3884629602280167749/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/09/bir-evet-turkiyeyi-boyle-degistirdi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3884629602280167749'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3884629602280167749'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/09/bir-evet-turkiyeyi-boyle-degistirdi.html' title='Bir &apos;evet&apos; Türkiye&apos;yi böyle değiştirdi !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8503842763385038650</id><published>2011-08-29T08:19:00.001-07:00</published><updated>2011-08-29T08:19:48.022-07:00</updated><title type='text'>Karadeniz'i 100 yıl aydınlatacak buluş.</title><content type='html'>&lt;br /&gt;Türk araştırmacılar, Karadeniz dibinde bulunan hidrojen-sülfürlü suyundan hidrojen gazı elde etmeyi başardı. Karadeniz’deki mevcut potansiyelin bölgenin&lt;br /&gt;100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılabileceği belirtiliyor.&lt;br /&gt;Ar-ge çalışmalarını yürüten Dr. Mükerrem Şahin, Karadeniz'de hidrojen-sülfür oluşumunun jeolojik oluşumların etkisiyle sürekli olarak arttığının gözlendiğini&lt;br /&gt;söyledi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Son yapılan araştırma sonuçlarının, Karadeniz'de hidrojen-sülfür oluşumunun giderek yükseldiğini gösterdiğini aktaran Şahin, ayrıca bu kaynaklara Karadeniz'in&lt;br /&gt;30-40 metre altında bile rastlandığını belirtti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dr. Şahin, yaklaşık 5 yıl süren araştırmaları sonunda, Karadeniz dip sularında yoğun olarak bulunan hidrojen sülfürden hidrojenin ayrıştırılarak bir enerji&lt;br /&gt;üretimine yönelik ar-ge çalışmalarını tamamladıklarını bildirdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şahin, araştırmalarına ilişkin şu bilgileri verdi: ''Çalışmamız, enerjiden kaynaklanan cari açığın yüksek değerlerde olduğu ve önemli bir sorun olarak tartışıldığı&lt;br /&gt;bu günlerde yerli bir kaynağın kullanılabileceği husunda ümitlerimizi arttırdı. Hidrojen sülfürlü suyu, geliştirdiğimiz bir katalizör sistemi üzerinden&lt;br /&gt;geçirerek ekonomik koşullarda hidrojen gazı elde etmeyi başardık.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Projemizde, Karadeniz'in 40 metre altında bulunan kaynağın değerlendirilmesi ve ülke ekonomisine katılması hususunda ilk ciddi sonuçlara ulaşıldı. Şimdiye&lt;br /&gt;kadar Karadeniz'deki rezerv tespitleri için yalnızca Rusya, Gürcistan, Ukranya, Romanya gibi ülkelerde çalışmalar yapılmıştı. Ülkemizin de bu konuda eş&lt;br /&gt;zamanlı çalışması lazım.''&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şahin, yaptıkları fizibilite çalışmalarında, mevcut potansiyelin Karadeniz bölgesinin 100 yıllık elektrik ihtiyacını karşılayabileceğini gösterdiğini bildirdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Konu hakkında bir dizi konferanslar verip üniversite öğrencilerinin ilgisini bu konuya çekmeye çalıştıklarını dile getiren Şahin, ''Bunun bir devlet politika&lt;br /&gt;haline gelmesi ve pilot tesislerin kurulup bu potansiyelin değerlendirilmesi için çalışmaların yapılması gerekiyor'' dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘ARAÇLARDA DA KULLANILIYOR’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrojen-sülfürden ayrıştırılan hidrojenin, sudan hidrojen üretiminden çok daha ekonomik olduğuna işaret eden Şahin, ''Elde ettiğimiz hidrojen yanabiliyor,&lt;br /&gt;termik santralde kullanılabiliyor. Ayrıca elde edilen yakıt, araçlarda da kullanılabiliyor'' dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'ZEHİRLEYECEK' İDDİASI&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Literatürde kendilerinin yaptığı boyutta hidrojen ve sülfür ayrıştırmasını yapan ve bunu uygulamaya koyan bir araştırmaya rastlamadıklarını belirten Şahin,&lt;br /&gt;şöyle konuştu:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;''Hidrojen-sülfür, denizin altındaki basınç sebebiyle suda çözünmüş olarak olarak bulunuyor. Oraya herhangi bir boru indirdiğinizde ve suyu yüzeye çektiğinizde,&lt;br /&gt;hidrojen-sülfür sudan ayrışmaya başlıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Zaten bu kaynak, 20-30 yıl içinde enerji olarak kullanılmazsa, bütün bölgeyi zehirleyeceğine dair araştırma raporları var. Hidrojen-sülfür, denizin dibinde&lt;br /&gt;bakteriler üretiyor. Buradaki hidrojenin ayrıştırılmasıyla denizin dibi temizlenecek ve bununla kalınmayıp enerji de üretilecek.''&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karadeniz dip sularından hidrojenin elde edilmesini sağlayacak prototip çalışmalarını da tamamladıklarını bildiren Şahin, ''Türkiye, bu çalışmayı nasıl&lt;br /&gt;işlevsel hale getireceği konusunda yoğunlaşmalı. Bölgeye pilot tesislerin kurulması için Karadeniz sahillerindeki en uygun bölgeleri de fizibilite çalışmalarımızda&lt;br /&gt;tespit ettik'' diye konuştu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ENERJİ SANTRALLERİ KURULABİLİR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şahin, hidrojen-sülfürden hidrojen üretiminin yüksek seviyelere çıkmasıyla, aynı zamanda ekonomik değeri bulunan sülfür de denilen kükürtün açığa çıktığını&lt;br /&gt;kaydetti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sülfürün kauçuk endüstrisinin temel kimyasalı olduğunu vurgulayan Şahin, ''Hidrojen-sülfürden hidrojeni enerji olarak aldığınızda, oluşan sülfür miktarı&lt;br /&gt;da ekonomik olarak bir katkı oluşturuyor. Böylece hidrojen üretimi neredeyse bedavaya geliyor'' diye konuştu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şahin, çalışmalarının her türlü maliyet ve fizibilite çalışmalarının tamamlanmasıyla, bölgeye Karadeniz'den doğrudan beslenen enerji santrallerinin kurulmasının&lt;br /&gt;''hayal olmaktan çıkacağını'' söyledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘20 SENE SONRA GEÇ KALIRIZ’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özellikle Karadeniz'e kıyısı olan ülke araştırmalarının bu kaynağın değerlendirilmesi için yoğun çalışmalar yürüttüğünü belirten Şahin, ''Litaratürü inceleyenler&lt;br /&gt;görecekler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Biz de istiyoruz ki Türkiye de bu konuda çalışma başlatılsın. Petrol azaldığında, yerine alternatif enerjiler kullanılmaya başlandığında bizim yanıbaşmızdaki&lt;br /&gt;kaynağı değerlendirir potansiyele sahip olalım. Aksi halde 20 sene sonra çok geç kalınmış olunacağından hazır teknolojiler almaya devam edeceğiz'' diye&lt;br /&gt;konuştu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Projelerinde hidrojen enerjileri üzerine adını duyuran bilim insanlarıyla da ortak çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Şahin, ayrıca İstanbul'daki Milletlerarası&lt;br /&gt;Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi'nin Kurucu Direktörlüğünü yapan ve ardından ABD'ye dönen Prof. Dr. Nejat Veziroğlu'ndan da çalışmaları konusunda&lt;br /&gt;büyük destek aldıklarını söyledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;VEZİROĞLU: ENERJİ BAĞIMLILIĞINDAN KURTULURUZ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mükerrem Şahin'in çalışmalarını yakından takip eden ve halen ABD'de yaşayan Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu da konuya&lt;br /&gt;ilişkin soruları yanıtladı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Veziroğlu, halen ABD'de Miami'de dünyanın çeşitli bölgelerindeki hidrojen araştırmaları konusundaki çalışmaları izliyor ve dünyanın bu enerjiye dikkatini&lt;br /&gt;çekmesi için konferanslar düzenliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrojenin çeşitli yöntemlerle üretilebileceğine işaret eden Veziroğlu, bu enerji kaynağının Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarından, rüzgar, güneş,&lt;br /&gt;su ve jeotermal gibi enerji kaynaklarından elde edilebileceği gibi Karadeniz'in dip sularındaki hidrojen sülfürden de elde edilebileceğini belirtti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrojen üretiminde uygun maliyetlerle üretim yapmanın önemini vurgulayan Veziroğlu, ''Türkiye eğer bu alana yatırım yapar ve düşük maliyetle hidrojen üretimini&lt;br /&gt;yapabilirse, enerji bağımlılığından kurtulur. Ayrıca ticaret açığımız tamamen kapanır. Bu çok mühim bir konu'' dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dr Mükerrem Şahin'in yaptığı buluşun da bu açıdan çok mühim olduğunu vurgulayan Veziroğlu, ''Tabii bunu ticari hale getirmek için büyük çaplı deneyler yapmak&lt;br /&gt;lazım. Bunların da desteklenmesi gerekiyor'' değerlendirmesini yaptı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karadeniz'deki bu potansiyelin değerlendirilmesi konusunda Karadeniz Teknik Üniversitesi, Rize Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi araştırmacıları&lt;br /&gt;ile Karadeniz'e kıyısı bulunan ülke araştırmacılarının çalıştığını dile getiren Veziroğlu, ''Ancak bu çalışmalar hala araştırma aşamasında. Henüz ticari&lt;br /&gt;hale gelmedi. Bu araştırmalar arasında hidrojeni en ekonomik şekilde üretecek sistemin bulunması lazım'' dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘DOĞALGAZ VE PETROL İTHAL ETMEYİZ’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu araştırmaların büyük çaplı yapılabilmesi için desteklenmesi gerektiğini ifade eden Veziroğlu, ''Büyük çaptaki deneylerde ticari olarak ne şekilde hidrojenin&lt;br /&gt;üretilebileceğinin projesinin hazırlanmış olması gerekiyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mükerrem Şahin'in çalışmasında hidrojen, kalalizör yöntemiyle elde ediliyor. Diğer çalışmalarda ise başka yöntemler kullanılıyor. Burada mühim olan hangi&lt;br /&gt;yöntemin hidrojeni daha ucuz üretilebileceği. En ucuz yöntem piyasayı tutacaktır. Bu anlamda Şahin'in çalışması çok mühim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu çalışmanın ticari olarak üretilebilmesi için daha büyük çapta üretim yapılması ve maliyet hesaplarının yapılması lazım. Bu yöntemle ilk etapta hidrojen&lt;br /&gt;üretilirse, maliyet ne olacaktır? Bunun gösterilmesi lazım. Eğer doğalgazdan daha ucuza üretilebilirse, Türkiye'de doğalgazın, petrolün ve kömürün yerini&lt;br /&gt;alır ve dışarıdan doğalgaz, petrol ve kömür ithal etmemize gerek kalmaz.''&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Veziroğlu, Şahin'in çalışmasının Dünya Hidrojen Enerjisi Derneği'nin çıkardığı Uluslararası Hidrojen Enerjisi Dergisi'ne gönderildiğini ve burada çeşitli&lt;br /&gt;araştırmacılar tarafından tetkik edilip yayınına karar verileceğini söyledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;AKSU: HİDROJEN ÇAĞINDAYIZ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uzun yıllar hidrojen ve bor teknolojileri üzerine çalışmalar yürüten ve çok sayıda uluslararası yayım yapan Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi&lt;br /&gt;Prof. Dr. Mehmet Levent Aksu da konuya ilişkin görüşlerini aktarırken, geçen yüzyılın bilim çevrelerinde ''atom çağı'' olarak adlandırıldığını, bu yüzyılın&lt;br /&gt;da ''hidrojen çağı'' olduğunu belirtti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aksu, hidrojenin kainatta en çok bulunan element olarak çok büyük bir enerji kaynağı olduğuna dikkati çekti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrojenin genellikle suyun elektrolizinden elde edilebildiğini anlatan Aksu, iki hidrojen ve bir oksijen elementinden oluşan sudan hidrojenin ayrıştırılması&lt;br /&gt;için çok yüksek elektrik enerji gerektiğinden bu çalışmaların çok zahmetli ve zor olduğunu belirtti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrojen-sülfürlü suda bu zahmetlerin çoğunun bulunmadığını söyleyen Aksu, Mükerrem Şahin'in yürüttüğü projenin özellikle bu açıdan çok önemli olduğunu&lt;br /&gt;vurguladı. Çalışmada, hidrojeni sülfürden ayırmak için özel katalizörler kullanıldığını anlatan Aksu, şu bilgileri verdi:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;''Hidrojen günümüzde çok önemli bir yakıt. Bildiğimiz tüm roket yakıtları hidrojenden yapılıyor. Çağımıza adını veren de hidrojen. Hidrojen, bilinen en&lt;br /&gt;etkili yakıt. Petrolün veya benzinin veriminin 10 bin katı kadar yüksek bir verim sağlıyor. Fakat, sıvılaştırılması sorunu belli katalizörlerle, depolanması&lt;br /&gt;sorunu da büyük ölçüde halledildi.''&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hidrojenle çalışan arabaların yapılmaya başladığını, ABD'de de çok sayıda hidrojen dolum merkezinin bulunduğunu dile getiren Aksu, ''Hidrojen sülfürden&lt;br /&gt;hidrojeni elde etmek mevcut tüm yöntemlerden daha kolay'' dedi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘PETROLDEN DAHA UCUZ OLACAK’&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Karadeniz dip sularına yönelik projenin son derece önemli bir proje olduğunu ifade eden Aksu, şu görüşlerini bildirdi:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;''Hidrojen sülfür Karadeniz'in dip sularında çok fazla bulunan bir bileşik. Bunun içinden hidrojenin alınması konusunda yapılan fizibilite çalışması da&lt;br /&gt;son derece uygun. Daha yapılması gereken çok çalışma var. Bu çalışma, hidrojen araştırmalarında bir mihenk taşı diyebilirim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türkiye'de uygun bir şekilde petrolden daha ucuza mal edilebileceğini düşünüyorum. Bunun için fiyat ve fizibilite araştırmasının yapılması lazım. Sanıyorum&lt;br /&gt;ki petrolden daha ucuza mal olacaktır.''&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;aa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8503842763385038650?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8503842763385038650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/karadenizi-100-yl-aydnlatacak-bulus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8503842763385038650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8503842763385038650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/karadenizi-100-yl-aydnlatacak-bulus.html' title='Karadeniz&apos;i 100 yıl aydınlatacak buluş.'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-6922106247653990674</id><published>2011-08-29T00:56:00.000-07:00</published><updated>2011-08-29T00:56:29.868-07:00</updated><title type='text'>KARARGAH ÇÖKTÜ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-yLTkIdKOjXc/TltF1xJwwcI/AAAAAAAAItk/y1YAKeJEuOo/s1600/isik-kosaner1.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="133" width="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-yLTkIdKOjXc/TltF1xJwwcI/AAAAAAAAItk/y1YAKeJEuOo/s200/isik-kosaner1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Güya Musa’nın izinden giden, ama gerçekte hem Hz. Musa’ya, hem Hz. İsa’ya hem de Hz.  Muhammed’e en büyük ihaneti yapan, Hz. Adem’den bu tarafa devam eden hak davaya en büyük zararı veren kesimler kripto vaziyette kaleye girmişler ve uzun uğraşlar, ihanetler, fitneler sonucu karargahı ele geçirmişlerdi. Tam yüz yıl önce kriptolar bize ait kalenin burçlarına kendi bayraklarını dikmişler; kendi paralarını basmışlar; kendi figürlerini, sembollerini, değerlerini kalenin her yerine kazımışlar; nifak teşkilatını heryere hakim kılmışlardı. Kalenin gerçek sahiplerini ya sürmüşler, ya susturmuşlardı. Yaklaşık 100 yıl boyunca kaleye hükmettiler, kafalarına göre eğlendiler; yediler, içtiler, kalenin nimetleri üzerinde tepindiler. Kalenin sakinlerine aman vermediler. Onları hayatın tüm alanlarından dışladılar, karargaha ise asla sokmadılar!…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerini Musa’ya nisbet etseler de, ele geçirdikleri bu kalede firavunca bir hayat yaşadılar; hiçbir değer, hiç bir kutsal, hiçbir ahlaki, insani kriter  tanımadılar. Özellikle karargâhı, sistemin kalbini, elinde yakıcı-ateşli imkanlar bulunan kurumu çevrelediler ve oraya kalenin gerçek sakinlerinden, sahiplerinden kimseyi sokmadılar. Bir şekilde girenleri iflah etmeden attı, uzaklaştırdılar. Kendileri dışında herkesi takip etti, fişledi, mimlediler; bir seviyenin üstüne çıkarmadılar. Kendi boylarından en niteliksiz, beceriksiz elemanları ise adaletsizce ve pervasızca korudular. 75 milyonu elindeki “boru” ile parmak sallayarak tehdit etme cür’etini gösteren seviyesiz, banal adamlarını teamüller, sıralamalar üzerinden en tepelere taşıdılar. Yıllarca karargâhın zirvesinde, kalenin kulelerinde hep bunlar oldular. Kuleye yaklaşanı vurup düşürdüler. Firavun’un Musa korkusuyla bütün topluma uyguladığı zulmü kale sakinlerine uyguladılar. Kaleyi ele geçirecek, saltanatlarını yıkacak erkek çocuk olabilir endişesiyle, paranoyasıyla bir şekilde karargâha giren, kendilerine benzemeyen bütün erkekleri biçtiler, bütün yiğitleri kırdılar. En yüce gayeleri ele geçirdikleri kaleyi, karargahı toplumdan korumak oldu.  O nedenle temel görevlerini terkettiler. Hayatları andıçlamalarla, fişlemelerle geçti; milleti balyozlamayı, toplumu 10 yılda bir dövüp terbiye etmeyi “asli vazife” bildiler. Bunun dışında herşeyi boşladılar, salladılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu büyük kale, bu şanlı karargâh zayıf bir direk üzerinde uzun süre duramaz, sahte kahramanlar-komutanlar üzerinden daha fazla götürülemezdi. Onlar nimetler üzerinde rahata ve zevke daldılar. Emir subaylarına köpeklerini gezdirdiler. Hanımlarına makyaj malzemesi, köpeklerine mama aldırmak için savaş uçakları kaldırdılar. İçine gömüldükleri fildişi kuleden toplumu göremez oldular. Hayattan, gerçeklerden, meslekleriyle ilgili gelişmelerden ve değişimden koptular. Sandılar ki bu kale hep ellerinde, Karargâh bunlara tapulu kalacak! Toplum hiç uyanmayacak ve dipçik korkusuyla hep hazırolda duracak! Ama öyle olmadı; toplum uyanmaya, erler-yiğitler boy atmaya başladı. İçerideki sefahate, sorumsuzluğa paralel, Musalar kaleden içeriye girmeye ve Firavunun sarayına yerleşmeye başladılar. Rahata gömülmüş, rezalet  içinde yaşayanlar Musa’yı-Musa’ları farketmedi, farkedemedi; Allah farkettirmedi; zira bunların zulmü haddi aşmıştı. Mazlumun ahı ise arşa ulaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Firavunun sarayında bu gün Musalar var. Firavunun büyücüleri, büyüleri, ilahlık iddiaları işe yaramıyor. Zira Musa’nın sopası Firavunun büyücülerinin büyülerini yutuyor. Parıltılı büyüler, göz boyayan ışıltılar dökülüyor; sönüyor. Büyücülerin ürettiği sanal korkular, naylon tehditler artık işe yaramıyor. Kalenin sakinleri, gerçek sahipleri Musa’nın saraya girdiğinin farkında. Olanlarda, yaşananlarda Musa’nın izini, emaresini görüyor. Firavunun sarayı çatırdıyor. Süfyan kafilesi telaşta!… Musa, Musalar bunların sahte saltanatlarını sallıyor; örümcek ağı üzerine bina edilmiş saraylarını ırgalıyor. Birileri, millete kan kusturan karargâhın rezaletlerini ortaya koyuyor. Farklı kimlik ve renklere bürünerek kaleyi ele geçirip fildişi kuleden ahkâm kesenlerin sonunun geldiğini fısıldıyor. Birileri, herkesin korkudan tirtir titrediği kralın “çıplak” olduğunu söylüyor. Bütün çıplaklığını, zaafını, çelişkisini, ihanetini sesiyle, görüntüsüyle, inkar edilemeyecek şekilde toplumun nazarına sunuyor. Artık kralın çıplak olduğu, karargahın çöktüğü, Firavunun sonunun geldiği şüphe götürmez bir hal aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Musa Firavun’un sarayına girdi ve Firavunu rezil ediyor. Musalar firavunlaşmış (kripto) Musevilere ve müttefiki diğer kriptolara galip geliyor!… Firavunların, aristokratik azgınların, beyaz efendilerin büyüleri, ışıltılı hayatı sönüyor… Kanunlarla, kurumlarla, teamüllerle korudukları sığınakları, karargahları çöküyor!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde medyaya yansıyanlar yaşanan sürecin acı itiraflarından ibaret!…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık (gerçek) Musa’nın, Musa’ların dönemi başladı. Bundan sonra her türlü fitneyi, nifakı, terörü, ihaneti, arkadan vurmayı bekleyin!… Zira, koşularak karargahtan millete vuran kibirli ceberutlar, zorbalar gerçek kimliğine, münafık rolüne geri döndüler….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Endişem, kendisini “halifeyi ru’yi zemin” olarak gören “Büyük Sultan!”ın bu fitneleri ve nifakları farkedecek basireti gösterememesi!… Dostunu düşmanını ayırt edecek feraseti sergileyememesi!… Nifak şebekelerine teslim olması…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-6922106247653990674?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/6922106247653990674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/karargah-coktu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6922106247653990674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6922106247653990674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/karargah-coktu.html' title='KARARGAH ÇÖKTÜ'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-yLTkIdKOjXc/TltF1xJwwcI/AAAAAAAAItk/y1YAKeJEuOo/s72-c/isik-kosaner1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8895916203460962403</id><published>2011-08-25T03:19:00.000-07:00</published><updated>2011-08-25T03:19:55.735-07:00</updated><title type='text'>Toplam kaç PKK'lı var ?</title><content type='html'>ABD Dışişleri Bakanlığı 2010 yılı Terör Raporu'nda, PKK'lıların toplam sayısı da açıklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barışkan Ünal'ın haberi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, ABD'nin terörist listesinde PKK ve DHKP-C de her zamanki gibi yer aldı ve terör örgütü PKK'nın şiddet kampanyalarına devam ettiği belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerel ve çok uluslu terör örgütlerinin, Türkiye'de 40 yılı aşkın süredir, bazen Amerikan hükümeti personelini de dahil olmak üzere Türk vatandaşlarını&lt;br /&gt;ve yabancıları hedef aldığı belirtilen raporda, Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütlerinin, Kürt gruplar, El Kaide, Marksist-Leninist ve Çeçen yanlısı&lt;br /&gt;grupları içerdiği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, bunlardan en önde geleninin PKK olduğu ve Irak'ın kuzeyindeki kamplarından eylemlerini düzenleyen PKK'nın genellikle doğrudan Türk güvenlik güçlerini&lt;br /&gt;hedef aldığı ifade edilerek, PKK'nın eylemlerinin 2009 yılında düştüğü ama 2010 yılında Mayıs ve Ekim ayları arasında şiddet dalgasının arttığı kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de öne çıkan diğer bir terörist organizasyonun da DHKP-C olduğu ifade edilen raporda, çoğunlukla aktif olmamasına rağmen, Türk hükümeti tarafından&lt;br /&gt;hala potansiyel tehdit olarak görüldüğü değerlendirmesinde bulunuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''TERÖRLE MÜCADELE İŞBİRLİĞİ GELİŞMEYE DEVAM EDİYOR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporun Türkiye bölümünde de, geçen yılki PKK saldırılarının, bir kez daha ülke geneline uzanan gruplarında ortaya çıktığı ifade edilerek, kırsalda Türk&lt;br /&gt;askerlerini pusuya düşürme, asker ve polis rotası olarak bilinen yollara IED döşenmesi ve kırsal alanlarda güvenlik güçleri ve sivilleri hedef alan bombaların&lt;br /&gt;atılması gibi karakteristik taktik, teknik ve prosedürlerin kullanıldığı belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, özellikle, geçen yıl Temmuz ayında İstanbul'da otobüsün bombalanması, Eylül ayında minibüse saldırı düzenlenmesi ve Kasım ayında Taksim Meydanı'nda&lt;br /&gt;intihar bombacısının eylemde bulunmasının özel dikkat ve kınamayla karşılandığını belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, Türkiye'deki terör yasalarının, terörizmi, ''Türk vatandaşlarına ve Türk devletine saldırılar'' olarak tanımladığına işaret edilerek, bu tanımın,&lt;br /&gt;Türkiye'nin, ülke dışında ya da Türkiye içindeki Türk olmayanlara karşı terör eylemleri planlayan ve bunlara yardımcı olanların engellenmesi, tutuklanması&lt;br /&gt;ya da soruşturulması yeteneğini aksatabildiği ve bu noktada ortak ve yasal işbirliğine yönelik kaygılar yarattığı ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, ''yine de Türkiye'nin ABD ile terörle mücadele işbirliğinin gelişmeye ve ilerlemeye devam ettiği'' belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin geçen yıl Temmuz ayında 15 yaş altındakileri yönelik Terörle Mücadele Kanununda değişiklik yaptığı belirtilerek, bu düzenlemenin ayrıntılarına&lt;br /&gt;yer verildi. Bu değişiklikle 200'den fazla çocuğun hapisten muaf kalmasının birçok insan hakları grubu ve etnik Kürt tarafından olumlu karşılandığı ifade&lt;br /&gt;edilen raporda, ancak insan hakları gruplarının, bu kanunun ''çok fazla geniş uygulanmasının, hükümet tarafından meşru siyasi protestolar ile Kürt kimliğinin&lt;br /&gt;veya azınlık görüşlerinin ifade edilmesini bastırmak için hala kullanıldığını ileri sürmeye devam ettiği'' kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin ayrıca, terörizmin finansmanıyla mücadele kanunlarındaki eksiklikleri gidermeye yönelik taslak düzenlemeyi Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine&lt;br /&gt;İlişkin Mali Çalışma Grubu'yla (FATF) paylaştığı da belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''TÜRKİYE TERÖRLE MÜCADELEDE KRİTİK ROL OYNUYOR''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin Irak ve ABD ile PKK'ya karşı mücadele için ortak adımların atılması yönünde birlikte çalıştığı ifade edilen raporda, Türkiye'nin ''dost, tarafsız,&lt;br /&gt;Afganistan ve Pakistan'da söz sahibi, bölgesindeki sorunların çözümünde kolaylaştırıcı, ISAF katılımcısı ve karşılıklı donör olarak bu konuda kritik rol&lt;br /&gt;oynadığı'' kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin Afganistan ve Irak'taki yardım ve çabalarına değinilen raporda, radikallikle mücadelede de Emniyet ve Diyanet tarafından uygulanan programlardan&lt;br /&gt;bahsedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk hükümetinin, ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi olarak bilinen demokratik girişimin devamı niteliğinde adımlar attığı'' belirtilen raporda, Türkiye'nin&lt;br /&gt;Kürt dilinin yayınlarda, eğitimde ve devlet kurumlarında kullanılmasını engelleyen kanunların liberalleştirilmesi, şiddet içermeyen suçlarda terörle mücadele&lt;br /&gt;kanunlarının uygulanmasının azaltılması ve saldırılara karışmamış PKK üyelerinin sivil topluma tekrar dönebilmesi için yasal teşviklerin yapılması gibi&lt;br /&gt;yöntemlerle PKK'ya desteği kurutacak somut adımlar atmayı tasarladığı ifadesine yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporun, ''Yabancı Terörist Örgütler'' bölümündeki PKK/Kongra-Gel bölümünde de ''PKK'nın Türkiye'nin güneydoğusunda bağımsız bir Kürt devleti kurmayı arzuladığı,&lt;br /&gt;ancak son yıllarda daha çok Kürt kültürel ve dilsel hakları teminat altına alan Türk devleti içinde bir özerklikten bahsettiği'' belirtildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK'LILARIN TOPLAM SAYISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapisteki Abdullah Öcalan'ın hala örgütün ''sembolik lideri'' olmayı sürdürdüğü ifade edilen raporda, PKK'lıların toplam sayısının 4 bin ile 5 bin arasında&lt;br /&gt;olduğu, bunların 3 bin ila 3 bin 500'ünün kuzey Irak'ta bulunduğu kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında PKK şiddetinin yüzlerce Türkün hayatına mal olduğu, örgütün faaliyetinin 2009'da azaldığı ama yine de yıl boyunca&lt;br /&gt;süreklilik gösterdiği kaydedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK'nın öncelikle Türkiye, Irak, Avrupa ve Ortadoğu'da faaliyet gösterdiğine işaret edilen raporda, geçmişte PKK'nın Suriye, Irak ve İran'dan barınma olanakları&lt;br /&gt;ve yardım aldığı, ancak 1999'dan itibaren Suriye'nin ve sınırlı da olsa İran'ın, PKK'ya karşı Türkiye ile işbirliği yaptığına değinildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, Türkiye ve Irak'ın da PKK ile mücadelede işbirliği yapmaya başladığı, PKK'nın, Avrupa'daki Kürt diasporasından önemli mali destek almaya devam&lt;br /&gt;ettiği ifade edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raporda, DHKP-C'nin de operasyonlar ve tutuklamalarla birlikte kapasitesinin azaldığı, 2008 yılı Ağustos ayında örgütün başı Dursun Karataş'ın Hollanda'da&lt;br /&gt;ölmesiyle örgütün büyük bir ideolojik darbe yediği bildirildi.&lt;br /&gt;aa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8895916203460962403?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8895916203460962403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/toplam-kac-pkkl-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8895916203460962403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8895916203460962403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/toplam-kac-pkkl-var.html' title='Toplam kaç PKK&apos;lı var ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5078013795646333877</id><published>2011-08-24T14:06:00.000-07:00</published><updated>2011-08-24T14:06:30.286-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hürriyet'/><title type='text'>Koşaner: Askerimizi alnından vurduk.</title><content type='html'>Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in, subaylarla terörle mücadele konusunu görüştüğü toplantının ses kaydı internete düştü. Koşaner'in sözleri itiraftan&lt;br /&gt;da öteye...&lt;br /&gt;Yüksek Askeri Şûra öncesi emekliliğini isteyen eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in, terörle mücadele konusunu görüştüğü bazı subaylarla yaptığı&lt;br /&gt;toplantının ses kaydı internete düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses kaydı, kamuoyunun yakından bildiği ve çok sayıda şehidin verildiği bazı baskınlarla ilgili değerlendirmeleri yansıtıyor. Koşaner’in söyledikleri özetle&lt;br /&gt;şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kontrolsüz mayın döşedik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huduttakinin bile işareti yoktur. Adam gidiyor basıyor bilmem ne yapıyor. Haberimiz yoktu ekip gönderdik. Ankara’dan da geldiler. Sırayla bitirdiler. Bilmiyorum&lt;br /&gt;bitti mi daha devam ediyor mu? Bunlar çok tehlikeli şeyler, bunları kim döşemiş, biz. Şimdi ben desem ki yetkililere ‘Yav bizimkiler mayın döşemişlerdi.&lt;br /&gt;10 -20 sene evvel. Başıboş bırakıp gitmişler.’ Ne derler. Döşerken aklınız neredeydi derler. Maalesef döşeyen yine biziz değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emir komuta birliği bazen yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi sıkıntaya sokan konulardan bir tanesi emir komuta birliğini bazen sağlayamıyoruz. Nerede bir operasyon, bir harekât, bir baskın vs ne varsa sorumlusu&lt;br /&gt;mutlaka bir komutanlık olacak. O bölgenin sorumlusu. İHA’dan (insansız hava aracı) görüntü almak gibi büyük bir nimet var. Olayın olduğu yere süratle bir&lt;br /&gt;İHA’yı getirip ekrandan adım adım görebiliyoruz öyle mi? Görebiliyoruz. İHA’dan görüntü gören komutan mutlaka operasyona müdahale edip, sevk idare etmeli.&lt;br /&gt;Neden bunu söylüyorum önümüzde örneği var. Bir daha o hataya düşmeyelim. İşte bu Hantepe mantepe olayında operasyon yapan komutan daha doğrusu sorumlu&lt;br /&gt;komutan Birinci Tugay Komanda Tugay Komutanı idi ve kendisi arazideydi. Ama ekrana bakan komutanlık civardaki komutanlığımız ona müdahale yetkisi yoktu.&lt;br /&gt;Böylece bir koordinesizlik oldu zamanında müdahale edemedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tim komutanım mevziden kaçarsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci önemli konu arkadaşlar. Küçük birlik seviyesinde sevk ve idarede çok zayıfız. Jandarma, JÖH’ü filan ayrı tutuyorum. Onlar hakikaten çok tecrübeli&lt;br /&gt;profesyonel olmuşlar artık. Sözüm onlara pek değil, daha ziyade bizimkilere. Küçük bir birlik seviyesindeki tim komutanı, kol komutanı eğer o adamına sahip&lt;br /&gt;olup da sevk idare edemezse, iş buradan kopar. Hani derler ya bir nal bir at kurtarır. Bir at bir ordu kurtarır, süvari kurtarır süvari bilmem neyi kurtarır.&lt;br /&gt;Neticede memleket kurtulur. İşte biz o nal, o nal bizim komando kolumuz. Komando timimiz her neyse motorlu kolumuz orada eğer sağlam duramazsa tutamazsak&lt;br /&gt;birliğimizi görevinin başında gerisi çorap söküğü gibi gider. Niye bunu söylüyorum. Benim tim komutanım, unsur komutanı diye koyduğum arkadaşım önce mevzide&lt;br /&gt;silahını bırakıp da kaçarsa biz bu işi yürütemeyiz. Biz bu eğitimi yapmamışız yetiştirememişiz demektir. Rütbesi de var kolunda, o orada silahını bırakıp&lt;br /&gt;da mevzisini kaçarsa tabii ki mevzimiz çöker, tabii ki zayiat veririz. 2 tane adam geliyor karşıdan. 30 kişiyi kaçırıyor geri gidiyoruz yav rezalet. Olacak&lt;br /&gt;şey değil. Neden, sevk idare edemediğimiz için timimizi. Tim komutanı ve unsur komutanı her ikisi de kendi personelinin göreceği yerde bulunur. Sesle varsa&lt;br /&gt;telsiziyle timinin adamlarını tek tek sevk idare eder. Zamanı geldiği zaman da ateş açtırır yerinden kıpırdama der, kaçma der, ben burdayım der. Sevk idare&lt;br /&gt;eder. Öyle oluyor mu, nadiren böyle oluyor. Çoğu yerde çat pat dediğin zaman o oraya bu buraya, birkaç gözü kara arkadaş dayanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi erimizi alnından vurduk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lider pozisyonunda olanlar piyasada yoklar. En acısı da silahını da bırakıp gidenler. Roj TV silahın numarasını da beraber gösteriyor. Ben olsam o rütbelinin&lt;br /&gt;yerine insan içine çıkmam. Ama utanmıyor adam. Bunlarla iş yapamayız. Yoksa canı sıkılan çeker gider. Ondan sonra mevzimize de girilir, bir sürü de şehit&lt;br /&gt;veririz. Artık herşey milletin önünde açık arkadaşlar. Bakın yine örnek dilimin ucuna geliyor söylemek istemiyorum. Böyle timi mimi sahip olmazsa, orada&lt;br /&gt;bir tane karaltı görür tak diye ateş eder. Başlar sesi duyan herkes ateş eder basıldık diye. Arkadaşımızı, bir erimizi alnından vururuz. Vurduk mu, haberiniz&lt;br /&gt;var mı, var değil mi? Olayı takip ediyorsunuz. Herkesin cebinde artık telsiz var, eskisi gibi de değil. Bak ben ateş ediyorum. Herkes sussun diyeceksin.&lt;br /&gt;Herkes duyacak, kimse birşey yapmayacak. Bir kişi edecek bunu gayet kolay yapmak ama eğitimle bunu yaparsanız olur. Bırakırsanız keyfine adam ateş et der.&lt;br /&gt;Vay basıldık diye herkes silaha sarılır. Bir masum erimizi alnından pat diye vururuz. Kabahatli biziz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halimiz tam bir kepazelik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakollar hatalı Hantepe de öyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlar bir üssü, bir tepeyi, bir kritik araziyi korurken esas mevzi kazıp gömülmektir. Tabii kayalık sert yerlerdeyiz ve tabii kazıp gömülmek mümkün&lt;br /&gt;olmuyor çoğu zaman. Ne yapıyoruz o zaman? Kum torbası bol. Kum torbasını üst üste koya koya kulübemsi karakolların etrafında nöbet kulübesi gibi böyle&lt;br /&gt;kulübeler meydana getiriyoruz. Bir de delik açıyoruz önünde buradan gelecekler bakacağız diye. Böyle bir koca hedef oluyor. Arkadaşlar karanlıkta gece&lt;br /&gt;görüş aleti olmasa bile ben RPG-7 ile 200 metreden onu tak diye vururum. Bak bu yaşımda vururum. İsterseniz deneyelim. Böyle kulübe yapıyorsunuz ona mevzi&lt;br /&gt;diyor bazıları. Mevziye girdik deyince o kulübenin içine giriyorlar. Ondan sonra ilk rokette orası vuruluyor. Öyle oldu değil mi Hantepe’de. Üsteğmenimiz&lt;br /&gt;de orada gitti. Koşuştular hepsi peşinden mevziye giriyoruz diye. Ondan sonra roket de oraya geldi. Öyle mevzi mi olur? Nerede görülmüş şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halimiz tam bir kepazelik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatışmaya gireceğimiz için ateş mevzii lazım. İşte Hantepe’de İHA’nın görüntüsünde bile belli. Koştular içine girdiler değil mi? Seyreden var mı? Vardır&lt;br /&gt;herhalde. Adam da geldi el bombasını üzerlerine atıyor, şey atar gibi. Tam bir kepazelik halimiz. Neden işte lider yok ortalıkta. Lider yok bu hale geldik.&lt;br /&gt;Bakın bunları söylememe gerek bile yok. Hepimiz askeriz bunun için komutanız ya. Çok zayıfız bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komutan harekâtı İHA’yı sevk edecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuvvet komutanımızla beraber Hava Kuvvetleri Komutanımızla beraber bu İHA’ların gönderilişini, görüntü aktarmasını yerlerinde bir daha inceledik. Şunu&lt;br /&gt;gördük ki, eğer zamanında uygun şekilde İHA’ları kullanabilsek bize çok çok büyük imkan kazandırıyor. Ama bunu yerinde zamanında görüntüyü izleyen komutan&lt;br /&gt;hakikaten o görüntüde gördüğü operasyona müdahale edebilecek bilgide ve tecrübede olması gerekir. Oradaki nöbetçi subayın yapacağı bir iş değil o. Demek&lt;br /&gt;ki önce ilgili komutan fırlayıp bu işin başına gelmesi süratle durumu değerlendirmesi topçu mu attıracak, uçak mı isteyecek, helikopterleri mi gönderttirecek&lt;br /&gt;ne talep edecekse etmesi ve alttaki birlik komutanıyla direkt temasta olup helikopteri yönetmesi lazım. Topçuyu tanzim ettirmesi lazım. İHA’nın nereyi&lt;br /&gt;takip etmesi gerektiğini söylemesi lazım. Ekranın başında olup da harekâtı sevk edecek komutan İHA’yı da sevk edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes işine sahip olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra ben dediğimde İHA geç geldi, sağa git dedim, sola gittiydi falan filan yok arkadaşlar, yok. Herkes işine sahip olacak. Ona göre İHA’yı kullanacak.&lt;br /&gt;Ona göre de helikopter mi getirecek, işte gerekli işlemi yapacak. Buna dikkat edelim. Şimdi tabii terör örgütünün önümüzdeki dönemde ne yapacağı biraz&lt;br /&gt;siyasi. Artık tamamen örgüt siyasi alana angaje oldu. Biliyorsunuz seçime kadar eylemsizlik diye bir karar aldılar. Bu da hakikaten eylemlerini yani kırsal&lt;br /&gt;kesimdeki eylemlerini azalttılar. Bu karar tabii kesinlikle bizi bağlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemsizlik falan söz konusu değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son dönemde o kadar herşey serbest dendi ki, halkımıza işte herkes istediğini söyleyebilir, istediğini talep ediyor, istediğini bilmem ne yapıyor. Saçmasapan&lt;br /&gt;şeyler. Tabii çoğunun bunu düşünmesi bile mümkün değil. Onun için size diyorum ki arkadaşlar. Lütfen bulunduğunuz yerde nabız tutun. Bakın halkın içinde&lt;br /&gt;olun. Kışladan lojmana lojmandan kışlaya dediğiniz zaman bunu anlayamıyoruz. Nabız tutmamız lazım. Polisle, itle mitle bilmem neyle yakın temasta olmamız&lt;br /&gt;lazım. Hakikaten bu söylenenler oluyor mu, halk buna ne diyor? Ne kadar destekliyor. Ne kadar desteklemiyor. Saçma mı buluyor, ne nasıl oluyor? Yani bunları&lt;br /&gt;kimlerden öğreneceğiz? Sizden öğreneceğiz. Öncelikle jandarmadan öğreneceğiz. Buna ihtiyacımız var. Biz hiçbir zaman eylemsizlik falan filan öyle birşeyi&lt;br /&gt;ağzımıza almadık. Bizim için eylemsizlik söz konusu değil arkadaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu, bitti mi bu adamlar? sayfa 3'te&lt;br /&gt;1 yıldır daha mantıklı operasyon&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim hiç kimsenin talimatına falan da ihtiyacımız yok. Tabii ki mücadelemiz devam edecektir. Kimse de bunu durdur diyemez. Dese bile bunu kabul etmeyiz.&lt;br /&gt;Bir kere bunu hiç unutmayınız. Kesinlikle yok hareketi azalt, operasyonu azalt, ne bizim ne diğer komutanlarımızın ağzından çıkar. Biz her zaman olduğu&lt;br /&gt;gibi teröre karşı mücadelede bir adım bile geri duramayız. Ancak geçen seneden beri biraz daha mantıklı olarak bu işi yapmaya karar verdik. Eskiden büyük&lt;br /&gt;bölgeleri aramak için taburlar, hadi araziye diziliyorduk. Hadi arıyorduk tarıyorduk bu arada. 10 kişi mayına basıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu, bitti mi  bu adamlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 kişi bilmem ne oluyordu. Düşüyordu kalkıyordu yaralanıyordu. Neticede de hiçbir şey bulamıyorduk. Verdiğimiz zaiyatla kalıyorduk. Onun için dedik ki&lt;br /&gt;istihbarata dayalı gerçek duyuma dayalı birşey elde ettiğimiz zaman operasyon yapalım. Artık bunu jandarma mı yapar, beraber mi yaparız. Yani boşu boşuna&lt;br /&gt;birlikleri sevk etmektense bir bilgi alıp bir istihbarat alıp ona yönelmek, ha o da boş çıkabilir. Ama yeterli kuvvetle bunu yapmak zorundayız. Bütün herşey&lt;br /&gt;bana geliyor. Bazı yerlerde hareket yok. Ne oldu, bitti mi bu adamlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınır birlikleri için eğitim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sınır birliklerimizin biraz daha profesyonel olması için yani profesyonel asker falan demiyorum. Bir sınır eğitim merkezi teşkil ettik, biliyorsunuz&lt;br /&gt;herhalde? Şey olan eğitim birliklerimizi erlerimizi oraya gönderiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık herkesin gözü üzerimizde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUNLARA rahat vermememiz lazım. Öyle bir hava varsa eğer kafanızdan lütfen çıkartın. Öyle şey yok. Çok dikkat edin herkesin gözü üzerimizde. Bir ufacık&lt;br /&gt;hata yapılırsa basına taşınıyor. Manşetlere taşınıyor. Onun için herşeyi yasal bazda yapmak durumundayız. Bizim yasalarımız hani bazen kızıyoruz mızıyoruz&lt;br /&gt;ama bize gerekli yetkiyi veriyor. Dikkatli incelersek kullanırsak işte valiyle konuşmak suretiyle falan bize gerekli yetkiyi veriyor. Tabii önce jandarmamız&lt;br /&gt;yapıyor. Biz de onların peşinden ona destek olarak yapacağız. Biraz evvel söz ettim. EMASYA Protokolü kalktığı için iller arasındaki harekette biraz sıkıntımız&lt;br /&gt;olacak gibi geliyordu. Ama arkadaşlarımız söylediler. Valiler gene anlaştı falan diye. Biz bunu yeni bir protokolle yasal baza oturtmaya çalışıyoruz. Onu&lt;br /&gt;da hazırlar hazırlamaz size tekrar göndereceğiz. O konulara da sahip olacaksınız ve daha rahat edeceksiniz. Neyimiz varsa kullanın. İşte havada bilmem&lt;br /&gt;ne helikopteri hazır bulundururuz. Bilmem ne çağırırız gerekirse. Bulundurun çağırın şimdi rahatız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Temas’ta kaçırmak yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YANİ sıkışık durumda değiliz. Her türlü imkanınızı kullanın. Bakın her türlü imkanımızı kullanın diyorum. Ama teması da kurduktan sonra. İşte ben bunu&lt;br /&gt;kaçırdım. Gittiler gece karanlığında kayboldular. Bizde herşey var. Gece de görüyoruz gündüz de görüyoruz. Her türlü imkanımız var. Bunu kaçırmayacağız&lt;br /&gt;ona göre tedbir alacağız. Marifet kaçırdım demek değil. Temas kurunca kaçırmak yok. İnatla cesaretle üzerine gidip sonucu almamız lazım. Elimizdeki aracımızı,&lt;br /&gt;gerecimizi, dürbünümüzü, teçhizatımızı işte ne varsa iyi bilin silahımızın kabiliyetlerini iyi bilmeliyiz ki, onu ona göre kullanmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5078013795646333877?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5078013795646333877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/kosaner-askerimizi-alnndan-vurduk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5078013795646333877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5078013795646333877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/08/kosaner-askerimizi-alnndan-vurduk.html' title='Koşaner: Askerimizi alnından vurduk.'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1557464320508593761</id><published>2011-07-18T01:50:00.000-07:00</published><updated>2011-07-18T01:52:08.140-07:00</updated><title type='text'>Türk futbolunun şike tarihi !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-WCkK6OKASbg/TiPzwE0GfcI/AAAAAAAAIsE/a410uDtd_qQ/s1600/Sike-futbolda-korku-borsada.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="200" width="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-WCkK6OKASbg/TiPzwE0GfcI/AAAAAAAAIsE/a410uDtd_qQ/s200/Sike-futbolda-korku-borsada.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şike konusunda aktörler farklı ama senaryo hep aynıydı. Karşınızda Türk futbolunun şike tarihi ve şaibeli sezonlar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Ülkütekin'in haberi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündemimiz şike. İşi gücü bıraktık, Türk futbolunun ne olacağını merak ediyoruz. Oysa geçmişe bakın. Aktörler farklı ama senaryo hep aynıydı. Tek fark bu&lt;br /&gt;kez teknik takibe takıldılar. Geçmişteki örnekler şike suçlamasıyla adalet önüne çıkmamışlardı ama bu yazıya konu olacak kadar futbolun karanlık yüzüyle&lt;br /&gt;adları anılmıştı. Zamanın politikacıları da futbola bulaşırken şike dedikodularını beraberlerinde getirmişlerdi. Karşınızda Türk futbolunun şike tarihi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol özü itibarıyla her iki takımdan on birer kişinin ortadaki yuvarlak cismi üç direğin arasından geçirmek için mücadele ettiği oldukça basit bir oyundur.&lt;br /&gt;Ancak futbol dünyasında yaşanan son gelişmeler gösteriyor ki, şampiyonluk yarışı kızıştığında işler biraz karmaşık hale gelebiliyor. Sahaya çıkan takımın&lt;br /&gt;yanında bir çantacı birkaç yüz bin Avro, tercihen birkaç silah bulunması da maçı topu üç direğin arasından geçirmek için faydalı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk futbolunun şikeyle yolunun kesişmesi profesyonelliğin kabulüyle aynı yıllara denk düşer. Gerçi öncesinde de Beşiktaş'ın “Madrid Panteri” lakaplı kalecisi&lt;br /&gt;Varol Ürkmez'in dediği gibi hatır şikesi vardır ama deyim yerindeyse paralı pullu maç bağlama girişimlerinin başlaması altmışların sonunu bulur. Üstelik&lt;br /&gt;Türk futbolu buna cevabını gecikmeden verecektir de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1964 yılının Temmuzu Karşıyaka Kulübü’nün Kasımpaşa maçında şike yaptığı gerekçesiyle ligden düşürülüşüne tanık olacaktır. İşin ilginç yanı aynı günlerde&lt;br /&gt;şimdikine çok benzer “şike kulübe mal edilmemeli, şahıslar cezalandırılmalı” gibi açıklamalar manşetleri süsleyecek. Kulüpler mahkeme kapılarında haklarını&lt;br /&gt;aramak için uğraş verecek ama sonuç değişmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaydan çok sonra, Kasımpaşalı fubolcular şike yaptıklarını itiraf etmek için Beykoz'dan para aldıklarını itiraf edecek ve Karşıyaka yeniden lige alınacaktır&lt;br /&gt;ama şunu söylemeden geçmemek lazım: Dönemin askeri yönetimi ülkede pek çok taşları yerinden oynattıysa da sonradan yerini alacak sivil futbol yöneticilerinin&lt;br /&gt;aksine şike olayının üstüne dirayetle gitmekte büyük başarı göstermişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen yıllarda yaşanacaklar bu detayın altının çizilmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü altmışların sonuyla birlikte hayat sivilleşirken futbolda da Anadolu&lt;br /&gt;patlaması yaşanmaktadır. Birçok şehir takımı hızla birinci ligin yolunu tutmakta ve üç büyüklerin saltanatını tehdit eder hale gelmektedir. Bu dönem aynı&lt;br /&gt;zamanda kulüp içerisine yavaş yavaş mafyavari yapılanmaların sızmaya başladığı yıllar olacaktır. Kulüplerde hâlâ sembol isimlerin ağırlığı büyüktür ama&lt;br /&gt;giderek büyüyen futbol endüstrisi sırf “şerefle, şanla” yöneticilik yapılan yılları geride bırakma zamanının geldiğini gösteriyordur. Para getirecek ve&lt;br /&gt;karşılığında itibar götürecek yeni finansörler kulüplerin kapısında birikmeye başlamıştır. Yetmişler ve sonrası asla öncesi kadar temiz olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞAİBELİ SEZONLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik Karşıyaka – Kasımpaşa örneğindekine benzer bir yaptırım da Türk futbolu uzun yıllar görmemiştir. Tabii ki amacımız bu yazıda ismi geçecek ve hakkında&lt;br /&gt;herhangi bir soruşturma açılmadığı için herhangi bir şike suçu taşımayan insanları zan altında bırakmak değil ama öte yandan hemen her dönem gazete sayfalarına&lt;br /&gt;yansıyan dedikoduları da hatırlamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik ya yetmişler Anadolu'nun güç kazandığı öte yandan üç İstanbul takımının ekonomik kriz içinde debelendiği yıllardır. Büyüklerin bünyesinde veya çevresinde&lt;br /&gt;yer alan mafyavari isimler maç bağlama, şike olaylarıyla gündeme gelmek istemeseler de o yılların en önemli saha dışı başarısı olan oyuncu kaçırma konularında&lt;br /&gt;hayli başarılılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'ye çok yakın bir isim olan Kasımpaşa Başkanı Sultan Demican, Cemil Turan'ın sarı – lacivertli kulübe transferinde önemli rol oynamış, aynı zamanda&lt;br /&gt;yeni bir yönetici tipinin ortaya çıkışına önayak olmuştur. Yine de yetmişler sonrasına göre -en azından görünürde- daha temiz sayılabilir. Dönemin en önemli&lt;br /&gt;iddiası Trabzonspor'un üst üste şampiyonluk kazandığı yıllarda son haftalarda gittiği zorlu Zonguldakspor ya da Orduspor deplasmanlarından rahat galibiyetlerle&lt;br /&gt;dönmesinin bir Karadeniz ittifakı sonucu olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak 12 Eylül'le birlikte futbolun günlük hayattaki yeri değişecek, İstanbul kulüpleri yerel sermayenin yeniden şehirlerine dönmesine paralel olarak güçlenecek&lt;br /&gt;ve şampiyonluk uğrunda saha dışında da savaşılması gereken bir değer haline gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seksenlerle birlikte ligin son haftaları tam bir dedikodu kazanına dönüşür, artık siyasetçiler de -belki apolitikleşen bir toplumun siyasi idealler yerine&lt;br /&gt;futbolu koyması sebebiyle- yandaşı oldukları takımların en önemli saha dışı gücü haline gelmiştir. İlk büyük fırtına 1985-86 sezonunun son haftalarında&lt;br /&gt;kopar. Başbakan Turgut Özal'ın eşi Semra Özal'ın Galatasaray ile Beşiktaş şampiyonluk için çekişirken Beşiktaş'ı kolladığı haberleri ortaya çıkar. Hele&lt;br /&gt;son hafta Beşiktaş, Trabzonspor deplasmanında şampiyonluk için mutlak galibiyete ihtiyaç duyarken Özal'ın dönemin Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz'la&lt;br /&gt;anlaştığı iddiaları ayyuka çıkar. Öyle bir hava yaratılır ki maç çoktan bağlanmıştır. Üstüne Kocaeli deplasmanında Semra Özal'a küfürlü tezahüratta bulunan&lt;br /&gt;Galatasaray taraftarları polisin müdahalesine karşılık verince çıkan meydan savaşı ipleri iyice gerer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Beşiktaş şampiyon olur, Galatasaray'ın 14 senelik şampiyonluk hasretini dindirmesi bir sonraki sezona kalır. Ancak o sezon da son haftalara Beşiktaş&lt;br /&gt;önde girer. Galatasaray şampiyonluğu rakibine kaptırmamaya kararlıdır. Siyah – beyazlı takımın Malatya deplasmanı öncesi dönemin yöneticilerinden Ergün&lt;br /&gt;Gürsoy'un Malatyasporlu futbolcularla anlaştığı söylentisi yayılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçı Malatyaspor tek golle kazanır, sonrasında Beşiktaşlı futbolcular Malatyalı meslektaşlarının “paralar çantada bekliyor, dışarıda da Mercedesler hazır”&lt;br /&gt;dedikleri iddiasında bulunur. Ertesi hafta Beşiktaş bu kez sahasında Denizlispor'a puan kaptırınca şampiyon Galatasaray olur. Konyaspor bir hafta boyu&lt;br /&gt;süren *şampiyonluk ayarlandı* söylentileri üzerine şampiyonluğu kaybedince kentte adeta infial uyanır. Federasyon önceki yıllarda olduğu gibi yine şike&lt;br /&gt;ve teşvik iddialarının üzerine gitmez. Ancak asıl bomba ertesi sezon patlayacaktır. Ligler başladıktan birkaç hafta sonra Bursaspor'un yaptığı itiraz mahkeme&lt;br /&gt;tarafından kabul edilir. Önceki sezon Bursaspor'un düşmesine sebep olan bir maçta şike yapıldığı ortaya çıkar ama şike yapan takımlar hakkında herhangi&lt;br /&gt;bir yaptırım uygulanmaz. Bursaspor, sezonun ortasında lige dalıverir dosya kapanır. Usulsüzlüğün bedeli sırf bu olayla değil, ikinci ve üçüncü ligdeki&lt;br /&gt;pek çok mahkeme kararıyla kaosa dönüşür, sezon allak bullak olan program yüzünden zar zor biter. Yine aynı yıllarda Malatyaspor, Adana Demirspor ve Boluspor&lt;br /&gt;arasındaki şike üçgeninde belgelere ve Adana takımı yöneticilerinin itiraflarına karşın olayın üstü kapatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şike ve teşvik iddialarının ayyuka çıktığı daha da kötüsü futbolseverler nazarında “kabul edilebilir” hale geldiği yıllar bu yıllardır. Doksanlarda futbolun&lt;br /&gt;özerkleşmesi federasyonun yaptırım gücünü arttıracak, siyasetçiler biraz da olsa futboldan ellerini çekmek zorunda kalacaktır. Ancak 1992-93 sezonu yine&lt;br /&gt;bir şike iddiasına sahne olur. Galatasaray ve Beşiktaş'ın çekiştiği sezonda son haftaya puan puana girilir. İşi averaj belirleyecektir. Galatasaray, Ankaragücü'nü&lt;br /&gt;8 – 0 yener. O gün kalede olan -ve aslında sanıldığı gibi sekiz değil beş gol yiyen ve devre arasında oyundan çıkarılan- eski Beşiktaş kalecisi Zalad bir&lt;br /&gt;daha dönmemecesine alelacele Türkiye'den kaçmak zorunda kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından devreye Ali Şen girecektir. Fenerbahçe'nin şampiyonluktan uzak geçirdiği yılları sonlandırmak isteyen Şen, zaten önceki başkanlık döneminde futbolda&lt;br /&gt;güç imajının başlı başına simgesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fenerbahçe'nin Trabzonspor'u Trabzon'da yenerek şampiyonluğu kazandığı 1995-96 sezonunda Ali Şen'e, hem hakemler hem rakip takımlar üzerinde baskı kurduğu&lt;br /&gt;eleştirisi getirilir. Hatta Ali Şen'e karşı nefret o kadar büyür ki Fenerbahçe maçları dışında da taraftarlar Ali Şen içerikli küfürlü tezahüratlar yapmaktan&lt;br /&gt;geri kalmaz. Doksanlarla birlikte Türkiye'nin futbol gündemi öyle bir noktaya gelir ki, her maçın ve her hakem kararının ardında bir şeyler arama modası&lt;br /&gt;başlar. Spor programlarında futbol analizlerinden çok komplo teorileri konuşulmaya başlar. Yeni bin yıl da farklı olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dönem olduğu gibi futbolun yakın geçmişinde de aktörler değişir ama senaryo değişmez. Güç sadece sahada top peşinde koşan kadro ve onları hazırlayan&lt;br /&gt;teknik direktörün yetenekleriyle sınırlı değildir. Yöneticiler de adeta futbolcular gibi saha dışında çalışırlar. Artık futbol gündemimize yeni bir cümle&lt;br /&gt;eklenmiştir. “Federasyonda lobisi yok.” Şampiyonluğa oynayan takımlar için dezavantajlar sayılırken bu cümle başlara yerleştirilir. Devletle de arayı iyi&lt;br /&gt;tutmak gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü devlet istediği zaman yeşil sahaya öyle bir müdahale eder ki. Bunun en iyi örneği 2000-01 sezonunun son haftalarında ikinci ligdeki yükselme yarışında&lt;br /&gt;yaşanacaktır. Birkaç ay önce Gaffar Okan'ın ölümüyle sarsılan Diyarbakır halkı teselliyi Diyarbakırspor'un başarılarında bulmuştur. Görünen o ki birileri&lt;br /&gt;Diyarbakırlıların Okan'dan sonra bir de şampiyonluğu kaçırma üzüntüsünü kaldıramayacağını düşünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kritik Altay maçına bu havada çıkılır. Maçın TRT'den yayınlanması hatta özet görüntü bile alınması engellenmiştir. Çünkü saha içinde Altaylı oyuncular top&lt;br /&gt;oynamak yerine sahada uçuşan taşlardan kendilerini korumak zorundadır. Soyunma odasında kendilerini bekleyen sürprizse -iddialarına göre- zehirli gazdır.&lt;br /&gt;Tekrar sahaya kendilerini attıklarında tartaklanırlar. O gün Diyarbakırspor kazanıp Süper Lig'e çıkar ama Türk futbolu yıllarını kaybeder. Haluk Ulusoy&lt;br /&gt;federasyonun başındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylentilere göre Trabzonspor'un ligden düşme ihtimali olduğu bir dönemde kritik Samsunspor maçının hakemine bordo – mavili takımı kayırmasının rica edilmesi,&lt;br /&gt;Bursaspor ve Beşiktaş arasında bugüne kadar uzanan husumet Bursaspor- Beşiktaş ve Çaykur Rizespor'u kapsayan ve yeşil – beyazlıların küme düşmesiyle sonuçlanan&lt;br /&gt;dedikodular zinciri yakın dönemin sembolleşen şike şüpheleridir. Futbola elini uzatıp bir şeyler koparmak isteyenlerin kimler olduğu bugünlerde yaşanan&lt;br /&gt;soruşturmalarda ortaya çıkıyor. Daha önce hiç olmadığı gibi. Futbol temizleniyor mu? Kimbilir, 22 adamın topu kaleye sokmak için oradan oraya koşuşturduğu&lt;br /&gt;bu basit ama bir o kadar da gizemli oyun dünya üzerindeki o kadar çok insanın ilgisini çekiyor ki, bu insanların hepsinin güzel oyuna karşı iyi niyetli&lt;br /&gt;olduğunu söylemek güç.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1557464320508593761?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1557464320508593761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/turk-futbolunun-sike-tarihi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1557464320508593761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1557464320508593761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/turk-futbolunun-sike-tarihi.html' title='Türk futbolunun şike tarihi !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-WCkK6OKASbg/TiPzwE0GfcI/AAAAAAAAIsE/a410uDtd_qQ/s72-c/Sike-futbolda-korku-borsada.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1782114459329986301</id><published>2011-07-14T13:48:00.001-07:00</published><updated>2011-07-14T13:48:59.201-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zeki Hacı ibrahimoğlu'/><title type='text'>PKK terör örgütünün mali kaynakları:</title><content type='html'>Zekice&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-m-U8ya2xXxA/Th9WNAyyOUI/AAAAAAAAIr8/S8wYhac0ImQ/s1600/zekihaciibrahimoglu.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="161" width="120" src="http://4.bp.blogspot.com/-m-U8ya2xXxA/Th9WNAyyOUI/AAAAAAAAIr8/S8wYhac0ImQ/s200/zekihaciibrahimoglu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1975 yılında Ankara’nın Dikmen semtinde yapılan bir toplantıda ideolojik ve askeri kadro oluşumunun tamamlandığı sonucuna varılarak 1976’dan itibaren faaliyetlerin Doğu ve Güneydoğu illerinde sürdürülmesi kararı alınır. Öcalan, 1975 yılında gurubun manifestosu veya örgütün program taslağı sayılan 68 sayfalık “Kürdistan Devriminin Yolu” isimli broşürü kaleme alır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;PKK terör örgütü nasıl kuruldu? Nasıl büyüdü? Ve bu kanlı terör örgütünün büyümesine nasıl destek verildi? &lt;br /&gt;Teröristbaşı Bakırköy tapu sicil müdürlüğünde memur olarak çalışırken Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydolmuş ve Ankara’ya taşınmıştır. &lt;br /&gt;Teröristbaşı Ankara’ya taşınmadan önce siyasi faaliyetlerine 1970 yılında İstanbul’da Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nda başlar. 1971 yılında Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydolduktan sonra Marksist – Leninist görüşçü THKP/ C örgütü ile ilgilenir. Nisan 1972 yılında Şafak grubunun bildirilerini dağıtırken yakalanarak 7 ay Mamak Askeri Ceza Evi’nde tutuklu kalır. &lt;br /&gt;Mart 1973’de etrafına topladığı üniversite arkadaşları ile Kürtçü, bölücü bir örgütlenmeyi oluşturmak amacıyla toplantılar yapar. Bu toplantılarda Kürdistan olarak nitelendirdikleri, Doğu ve Güneydoğu illerimizin Türkiye’nin sömürgesi olduğu, bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurmak amacıyla gizli bir örgüt kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Teröristbaşı Ankara’daki öğrenci evleri, okul kantinleri ve yurtlar ile bazı semtlerdeki “kültür, güzelleştirme, yaşatma” sıfatlı dernekler adı altında çalışmalar yaparak öğrencilere ve gençlere el atıp örgütün ideolojik ve öncü kadrosunu oluşturmaya çalışır. &lt;br /&gt;1975 yılında Ankara’nın Dikmen semtinde yapılan bir toplantıda ideolojik ve askeri kadro oluşumunun tamamlandığı sonucuna varılarak 1976’dan itibaren faaliyetlerin Doğu ve Güneydoğu illerinde sürdürülmesi kararı alınır. Öcalan, 1975 yılında gurubun manifestosu veya örgütün program taslağı sayılan 68 sayfalık “Kürdistan Devriminin Yolu” isimli broşürü kaleme alır. &lt;br /&gt;Örgüt mensupları 1976 yılından itibaren Güneydoğu illerine dağılarak Ulusalcılar, Ükocular, Kürdistan Devrimcileri adı altında propaganda faaliyetlerine başlamıştır. &lt;br /&gt;27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır ili, Lice ilçesi, Fis köyünde PKK’nın 1. kongresi yapılarak genel başkanlığına Öcalan getirilmiştir. &lt;br /&gt;PKK’nın, Suriye, İran, Irak, Lübnan, İtalya, İngiltere, İspanya, Almanya, Belçika, Fransa ve Bulgaristan devletleriyle ilişkisinin bulunduğu, bu ülkelerden eleman, para, silah, cephane gibi ihtiyaçlarını karşıladığı, ayrıca bazı devletlerden de kamp yeri temin ederek elemanlarına silahlı eğitim verdiği bilinen gerçeklerdendir.&lt;br /&gt;PKK terör örgütü ülke topraklarının bir bölümünü sözde Amed, Garzan, Dersim, Mardın, Botan, Zağnos, Serhat, Ruha (GAP) Koçkırı, Güneybatı Erzurum ve Toros – Akdeniz eyaletlerine ayırmıştır. &lt;br /&gt;PKK terör örgütü bu çalışmaları yaparken Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkilileri bunların farkında değil miydiler? &lt;br /&gt;Teröristbaşı kendisini ve örgütünü güçlendirmek için Türkiye’yi terk etmiş ve Beka Vadisi’nde yetiştirilmiş, daha sonrada Suriye’nin başkenti Şam’da özel ikamet açılarak Suriye Devleti tarafından özel korumaya alınmıştır. &lt;br /&gt;Teröristbaşı 1984 yılında başlattığı terör eylemlerine 1988 yılına kadar aralıksız devam etmiş. Ancak Suriye Devleti’ne bu adamı niye koruyorsunuz diye kimse hesap sormamıştır.&lt;br /&gt;1988 yılında pazarlık nasıl ve kiminle yapıldıysa Suriye hududuna inen bir paşamızın “teröristbaşını korumaya devam ederseniz bu eyleminizi savaş sebebi sayarız” sözü üzerine Suriye’den çıkartılmış ve ABD tarafından yakalanarak idam edilmemek şartıyla Türk makamlarına teslim edilmiştir. &lt;br /&gt;PKK terör örgütü bu duruma nasıl geldi? Mali kaynakları nereden sağladı?&lt;br /&gt;Öcalan 1979 yılında Suriye’ye kaçmış, terörist toplama ve eğitim kapları kurmuş, 12 Eylül harekatı olmuş, Özal Başbakan seçilmiş ve Barzani PKK ile anlaşmış ama Türkiye Cumhuriyeti devletinin haberi yok, kim kime ve neye hizmet etmiş bilinmiyor. Devletin bir müdahalesi yok Suriye rahat, Öcalan rahat, Barzani rahat, teröristler rahat ama Türk askeri şehit veriyor.&lt;br /&gt;Özal Başbakan, bir yanım Kürt diyen Özal. Barzani Kürt yönetimi lideri, PKK ile anlaşan, ona Irak’ta yer ve kamp tahsis eden Barzani. Özal tarafından kırmızı pasaport verilen Talabani ve Barzani. Teröristbaşı Öcalan İmralı’dan PKK’yı yönetmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;PKK terör örgütünün gelir kaynakları kaçakçılıktan sağlanmaktadır. Büyükbaş hayvan, küçükbaş hayvan ve uyuşturucu kaçakçılığı çok önemli kaynaklardır.&lt;br /&gt;İran üzerinden büyükbaş ve küçükbaş hayvan kaçakçılığı yapanlardan haraç alarak işe başlamıştır. Bu kaçak girişlerden PKK’nın payına senede birkaç trilyon nakit para isabet etmektedir. Bu kaçakçılıktan elde edilen paralarla PKK silah gücünü modern hale getirmiş ve Türk askerini şehit etmiştir. &lt;br /&gt;Bunlar için kaçakçılık kanununda ağırlaştırmalar yapılacak yerde kanunlar daha da hafifleştirilmiştir.&lt;br /&gt;Kaçakçılık davaları ile terörist eylemlerle ilgili davalar arasında ilişki kurulmamış; bu güne kadar bu davalar ayrı ayrı değerlendirilmiştir. &lt;br /&gt;Terör örgütüne yaşam alanı sağlayan paradır, kara para. Öncelikle PKK terör örgütü silahlanmak ve binlerce terörist beslemek için bu parayı nereden buluyor? Başta söylemiştik; kaçakçılık. Kaçakçılık İran ve Irak sınırlarından yapılıyor ve PKK haraç alıyor. Yıllardır süren kaçakçılığı önleyemedik. Sınırlarımızın korunmasından kim sorumludur? Mülki amirler yani kaymakam ve valiler, içişleri bakanı yani hükümet. Bu seçilmiş ve atanmışlar, hükümetler neden tedbir almıyor? Çünkü sınır boylarında oturan vatandaşlarımızın ana gelir kaynağı kaçakçılıktır. Bu güne kadar kaçakçılığı önleyecek ekonomik tedbir bulunmamıştır. Kaçağı önlemeye çalışırsanız halk şikâyet eder. Halk demek, bizim seçilmişlerimiz için oy demektir. Kaçağı önlerseniz oy kaybedersiniz, onun için kaçakçılık seçilmişler tarafından önlenemez. &lt;br /&gt;Çok düşündürücü bir konu da uyuşturucu ticareti ile ilgilidir. PKK büyük gücünü uyuşturucu ticaretine başladıktan sonra kazanmıştır. Özal döneminde PKK uyuşturucu ticaretini tamamen ele geçirince ne tesadüftür ceza kanunlarımızda önemli değişiklikler yapılmıştır. TCK’nın 403 – 408. maddeleri uyuşturucu kaçakçılığı yapanlara verilen cezaları düzenler ve çok ağır cezalar içermektedir. Bu fiillere teşebbüs edenlere (faillere) idam, müebbet cezaları verilirken 1984’den 1992’ye kadar bu cezalarda devamlı indirimler yapılmış ve idam, müebbet cezaları kaldırılmış. Teröristler uyuşturucudan kazandığı paralarla aldıkları modern silah ve mühimmatla Güneydoğu illerimizi kan gölüne çevirmişler, binlerce askerimiz ve sivil vatandaşımız şehit olmuştur. &lt;br /&gt;Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur. 1984 yılında başlayan terör olayları masada değil başladığı yerde bitirilmelidir. Bu olayı, bu ihaneti masaya çekmek Türk Milletine en büyük ihanettir.&lt;br /&gt;Toprağa düşen aziz şehitlerimizin naaşlarını çiğnemektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1782114459329986301?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1782114459329986301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/pkk-teror-orgutunun-mali-kaynaklar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1782114459329986301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1782114459329986301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/pkk-teror-orgutunun-mali-kaynaklar.html' title='PKK terör örgütünün mali kaynakları:'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-m-U8ya2xXxA/Th9WNAyyOUI/AAAAAAAAIr8/S8wYhac0ImQ/s72-c/zekihaciibrahimoglu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-4982544298746797542</id><published>2011-07-12T06:57:00.001-07:00</published><updated>2011-07-12T06:57:57.265-07:00</updated><title type='text'>Nasıl Bu Kadar Alçaklaştık, Hainleştik, Canileştik?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cWkOidLRyOU/ThxS357Th2I/AAAAAAAAIr0/WJfvXVv-0yA/s1600/162049-nasil-bu-kadar-alcaklastik-hainlestik-canilestik-Resim.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-cWkOidLRyOU/ThxS357Th2I/AAAAAAAAIr0/WJfvXVv-0yA/s200/162049-nasil-bu-kadar-alcaklastik-hainlestik-canilestik-Resim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Taraf yazarı Mehmet Baransu bugünkü köşesinde fena patladı. Baransu'yu çıldırtan olay ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Baransu, Yüksekova’da öldürülen iki uzman çavuşun yerde yatan cesetlerinden genel olarak faili meçhul cinayetlere uzanan bir yazı kaleme alarak ortak duygulara tercümanlık etmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Taraf Yazarı Mehmet Baransu’nun bugünkü köşe yazısı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hepimiz ... . !"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Karakaya. 26 yaşındaydı. Arkadaşı Murat Özkozanoğlu ise henüz 25’indeydi. Hakkâri Yüksekova’da uzman çavuş olarak görev yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet kendilerine lojman tahsis etmemiş, onlar da Yüksekova’nın Yeşildere mahallesinde ev kiralamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiraladıkları bu evden, 5 Temmuz 2011 Salı günü sabahın erken saatlerinde birliğe gitmek için ayrılmışlar; her zaman yaptıkları gibi yakınlarıyla vedalaşmayı da unutmamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta yürümeye başladılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedim Zeydan Caddesi’nde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Attıkları her adımın, onları ölüme götüren son adımlar olduğunu bilemeden yürümeye devam ettiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir neler düşünüyorlardı? Ne hayaller kuruyorlardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adımlarını ağır ağır atmaya devam ettiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüme götüren adımlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalleş pusuya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya da Murat da sivil kıyafetliydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ikisi de belli ki çok sevdikleri kıyafetlerini giymişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri çok sevdiği kot pantolonu ve tişörtünü, diğeri ise capri pantolonunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerinden çıkalı henüz birkaç dakika olmamıştı ki, her ikisi de ne olduğunu anlamadan yere serildiler. Tıpkı bir yıl önce yine Yüksekova’da yere serilen bir çocuk babası Uzman Çavuş Yasin Ak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri ya da birileri, onlar adımlarını atarken, alçakça pusularını kurmuş ve her ikisini de arkadan, enselerinden vurmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki cansız beden, Yüksekova’nın Nedim Zeydan caddesinde yatıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Hrant Dink’in cansız bedeninin AGOS’un önünde yatması gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizleri bilmem ama Yahya ve Murat’ın yerde yatan cansız bedenini görünce, aklıma önce Hrant geldi. Ardından 1993-95 yıllarında derin devletin ensesinden vurduğu Kürt vatandaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apê Musa geldi aklıma... Vedat Aydın... Ve binlerce faili meçhul diğerleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalleşliğimiz... Vicdansızlığımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen insanlığımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerde yatan ne Murat’tı ne de Yahya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerde yatan, ölen insanlığımızdı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerde yatan Hrant’tı... Vedat Aydın’dı... Apê Musa’ydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerde yatan ölen insanlığımızdı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant’ta, Vedat’ta, Ape Musa’da sokaklara çıkmış, “Hepimiz ... ” sloganlar atmıştık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklı sloganlarımızı, haklı tepkimizi tüm dünyaya haykırmıştık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum da... Ne olmuştu da insanlığımızı yitirmiştik? Vicdanlarımız kör olmuştu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya ve Murat için yeri göğü inletmememizin nedeni neydi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant’a, Vedat’a, Apê Musa’ya ve daha binlercesine yapılan kalleşlikle, Yahya ve Murat’a yapılan arasında ne fark vardı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi, adına “kutsal dava” denen davanın kalleşçe vurduğu çocuklar değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi kutsal dava, ölen vicdanlarımızdan, insanlığımızdan daha değerli olabilirdi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kürt olsa, dünya Türk olsa, insanlığımız öldükten sonra kıymetli miydi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığımız ölmüş, vicdanlarımıza kelepçeler vurulmuş... Cesaretimiz tarumar olmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ölmüşken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis’teki yeminimiz batsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilimiz batsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtçemiz, Türkçemiz batsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerde yatan insanlığımız duruyorken, onların yerde yattığı saatte yaptığımız ve iki kelimeyle kınayamadığımız Demokratik Kongre’miz batsın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kürtçe konuşsa, insanlığımızı kaybettikten sonra bir ehemmiyeti yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bizlere ve sizlere emanet edilen Yahyalara, Muratlara, Hevallere, Zozanlara sahip çıkamıyorsak, emaneti kalleşçe, haince ensesinden vuruyorsak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt olmanın, Türk olmanın bir önemini yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlığımızı kaybettik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vicdanımızı kaybettik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bu kadar alçaklaştık, hainleştik, canileştik?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanın bilemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yerde yatan iki gencecik bedenin fotoğrafına iyi bakın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada yatanların Yahya ve Murat olmadığını göreceksiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada yatanların...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitirdiğimiz onurumuz, insanlığımız, olduğunu göreceksiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onurunu, vicdanını, insanlığını yitirenlerin yarın kardeşlerine, kendilerinden olanlara da aynısını yapacağını göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih insanlığını yitirenlerin, katliam hikâyeleriyle dolu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu acı bizim, bu vicdansızlık hepimizin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hepimiz Hrant’ız” derken ne kadar haklıysak; bugün yerde yatan insanlığımıza, vicdansızlığımıza ses çıkarmadığımız için o kadar hain, kalleş ve alçağız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizleri bilmem ama ben bugün diyorum ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hepimiz alçağız, vicdansızız, insanlıktan nasibini almamış ... ’yız”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve de diyorum ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Affedin bizi Yüksekova’nın Nedim Zeydan Caddesi’nde yatan insanlığımız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-4982544298746797542?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/4982544298746797542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/nasl-bu-kadar-alcaklastk-hainlestik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/4982544298746797542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/4982544298746797542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/nasl-bu-kadar-alcaklastk-hainlestik.html' title='Nasıl Bu Kadar Alçaklaştık, Hainleştik, Canileştik?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cWkOidLRyOU/ThxS357Th2I/AAAAAAAAIr0/WJfvXVv-0yA/s72-c/162049-nasil-bu-kadar-alcaklastik-hainlestik-canilestik-Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-6079922056943484775</id><published>2011-07-05T09:39:00.000-07:00</published><updated>2011-07-05T09:39:03.679-07:00</updated><title type='text'>Özel Harpçi, Madımak Katliamını anlattı !</title><content type='html'>Sivas'taki Madımak Oteli katliamının yıldönümünde Fırat Haber Ajansına konuşan Özel Harp Dairesi üyesi üstteğmen, facianın perde arkasında ÖHD olduğunu&lt;br /&gt;itiraf etti:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fırat Haber Ajansı bugün Baki Gül imzalı bir özel haberle Sivas'ta 2 Temmuz 1993 tarihine Sivas'ta bulunan Madımak Oteli'nde korkunç faciada gerçekleştirilen&lt;br /&gt;katliama dair ilginç iddialarda bulundu. Özel Harpçi Üstteğmen olduğu belirtilen H.Ç'nin itirafları, perde arkası hâlâ karanlıkta olan katliama dair ibginç&lt;br /&gt;bilgiler içeriyor...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte Fırat Haber Ajansının sitesinde yayınlanan ve bu akşam ajansa yakınlığı ilen bilinen bir özel kanalda yayınlanacağı duyurulan o söyleşi metni:  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir Özel Harp Dairesi üyesi üst teğmen H.Ç, İngiltere’de, İsrail ve ABD’de eğitim görüyor. Üst teğmen Özel Harp Dairesi’nin yapısı ve Sivas katliamını anlatıyor:&lt;br /&gt;“Helikopterle geldik ve Sivas’a 11 km kala bir mezraya indik. Askeri haritalarda koordinatları 58’e 47… 13 kişiydik herkes ikişerli gruplara ayrıldı… Üç&lt;br /&gt;yazar özel hedefti başlarında da Aziz Nesin vardı… Duyum Jitem’den geldi… Bizim bölgede yaptığımız en büyük olay insanların Madımak oteli önünde toplandığı&lt;br /&gt;zaman taşı atmamız ve geri çekilmemizdir….”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gerçek ismini kullanmak istemiyor. Önemli konularda çarpıcı açıklamalar yapıyor. Kendisi ile ilgili şu bilgileri veriyor: Üsteğmen. Kıdemli üsteğmen iken&lt;br /&gt;Türkiye’den firar ediyor. Orduya katılma gerekçesi ile yaşadıkları farklı. “Ben askeriyeye çoluk çocuk öldürmek için girmedim. Askerin askere eziyet etmesi&lt;br /&gt;için girmedim” diyor ve bu yüzden konuşmak istiyor. Biz değil o bizi buldu. Anlattıkları önemli. Ama bizim için bir iddia.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Babası subay. Yurtdışında görevli. NATO bünyesinde çalışıyormuş. 1982 senesinde Türkiye’ye dönüyor. 1986 yılında Kuleli Askeri lisesine giriyor. 1993 yılında&lt;br /&gt;mezun olup çeşitli yerlerde görev yapıyor. Anlattığına göre “emre itaatsizlik ve üste silah çekme” gibi disiplin suçu işliyor.. Öğrencilik döneminde bir&lt;br /&gt;kez, mezun olduktan sonar ise 2 kez ceza almış. Askeri deyim ile “diskotek” cezası almış, ardından”1993 yılının başlangıcında Ankara Genelkurmaylık Özel&lt;br /&gt;Takımlar Komutanlığından davet aldım” diyor. Direkt Özel Harp Dairesi Başkanlığından. İlginç detaylar anlatıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İNGİLTERE’DE YABANCI DİL ÜZERİNE UZMANLAŞMA EĞİTİMİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İngiltere’de “yabancı dil üzerine uzmanlaşma” adı altında eğitim görüyor. Kendisi ile beraber 26 kişi. 1989’da eğitim görmüş. 8,5 ay sürmüş eğitim. Kod&lt;br /&gt;ismi kullanıyorlar. Sadece üst düzey rütbelilerin ismi var diyor. İngiltere’de Kıdemli Binbaşı Bekir Çelik ismini veriyor. Daha sonra 1991 yılında Kıd.&lt;br /&gt;Bnb. Bekir Çelik ile Japonya’ya teknik Elektronik sistemler üzerine uzmanlık eğitimi alıyor. Bu eğitim program üzerine detay vermiyor. Bilgi verenlerin&lt;br /&gt;başı büyük belaya giriyor!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İSRAİL’DE PATLAYICI EĞİTİMİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İsrail’de 1993 yılının ilk iki ayında patlayıcı üzerine eğitim görüyor. Kıd. Yüzbaşı Mehmet Keskin var. Gübreden C4 patlayıcılarına kadar zaman ayarlı&lt;br /&gt;eğitim. Garip bir İsrail ismi veriyor. 13 kişi görmüş eğitimi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ABD’DE KONTGERİLLA EĞİTİMİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Daha sonra 1996 yılının sonunda ABD’ye gidiyor. 3 aylık kontrgerilla eğitimi alıyor. Manhattan’da. Üst Teğmen İlker Özkay ve astsubay Şahin Atmaca, kıdemli&lt;br /&gt;başçavuş Fikret Akbulut isimlerini veriyor. Amerika’nın CIA bölümünden Brown Downs adlı birinin ismini veriyor. Kontrgerilla eğitimlerinde destek olmuş.&lt;br /&gt;MP 75 silah eğitimi almış. Silahın özelliğini anlatıyor: Fünyeli patlayıcı özelliği olan bir silah. Türkiye’de gördüğü eğitimden “farklı bir eğitim” diyor.&lt;br /&gt;Plastik mermi, boyalı mermi ve sonra gerçek mermilerle eğitim almışlar. Hatta iki kişinin eğitim sırasında yaralandığı bilgisini veriyor. Meziyet, dayanıklılık.&lt;br /&gt;Dağ başında 3 ay kendini koruyacak ve ayakta kalacak duruma getirilmesi hedefleniyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;RUSYA’DA DA EĞİTİM VERİLİYOR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Son dönemlerde aldığı duyumlara göre Rusya’da da eğitim verildiğini söylüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Daha sonar Manisa Aksaz’da SAS komanda eğitimi almış. 25’e kişilik timlerle eğitim alıyor. İskender Tarlan isimli bir subay. Ordudan sakatlıktan emekli&lt;br /&gt;olmuş. Yurt dışındaymış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SAS eğitiminden sonar Manisa Kırkağaç’da 3aylık eğitim alıyor. Fikret adlı bir binbaşı. Kendi deyimi ile “manyak” özelliği alan birinden eğitim almış.&lt;br /&gt;“Eğitim sürekli bir hal” diyor. Bitmiyor. Makinanın yağlanması gibi, askeriyede eğitim. Sürekli devam ediyor. Daha sonra bölgeye gönderiliyor. Yani Kürdistan’a&lt;br /&gt;gidiyor. PKK temel olarak hedefleniyor. PKK’ye destek verdiği düşünülen herkes hedefteymiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özel Harp Dairesi’nin emrinde çalışan bu asker Sivas’taki Madımak Otelinin yakılması konusunda çok çarpıcı açıklamalarda bulunuyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ÖZEL HARP DAİRESİ’NİN ASIL KURULUŞU 80’Lİ YILLAR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlişkide olduğu isimleri ise şu cümleler ile anlatıyor: Fikret Altıoklar , o dönem jandarma teknik istihbarat daire başkanı olan Hasan Atilla Uğur Hurşit&lt;br /&gt;Tolon daha sonra olaylara intikal etti. 94 senesinin sonunda... “Yapılmaması gereken şeyler yapıldı” diyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özel Harp dairesinin özelliğini anlatıyor: “Buz dağının altında bulunan isimler vardır, bu listede bulunan kişilerden yaklaşık altı tanesi buzdağının altında&lt;br /&gt;bulunan isimlerdir. Sizin medyada tanıdığınız insanlar buzdağının üst yüzüdür. Özel harp dairesinin asıl kuruluş dönemi 80li yıllardır. Sağ sol davalarından.&lt;br /&gt;Özel harp dairesi size bayağı eğitim verir. Kendi örgütünün içine kimseyi almaz. Ve eğittiği insanlar genelde kimsesizlerdir. Örgütleme şemasında bir baş&lt;br /&gt;dört tane alt rütbeli subay ve bunlar dediğim gibi hepsi subay statüsünde olan insanlardır. Başta bulunan insan cumhurbaşkanı ve genelkurmay başkanı dahil&lt;br /&gt;kimseyi tanımaz.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ÖZEL HARP DAİRESİNİN BAŞINDA KİM VAR?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özel Harp Dairesinin başında kim var sorusuna şu yanıtı veriyor: “Şöyle söyleyeyim milli güvenlik teşkilatı toplandığı zaman verilen bir birifing vardır.&lt;br /&gt;Bu birifingte orduda rütbe alacak subaylar ya da kademeli olarak başbakanlık ekonomi bakanlığı dışişleri bakanlığı gibi. Bu tür olayları belirleyen bir&lt;br /&gt;kurumdur. Ve bu insanların belirlediği kişiler dışında hiç kimse bir yere gelemez Türkiye’de.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ANITKABİR’İN ALTINDA DA BİR BİRİM VAR&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özel Harp dairesinin nerede olduğu ve kaç kişiden oluştuğunu ise şöyle anlatıyor: “Ordunun içinde bu 200 kişinin haricinde kullanılan insanlar da vardır.&lt;br /&gt;Eğitim kademeleri vardır. Bu 200 kişilik birim Türkiye’nin beyni diyebileceğimiz birim. Burada çalışan görev yapan insanların hepsi üst statüde olan insanlardır.&lt;br /&gt;Genelkurmaylıkta sadece bir birimleri var bildiğim kadarıyla ama Ankara’da Anıtkabir’in altında bir birimleri var. İstanbul’da var Erzincan’da bir ara&lt;br /&gt;kurulması düşünülüyordu ama kuruldu mu bilmiyorum. Üçüncü ordu komutanlığının arka tarafında düşünülüyordu ama zannetmiyorum. İstanbul’da birinci ordu&lt;br /&gt;komutanlığında birinci ordu komutanlığı binasının arka tarafında.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İstanbul’daki binaya izin günlerinde geliyordum. Beni kurmay bir albay Faik Ataman kapıdan gelip alıyordu. Birime girdiğimiz zaman zaten girişte cep telefonlarımız&lt;br /&gt;dahil herşey kapatılıyordu. İçerde gerekli konuşmalar yapılıyordu rapor vereceksek raporumuz veriliyordu ve sorularımız cevaplanıyordu.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;LİSTEDEKİ İSİMLERİN YÜZDE 80’İ AYDIN YA DA ÜNİVERSİTELİYDİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Faaliyet alanlarında temel konseptlerinin sivil infazları gerçekleştirmek olduğunu söylüyor ve çalışma sistemlerini şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Sistem şuydu. 93 senesinde kurulum başladı. 93 senesinde bölgeye farklı birimlerden insanlar gönderildi. Ben bu insanlardan bir tanesiydim. Gönderilen&lt;br /&gt;birinci takım ve ikinci takım hepimizi anti terör, kontgerilla eğitimi almıştık. Ve patlayıcı uzmanlığı eğitimi almıştık.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bizim gidiş konseptimiz bölgede ilk başta bir kaos ortamı yaratmak belli başlı isimleri infaz etmekti 93’teki kurulum amacı 94 yılına kadar tamamen sivil&lt;br /&gt;insanları hedef aldı. Bu insanlar dağda bulunan gerilla değildi. Seçilen insanların zaten listeye baktığınız zaman yaklaşık yüzde 80’i aydın insanlar üniversite&lt;br /&gt;mezunu ya da üniversitede okuyan insanlardı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gir böl parçala arkasından birimi koy sevdir ve yönet. Örnek Tunceli bölgesinde yaklaşık bir ay içerisinde işlenen 30 cinayet. Tunceli’de karakola 300&lt;br /&gt;metre mesafede bir insan kafasından vuruluyor. Bölge OHAL bölgesi vurulduğu saat 8 ve faili meçhul bulunamıyor. Affedersiniz tuvalete bile gitmek için&lt;br /&gt;askerden izin aldığınız bir bölge. Okulların yakılması at pazarı ve un fabrikasının yakılması var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;25 KİŞİLİK TİMİN BAŞINDA&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bölgede her tim 25 kişiden oluşur. Birinci timin başkanı bendim. Emir komuta merkezinden bir kişi geride bırakılır geride kalan 24 kişi 12 gruba ayrılır.&lt;br /&gt;İkişer kişilik gruptur ve birbirine zimmetlidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Üç tim çıkartıldı. Üç tim 75 kişidir. 75 kişiden birer kişi komuta merkezine bırakıldı. Bu kişiler iletişimi sağlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Timlerin hepsi özel harp daire başkanlığından emir alır. Timlerdeki insanlar birbirini tanımaz bizim timimiz kurt timi idi. Şahin ve atmaca vardı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“DEV GENÇ’TEKİ İNSANLARI BİRBİRİNE DÜŞÜRDÜK”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Benim direk emir aldığım kişi 93’te Teoman Komanoğlu arkasından Osman Önal geldi. Osman Önal bölgede pek ılımlı karşılanmadı açık söylemek gerekirse Osman&lt;br /&gt;Önal’ın halka karşı çok büyük bir eğilimi vardı. Özel harp daire başkanlığının istediği sistemi uygulamak istemeyen bir insandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tunceli’de olaylar yaptık. Elazığ’da Tokat’ta Sivas’ta yaptık. Tokat’ta Dehap’lı gençler vardı. Dev Genç denen örgüt vardı. Dev Genç’teki insanları birbirine&lt;br /&gt;düşürdük.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SİVAS KATLİAMINI ÖZEL HARP DAİRESİ ÖRGÜTLEDİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sivas’ta bir otel yangınına sebep olduk. Madımakta biz o zaman Erzincan’da idik. Poligon birliğinde ordu komutanlığının hemen arka tarafında. O zaman Teoman&lt;br /&gt;koman vardı ve ordu komutanı bizzat poligon birliğine gelip bir birimin Sivas’a gitmesi gerektiğini söyledi. Helikopterle geldik ve Sivas’a 11 km kala&lt;br /&gt;bir mezraya indik. Askeri haritalarda koordinatları 58’e 47.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İki gün öncesinde ordaydık madımak otelinin olayları çıktığı dönemde. Bizi oradan iki otobüs aldı. İki grup halinde dağılım yapıldı. İlk etapta biz birinci&lt;br /&gt;tim şehir merkezinin dışında bırakıldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;13 kişiydik herkes ikişerli gruplara ayrıldı. Bir kişi geride bırakıldı. Ve dağılım yapıldı 6 grup halinde dağılımımız yapıldı. Halkın arasında baya bir&lt;br /&gt;dolaşıldı Sivas otogarda kontroller yapıldı. Kervan denen bir bölge var otogarın üst tarafında özellikle İslamcıların bulunduğu bölge. Amaç insanları oraya&lt;br /&gt;adapte edebilmekti. Madımak otelinin çevresine o dönem Aziz Nesin askeriye hakkında çok yazılar yazmıştı ve bulunan insanlar da askeriye hakkında çok bilgi&lt;br /&gt;sahibi olan insanlardı ve ellerinde bulunan bazı belgeler olduğu söylendi. Bize belgelerin imha olması gerektiği söylendi. Üç yazar özel hedefti başlarında&lt;br /&gt;da Aziz Nesin vardı. Duyum Jitem’den geldi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İSLAMCILARIN İÇİNE GİRMEK ÇOK BASİT&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İslamcıların içine girmek çok basit iki külhüallah bir bismillah çekersiniz İslamcıların içindesiniz. İslamcıları alevlendirmek çok kolay oldu. Aziz nesin&lt;br /&gt;in kitapları sosyal hayatı islamcıları baştan sona rahatsız eden olaylar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sivas çok hassas bir bölge, Alevilik üzerine ya da aleviler üzerine farklı evraklar sunduğunuz zaman önlerine çok farklı şeyler çıkıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;EN BÜYÜK OLAY OTELE TAŞ ATIP GERİ ÇEKİLMEMİZDİ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İki gün içerisinde örgütleme yapılamaz iki gün içerisinde daha farklı insanlar faaliyete sokulur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bizim bölgede yaptığımız en büyük olay insanların Madımak oteli önünde toplandığı zaman taşı atmamız ve geri çekilmemizdir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yanlış hatırlamıyorsam altılı gruba ayrıldığımız timde beşinci gruptaki bir arkadaş ilk başta bir mermi sıktı. Ve arkasından molotof kokteylleri daha sonra&lt;br /&gt;Madımak otelinin içerisine girmeye çalışan insanlar oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Askeriye o konuda yetersiz kaldı ve olay beklenenin dışına çıktı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir kişi yakalandı. O dava askeri mahkemeye getirildi. Erzincan ikinci ordu komutanlığına iki gün sonra da nasıl olduysa yangın çıktı dosyalar yandı. Basına&lt;br /&gt;sadece orduda yangın eğitimi verildiği yansıdı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Madımak otellerinin yanmasından önceki sahneleri televizyonda görüyorsunuz silah çeken üç dört kişi var, hepsi farklı tarafa ateş ediyor hiçbiri otele&lt;br /&gt;ateş etmiyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;PKK’NİN YOK EDİLMESİ İÇİN İSLAMCI ÖRGÜTLER DÜŞÜNÜLDÜ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O dönemde PKK’nin yok edilmesini sağlamak amacıyla İslami örgütler düşünüldü. Bizim Türk insanının belli bir zaafı var. Allah peygamber dediğiniz zaman&lt;br /&gt;Türk insanı ayağa kalkar ve ordu bunu çok güzel kullandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Toplumu yönetmek istiyorsanız ilk başta bölersiniz. Sivas’taki amaç buydu ve orda beklenilen olmadı. Çünkü oradaki amaç Alevileri ve Sünnileri birbirine&lt;br /&gt;düşürmek, kaos yaratmak çünkü Sivas bölgede stratejik bir konum taşıyor. Erzurum Erzincan ve Sivas bunlar askeriye için stratejik önem taşıyan bölgeler.&lt;br /&gt;Bölgede bulunan bazı silahlardan dolayı beklenilen olmadı orda Aleviler ve Sünniler bir arada yaptılar yapacaklarını beklenenin dışına çıktı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SİVAS’TAKİ GÖREVİ NEYDİ?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Benim oradaki görevim askeri istihbarat teşkilatının işine yarayacak görüntüleri almak kişileri tespit etmek ve iletişimi sağlamaktı. Olay olduğu gün ateş&lt;br /&gt;eden insanlardan birisiydim. Bir çatışma esnasında ele geçen 9 mm’lik bir silah. O silahla ateş edildi hatta madımak otelinin camlarından bazı kurşunlar&lt;br /&gt;çıkarıldı balistik incelemede gene kayboldu. Çünkü bir hayalet silahı tespit etmeniz kolay değil. Silah tekrar ordu içerisinde kullanıma geçti. Ve en son&lt;br /&gt;hatırladığım bu silah gene birkaç olayda kullanıldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Biz yapmamız gerekeni yaptık. Halkı ateşledik halk olaya girdi ve timler bir anda geriye çekilmeye başladı. Ve geldiğimiz yoldan aynı şekilde geri dönüşümüz&lt;br /&gt;yapıldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bizim görevimiz sadece kargaşayı çıkartmaktı ama dediğim gibi kargaşa bizim beklediğimizin üzerine çıktı. Yani böyle bir kargaşayı biz bile beklemedik.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Alt başlık:&lt;br /&gt;Madımak Oteli önünde gerginlik&lt;br /&gt;Madımak Oteli önünde gerginlik&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sivas olaylarının 18. yılı nedeniyle düzenlenen anma programına katılan grup ile güvenlik güçleri arasında eski Madımak Oteli önünde gerginlik yaşandı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ethembey Parkı yakınlarında toplandıktan sonra Mevlana Caddesi'nden yürüyen grup üyeleri, bilim ve kültür merkezine dönüştürülen eski Madımak Oteli yakınlarına&lt;br /&gt;kadar geldi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Grup, buradaki polis bariyerleri önünde slogan attı. Olaylarda ölenlerin isimleri okunduktan sonra yaşamını yitirenlerin yakınları bina önüne alındı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu sırada bariyerleri aşmak isteyen grup ile polis arasında gerginlik yaşandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çıkan arbedede biber gazı kullanan polis, müdahale ettiği grubu dağıttı. Gruptan bazı kişiler bina önüne pet şişe ve çeşitli malzemeler fırlattı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir süre ara sokaklara dağılan grup, daha sonra tekrar polis bariyerleri önünde toplandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;aa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-6079922056943484775?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/6079922056943484775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/ozel-harpci-madmak-katliamn-anlatt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6079922056943484775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6079922056943484775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/07/ozel-harpci-madmak-katliamn-anlatt.html' title='Özel Harpçi, Madımak Katliamını anlattı !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1718670906836537938</id><published>2011-06-30T06:15:00.000-07:00</published><updated>2011-06-30T06:15:27.257-07:00</updated><title type='text'>'Başbakan diyor ki: ister gelsin, isterlerse gelmesinler.'</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LKutk2K81RQ/Tgx26Iqe5nI/AAAAAAAAIrs/xQwwpEYlhnk/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="110" width="130" src="http://1.bp.blogspot.com/-LKutk2K81RQ/Tgx26Iqe5nI/AAAAAAAAIrs/xQwwpEYlhnk/s200/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;12 Haziran seçimlerinden sonra partisinin ilk grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, CHP ve BDP'ye resti çekti ve bundan sonra yapılacakları anlattı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde partisinin milletvekillerine hitap etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti milletvekillerinin en belirgin&lt;br /&gt;özelliğinin tevazu olması gerektiğini vurgulayarak, El Hamza Sarayı duvarlarında yazan 'Allah'tan başka zafer sahibi yoktur.' sözlerini hatırlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan konuşmasının sonunda Şeyh Edebali'den 'Ey Oğul' nasihatını okudu. Bu sırada Bülent Arınç ve Zafer Çağlayan'ın gözyaşlarını tutamadıkları görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan milletvekillerine şöyle hitap etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 10 yıl önce AK Parti'yi çok büyük coşku ve heyecanla kurmuştuk. Bizsim o günkü hissiyatımız götü gidişe dur diyen milletin hissiyatıydı. Yeter söz&lt;br /&gt;milletin hissiyatıyıdı. AK Parti milletin rotasından asla ayrılmadı. Siyasetin varlık sebebini insana hizmet, millete hizmet olarak belirleidk. Bütün vatandaşlarımızı&lt;br /&gt;ayrım göstermeden gönlümüzü açtık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Temmuz seçimlerinde ise AK Parti'ye tevevvüh daha da arttı. Milletin iradesine musallat olan çetelerle kararlı bir mücadele ortaya koyduk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Ağustos 2001'de temelli atılan Ak Parti, bozulmadan, şımarmadan bugünlere ulaştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz milletimize, kendilerinin kurduğu, bizzat kendilerinin buralara getirdiği partilerine sahip çıktıkları için teşekkür ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yıl boyunca kibirden büyük bir dikkatle kaçındık, bundan sonra da kaçınacağız. Tevazuyu elden bırakmadık. Tevazuya toprak gibi bakacağız. Kimse tevazunun&lt;br /&gt;ne olduğunu unutmasın, unutmayın topraktan geldik, toprağa döneceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haktan, adaletten, özgürlükten, demokrasiden taviz vermeyeceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'In izniyle 10 yıl boyunca bu millete mahcup olmadık. Bundan sonra da olmayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizlere oy veren vermeyen bütün vatandaşlara sesleniyorum; Söz verdik, söz veriyoruz; Emanetlerini yerlere düşürmeyeceğiz. Asla kibirlenmeyeceğiz. Bu kutsal&lt;br /&gt;emaneti, büyük bir şerele taşıyacak ve vakti geldiğinde vakarla sahibine teslim edeceğiz....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti teşkilatlarını yürekten kutluyorum... Seçim günü ve seçim sürecinde çalışmış tüm görevlilere ve güvenlik görevlisi arkadaşlarıma aynı şekilde&lt;br /&gt;şükranlarımı sunuyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler, milletin emanetini omuzlamış, milletin iradesini emanet almış kişilersiniz. AK Partili milletvekilleri olarak bu kutsal emanetin koruyucusu olacağınızdan&lt;br /&gt;zerre kadar şüphe duymuyorum. Aziz milletimiz sizlere nasıl güvendiyse ben de aynı şekilde sizlere güveniyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhteşem El Hamra Sarayı'nın duvarında, sultanlar ve hükümdarlar okusun diye şöyle yazar: Vela Galibe İlla Allah, yani "Allah'tan başka zafer sahibi yoktur..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti milletvekilleri bu güne kadar ne kadar milletin içindeyse bundan sonra öyle olacatır. Önümüzdeki 4 yıl içinde de en çok seviyede milletin içinde&lt;br /&gt;olalım. Millet sizi çağrımasın siz gidin. Her ilimizdeki vatandaşımız vekilini, ismen de sureten de bilmeli, her arzu ettiğinde ulaşmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehrini, vatandaşını, sorunlarını bilmeyen vekil, AK Parti milletvekili olamaz, olmamalıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da unutmayın, sizleri buralara taşıyanlar da teşkilatlarımızdır. Teşkilatlarımız sizlere ne plan yapıyorsa mümkün olarak uyunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti 12 Haziran seçimlerinde 7 coğrafi bölgesinin 7'sininde de birinci partidir. Bu demokrasi tarihimizde yok. AK Parti tüm Türkiye'nin partisi olduğunu&lt;br /&gt;bir kez daha ortaya koydu. Biz bir bölgenin partisi değiliz. Bunu milletimiz bir kez daha gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçim öncesi "artık Güneydoğu'yu Ak Parti terk mi ediyor?" diyenlere sesleniyorum... Bu sonuçlar onların yanıldığını ortaya koydu. Sonuçlar bu yorumları&lt;br /&gt;yapanların, milletin gönül dünyasından ne kadar uzakta olduğunu da gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ak Parti sadece kendisine oy verenlerin değil 74 milyonun vekilidir. Sizler de tüm ilinizin vekillerinisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bölenlerden, ayıranlardan olmadık, olmayacağız. Biz milletin tercihini, küçümseyenlerden, aşağılayanlardan olmadıki olmayacağız. Bir takım sendromlar&lt;br /&gt;izafe etmeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yüzde 50'nin tercihini ne kadar önemsiyorsak, diğer yüzde 50'nin tercihini de önemsiyor, saygı gösteriyoruz. Biz neden o yüzde 50'ye ulaşamamanın muhasebesini&lt;br /&gt;yapıyoruz, her an aynaya bakıyoruz. Biz girdiğimiz her seçimden ders çıkardık. Seçim geceleri bizim için zafer coşkusunun gözümüzü döndürdüğü anlar olmadık.&lt;br /&gt;Caddelere dökülmedik. Bu bir olgunluğun, anlayışın ifadesidir. Nesysek o olduk. Seçim öncesinde de, seçim gecesinde de, seçim sonrasında aynıydık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatırımlarımız, projelerimiz bizi seçenlere değil 74 milyonun tamamına oldu. 784 milyon metrekarelik bu vatan toprakları bizimdir. Her yere bizim hizmetimiz&lt;br /&gt;ulaşacaktır, ulaşamaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz herkes çin demokrasi dedik, şimdi daha çok istiyoruz. Her bir ferdin inançlarını, yaşantısını, değerlerini önemsedik. AMa çarşıda pazarda farklı içeride&lt;br /&gt;farklı konuşmadık. Bu bizim hissiyatımıza tersdi zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti'nin 3. dönemi tüm bu hedef ve arzularımızın hayat bulacağı bir dönem olacaktır. Ustalık dönemi tanımını boşuna tespit etmedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok daha büyük gayretle çalışacağımızı, Türkiye'yi Cumhuriyetin 100. yılına çok daha başarlı, kalkınmış şekilde ulaşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLLİ İRADE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli irade bizim için kutsaldır, muteberdir. Milli irade üzerinde sala asla başka bir güç kabul etmedik. Biz vesayetle çarpışarak, siyaset mühendisliğine&lt;br /&gt;karşı çıkarak buralara geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuk zolanması, yetjkilerin aşılması durumunda sağ dıuyulu olduk. Çok büyük haksızlıklara göğüs gerdik. Hakkımızda "Muhtar bile olamaz" manşetleri atıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komplolarla, çirkin senaryolarla istikarara darbe vurulmak istendi. Eğer o dava açılmasaydı bugün milli gelir 11 bin doların üzerindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç birine eyvallah demedik. Bize yapılmış haksızlıkları hukuk içinde giderdik. Anayasayı takmamazlık etmedik. Dayatmalarla, tehditlerle yol almaya çalışmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize oy verenleri sokaklara dökmedik. Evrensel hukuk değerlerine ulaşmak için bedelleler verdik. Ama üzülerek söyleyeyim hep yalnız bırakıldk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Ak Parti'nin ilk istişari ve değerlendirme toplantısından sesleniyorum; Milli irade üzerinde vesayet kabul etmiyoruz. Ancak bunun kadar hukukun zorlanmasını,&lt;br /&gt;hiçe sayılmasını, demokrasinin istismar edilmesini asla kabul etmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis'i boykot ederek, Meclis'in meşruiyetinin tartışmaya açarak hedefe ulaşılamayacağını çok iyi biliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bir hukuk devletidir. Üstelik üstünlerinin hukukunun değil, hukukun üstün olduğu bir devlettir. Yargının kararlarından dolayı AK Parti'yi itham&lt;br /&gt;ediyorlar. Onların döneminde yargı yasama ve yürütmeden talimat almış olabilir. Ama AK Parti döneminde yargı kendi kararını veririr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün milli iradeyi temsil ettiği söylenen o yazarlar, AK Parti'ye kapatma davası açtığı zaman, yasamanın da yargının da milli iradeyi temsil ettiğini&lt;br /&gt;yazdılar. Dün milli iradeyi temsil eden yargı bugün milli iradeyi temsil etmiyor mu acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTER GELSİNLER İSTER GELMESİNLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azınlık çoğunluğa tahakküm etsin diyorlar. Ne diyorlar; Başbakan bunu çözsün. Ne yapacak Başbakan hakimleri talimat mı versin. Kendi dönemlerinde oldu&lt;br /&gt;bunlar. Çok iyi biliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletvekili olarak gelip de yemin etmeyenler, yasama-yürütme ve yargıyı ayırt edemeyenlerdir. Türkiye muz cumhuriyeti değildir. Ne olacağını bilenler&lt;br /&gt;keyfince adaylar gösterenler yargının verdiği karara saygı göstermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sroun Türkiye'nindir. Çözüm de kaçınılmazdır. Muhalefet partileri de makul çözümler sunmalıdır. Tepkiyle, boykotla bu olmaz. Hem Meclis'e gelip, oturacaksın&lt;br /&gt;ve ben yokum diyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey sevgili milletim, TBBM çatısı altında Genel Kurula girmek suretiyle, geçici başkanın ismini anmasına rağmen yok dedirtmeyi hangi dürüstlük anlayışı&lt;br /&gt;içerisine sığdırıyorsun. Yalan ve dürüstlük kavramıyla oturacaksın ondan sonra kendini yok yazdıracaksın. Hani dürüsttün. Bu ana muhalefetin tarihine kara&lt;br /&gt;leke olarak yazıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepiniz oradasınız ve kendinizi yok yazdırdınız. CHP ontolojik sorunlar içerisinde. Dün sandığı, bugün Meclis'i boylot edenler bilsin ki, AK Parti milli&lt;br /&gt;iradenin önündeki engel değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millete ne diyecekler. Meclis'e girme dediniz biz de girmedik mi, yasa yapma dediniz biz de yapmadık mı diyecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz normal şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Muhalefetin hem ülke hem de kendi sorunlarını aşması için yemin etmesi gerekiyordu. Ama olmadı. Muhalefet&lt;br /&gt;ister gelsin ister gelmesin Meclisin çalışmasına mani bir durum yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana muhalefet lideri "biz olmadan komisyonlar çalışamaz" diyor. Maalesef parlamanto hukukunu da bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Kılıçdaroğlu, komisyonlar bal gibi çalışır. Nasıl çalışacağını göreceksiniz. Yeterki bizim arkadaşlarımız sorumlu davranmasın. Ama gönlümüz muhalefetin&lt;br /&gt;de burada bizimle çalışmalara katılmasıdır. Demokrasimiz böyle güç kazanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP yeni sıfatını koydu ama eski kafayla yola devam ediyor. Seçim sonuçlarını yüzde 60 aptal, bidon kafalı gibi izah edenler milletle gönül bağı kuramayan&lt;br /&gt;insanlardır. CHP'nin meclise gelip boykot kararı alması çarpık bakış açısının bir göstergesidir. CHP'nin bir an önce bu şaşkınlıktan kurtulup ana muhalefet&lt;br /&gt;görevini devralmasını istiyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1718670906836537938?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1718670906836537938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/basbakan-diyor-ki-ister-gelsin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1718670906836537938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1718670906836537938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/basbakan-diyor-ki-ister-gelsin.html' title='&apos;Başbakan diyor ki: ister gelsin, isterlerse gelmesinler.&apos;'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-LKutk2K81RQ/Tgx26Iqe5nI/AAAAAAAAIrs/xQwwpEYlhnk/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2101544454621711446</id><published>2011-06-27T12:08:00.000-07:00</published><updated>2011-06-27T12:08:05.145-07:00</updated><title type='text'>Çillioğlu'nu sorgularken öldürdü iddiası :</title><content type='html'>Mezarı yeniden açılarak inceleme yapılan Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu'nun ölümüyle ilgili yeni bir iddia ortaya atıldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aksiyon dergisinin haberine göre, mezarı yeniden açılarak inceleme yapılan Albay Kazım Çillioğlu, Yeşil ve ekibi tarafından sorgulanırken öldürüldü. Haberde,&lt;br /&gt;cinayetin ucunun Hanefi Avcı ve Veli Küçük’e kadar uzandığı iddia edildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haşim Söylemez imzasıyla Aksiyon dergisinin bugünkü sayısında çıkan haber şöyle: “Şubat 1994… Albay, her zaman olduğu gibi ikindi namazını kıldıktan sonra&lt;br /&gt;ellerini açıp uzun uzun dua etti. Yükselip alçalan sesi, kapıdaki görevli subay tarafından duyuluyordu neredeyse. Son zamanlarda canına kastedileceğine&lt;br /&gt;dair şüpheleri iyice artmıştı. Zaten Tunceli’ye geldiğinden beri birileri ölümü için her türlü yolu deniyordu. Son anda şüphelenip binmediği helikopter&lt;br /&gt;düşmüş ve üç subay şehit olmuştu. Son bir yıl onun için bayağı sıkıntılı geçmişti zaten.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Namazdan sonra makamından çıktı. Tunceli Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu saatler sonra birilerinin aklına gelir ve aranmaya başlanır. Başvurulan&lt;br /&gt;ilk adres, nedense kaldığı lojman olur. Tam teşekküllü, yüzeysel otopsi raporu hazırlayacak ekip de gelenlerle birlikte kırılan kapıdan içeri girer ve&lt;br /&gt;salonda Çillioğulu’nun cansız bedeniyle karşılaşılır. O gün makamında ölü bulunduğu açıklanan Çillioğlu’nun, ölüm raporunda ise evinde intihar ettiği belirtilir.&lt;br /&gt;Ölümünden sonra sadece dış otopsi yapılarak ‘intihar etti’ raporu verilir ve dosyası kapatılır. 8. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığı da kovuşturmaya&lt;br /&gt;gerek olmadığı yönünde karar verir. Albayın yanında “Bu, Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz.” yazılı bir de not&lt;br /&gt;bulunur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sağ elini kullanan albay, kendine garip bir şekilde sol tarafından ateş etmişti. Başka bir gariplik de namazlarını kaçırmayan Albayın evine botlarıyla&lt;br /&gt;girmesidir. Üniforması ve botu ayağında salonun ortasında ölü bulunmuştu Albay Kazım Çillioğlu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;9 Haziran 2011… Oğlunun resmî başvurusu ve Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nın kararıyla, Çillioğlu’nun Düzce’de bulunan mezarı açıldı. Yapılan&lt;br /&gt;ilk otopsi incelemesinde albayın kaburgasının iki yerden kırıldığı ve kürek kemiğinde bir kurşun yarası tespit edildi. Bu durum intihar iddiasını çürüten&lt;br /&gt;önemli delil oldu. Savcılık, şimdi dönemin tanıklarını ve vakanın oluşumunu inceliyor. İlk kanaat, albayın ölümünün intihar olmadığı yönünde.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Peki, Albay Kazım Çillioğlu, son görev yeri olan Tunceli’de nasıl ve kimler tarafından öldürüldü? Aslında oğlu Gökhan Çillioğlu’nun da zaman zaman gündeme&lt;br /&gt;getirdiği ‘Babamı Yeşil öldürdü’ tezi giderek güçleniyor. Bu durumda Yeşil, elini kolunu sallayarak alay komutanını kendi lojmanında nasıl öldürebilir?&lt;br /&gt;Ve ayrıca neden öldürsün? Cevaplar için 1993’e gitmekte fayda var. Çünkü albayın ölümünün altında yatan süreç, o yılın ikinci ayında başlıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Takvim yaprakları, 17 Şubat 1993’ü gösteriyor. Ankara’da zemheri soğuğu var. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’i Diyarbakır’a götürmek üzere&lt;br /&gt;Güvercinlik Askerî Havaalanı’ndan kalkan 10011 numaralı BEECHCRAFT SUPER KING AIR B 200 Vip uçak, kalkışından 7 dakika sonra, saat 12.27’de Yenimahalle&lt;br /&gt;Posta İşletmeleri Merkezi bahçesine düşüyor! Olayı telsizden duyan JİTEM Gruplar Komutan Vekili Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever, hemen arabaya atlar,&lt;br /&gt;hızla olay yerine intikal eder. Posta İşletmeleri Merkezi bahçesine sanki bomba düşmüş gibidir!&lt;br /&gt;Üstünü beyaz bir kar örtüsü kaplamış olan bahçenin yaklaşık 500 metrekarelik kısmı kapkaraydı. Bekçi kulübesi köz hâlindeydi… Etraf, dumanı tüten metal&lt;br /&gt;yığınlarıyla doluydu... Uçak enkazının bulunduğu alan gelişigüzel koruma altına alınmıştı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir iki astsubay ellerindeki eski tip fotoğraf makineleriyle bütün bu manzarayı görüntülemeye çalışıyordu. Özellikle etrafa saçılmış enkaz parçalarının&lt;br /&gt;tek tek fotoğraflarını çekiyorlardı. Gazeteci ordusu da olanları ve yaşananları görüntülemeye çalışıyordu. Bütün objektifler, karaltıların içine yönelmiş,&lt;br /&gt;ne aradıklarını bilmez bir şekilde dolaşıyordu. Ve başta Orgeneral Eşref Bitlis olmak üzere uçakta bulunan herkes şehit olmuştu. JİTEM Gruplar Komutan&lt;br /&gt;Vekili Kıdemli Binbaşı Ahmet Cem Ersever’in gördüğü ilk manzara buydu! (En önemli delil niteliğindeki uçak enkazının 500 lira karşılığında hurdacıya satıldığını&lt;br /&gt;da yeni soruşturma ortaya çıkardı.)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ersever, kalabalıkta ilk bakışta Başbakan Süleyman Demirel’i, eski Başbakan Mesut Yılmaz’ı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’i fark etti. Ve askerî&lt;br /&gt;savcılar Hasan Tüysüzoğlu ile Serdar Karapınar’ı… Bu kadar karışıklık ve kalabalıkta delillerin kaybolmadan toplanması imkânsızdı… Herkes her yerde rastgele&lt;br /&gt;dolaşıyordu. Bu durumda uçağın hangi sebeple düştüğü tespit edilemeyebilirdi. Bunu fark edince içi cız etti! Demek komutanının ölüm sebebi dahi belirlenemeyecekti!&lt;br /&gt;Ersever, “Eyvah, komutanım!” dedi, “Eyvah! Uçağın düşme sebebi bile tespit edilemeyecek!” Babası gibi sevdiği, hatta belki de babasından çok sevdiği komutanının&lt;br /&gt;öldüğünü, işte ilk olarak o an idrak etti! Olay yerinden uzaklaşmak isterken olayı çözmek için yemin etti: “Komutanım, uçağın düşmesinin ve ölümünün sebebini&lt;br /&gt;hayatım pahasına bulacağım ve dünyaya açıklayacağım!”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;1994’te intihar ettiği söylenen Albay Kazım Çillioğlu’nun ölüm yolculuğu, Eşref Paşa’nın uçağının 17 Şubat 1993’te Ankara’da düşmesinden sonra başladı.&lt;br /&gt;Bunun ilk fişeğini Cem Ersever çaktı. Ve Türkiye değerli bir albayını faili malum ama üstü örtülen bir meçhul intihara kurban verdi. Ahmet Cem Ersever,&lt;br /&gt;ettiği yeminden sonra kendini Eşref Paşa’nın uçak kazasının sebebini bulmaya adadı. Artık bütün mesaisi buydu. Zaten 17 Mart 1993’te JİTEM’deki görevinden&lt;br /&gt;istifa eden Ersever, yanına aldığı ve daha önce bir kısmını itirafçı olarak çalıştırdığı kişilerden oluşan 30 kişilik bir ekip kurdu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu ekibin amacı, Bitlis suikastını çözmek ve PKK’ya karşı mücadele etmekti. Hatta Ersever, İstanbul’da bir de şirket kurarak itirafçı Mustafa Deniz ile&lt;br /&gt;ortak işletmeye başlattı. Bu sırada Çillioğlu’nun uçağa binmemesi, Jandarma’da bir grup tarafından hep bir şüpheyle karşılandı. Bu şüpheyi duyanlardan&lt;br /&gt;biri de Ersever’di. Oysa olayın aslı çok basitti, uçağın kalkışı hava şartları nedeniyle tam olarak belli olmadığından (yarım saatte bir erteleniyordu),&lt;br /&gt;Çillioğlu uçağın kalkacağını son anda, yani kalkıştan 10 dakika önce öğrenmiş ancak uçağa yetişememişti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Fakat uçağın sürekli bilinçli şekilde bekletildiği iddiası bazı tanıklar tarafından artık dile getiriliyor. Olayın aslı bu olmasına rağmen Albay Çillioğlu,&lt;br /&gt;adı listede olduğu (adı bir gün önceden çıkarılmamış, aksine Paşa ile birlikte Diyarbakır’a gidecekti) ancak uçağı kaçırdığı için bir numaralı şüpheli&lt;br /&gt;olarak görüldü. Bu nedenle olayları birinci ağızdan dinleyen ve takibe alan bir tanığın anlattıklarına göre Ersever, sivil olmasına rağmen Çillioğlu’nu&lt;br /&gt;gayriresmî sorguya çekti. Bu sorguda ikna olan Ersever, Çilioğlu’na zarar vermeden onu bıraktı. Ancak Eşref Bitlis Paşa’nın kazasının izini hep sürdü.&lt;br /&gt;Bunun için çalışmalarını derinleştiren Ersever’in önemli bilgi ve belgelere ulaştığı bilgisi, JİTEM ve özellikle itirafçıların kulağına kadar gitti. Hatta&lt;br /&gt;24 Ekim 1993’te Ankara’ya giden Ersever, burada “Şam’daki Kemancı” isimli kitabının hazırlık çalışması için yayıncısı ile görüşür.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kitap, iki bölümden oluşmaktaydı. Birinci bölümde, PKK ve ona karşı yapılacaklar; diğerinde ise Eşref Bitlis suikastı vardı. Hatta bu konuda önemli belgeler&lt;br /&gt;de toplamıştı Ersever. Yayıncısına, “Dur, bekle. Olayın arkasında öyle bir isim var ki söylesem bana deli dersin. Ama bekle, sana belgesini getireceğim.&lt;br /&gt;Kitabı öyle basalım.” dedi. Bu, Ersever’in son görüşmesi oldu. Ortadan kaybolan Ersever, 4 Kasım 1993’te Ankara Elmadağ’da ölü bulundu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ancak öldürülmeden önce, Ersever’in Bitlis suikastını aydınlatacağından korkan bir ekip onu uzun bir sorguya alır, evrakların kimde olduğunu işkence yaparak&lt;br /&gt;söyletir. Ersever, belgelerin İstanbul’da Neval Boz’da olduğunu söylemek zorunda kalır. Aynı ekip Boz’u ve bulabildikleri bazı evrakları Ankara’ya getirir.&lt;br /&gt;Aynı şekilde Neval Boz da infaz edilir. İddiaya göre, Ersever’i infaz edenlerle Bitlis Paşa’nın uçağını düşürenler aynı ekipti. Bu ekibin, yerli ve yabancı&lt;br /&gt;olmak üzere ikili ortak şeklinde çalıştıkları belirtiliyor. İşin ucu Ergenekon’a kadar uzanıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ersever’i sona sürükleyen önemli kişilerden biri, ortağı itirafçı Mustafa Deniz oldu. Deniz, Ersever’in bütün çalışmaları hakkında hem MOSSAD’a hem Amerikalılara&lt;br /&gt;hem de Ergenekon yapılanmasına bilgi veriyordu. Öldüğü söylenen Mustafa Deniz’in İhsan Hakan adını kullandığı ve hayatta olduğu artık resmen biliniyor.&lt;br /&gt;Hâlen JİTEM’den maaş aldığı belgeleri yayımlandı. Ersever’i ihbar eden Mustafa Deniz, daha sonra eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı’nın&lt;br /&gt;itirafçı ekibinde yer alıyor. Aslında onlar birbirlerini Diyarbakır’da tanıyor. Deniz’den sonra Cem Ersever’in aleyhinde çalışanlarından biri de eski Habur&lt;br /&gt;Gümrük Müdürü Ali Balkan Metel’in şoförü JİTEM elemanı Kemal Uzuner’di.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu kişi, Ersever’in elinde bazı belgeler olduğunu söyleyip onu JİTEM’e gammazladı. Bu şahsın da yolu Hanefi Avcı ile kesişiyor. Ergenekon tutuklusu Veli&lt;br /&gt;Küçük’ün Batı Trakya Dergisi’nden ortağı olan Uzuner, Ersever ile son görüşenlerden biri. Bitlis Paşa ile ilgili belgelerin Veli Küçük’ün evinde ortaya&lt;br /&gt;çıktığı söylense de bu gerçekleri yansıtmıyor. Yani suikasta dair belgelerin Ergenekon operasyonunda ele geçirilen belgeler olmadığını; ancak önemli evraklar&lt;br /&gt;olduğunu söylemek mümkün. Fakat hem Mustafa Deniz hem de Kemal Uzuner’in Hanefi Avcı ile irtibatları, Ersever’e ait belgelerin Avcı’da olma ihtimalini&lt;br /&gt;güçlendiriyor. Aynı şekilde Çillioğlu cinayetinde kullanılan silahın da Uzuner tarafından Ergenekon ekibine verildiği belirtiliyor. Olaydan sonra kovanların&lt;br /&gt;balistik incelemesi yapılmamıştı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Cem Ersever’den istenilen belgeler alınamayınca Albay Çillioğlu’nun Eşref Bitlis suikastına dair çok şey bildiği ve kilit adam olduğu ortaya atıldı. Bundan&lt;br /&gt;korkan ekip, Çillioğlu’nu sorgulamak istedi. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım görevlendirildi. Tunceli’yi çok iyi bilen, hatta Tunceli halkının ‘Sakallı’&lt;br /&gt;lakabını taktığı Yıldırım, kendisi için bütün kapılar ardına kadar tuhaf bir şekilde açılınca, Albay Kazım Çillioğlu’nu Ersever’den sonra sorguya aldı.&lt;br /&gt;Albayı lojmanına getirip sorgulayan ekipte Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, Kemal Uzuner ve üç kişi daha vardı. Bu ekip alay komutanını alıp sorgularken&lt;br /&gt;hiç kimsenin görmemiş olması hâlâ önemli bir çelişki.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yeşil ve ekibinin Çillioğlu’nu sorgularken kendi bildik yöntemlerine başvurduğu belirtiliyor. İddiaya göre Yeşil, Çillioğlu’nu bildiklerini anlatması için&lt;br /&gt;zorladı, işkence yaptı. Çillioğlu, önce havluya sarılmış sopalarla ve tekmelerle darp edildi. Ardından öldüğünden şüphelenen infaz ekibi bilgi ve belgeleri&lt;br /&gt;aldıktan sonra intihar süsü vermek için tabancasını kafasına sıktırdı. Böylece dışarıdan bakıldığında üzerinde üniforması olan albaya, bunalıma girmiş&lt;br /&gt;ve intihar etmiş görüntüsü verildi. Otopsi raporları hazırlandı, kayıtlara intihar olarak geçirildi. Albayın yazdığı notun da olayı bilenlere yönelik bir&lt;br /&gt;tehdit mesajı olduğu ve Çilllioğlu’na zorla yazdırıldığı belirtiliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çünkü “Bu, Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz.” şeklindeki not, albayın hayat felsefesine dair hiçbir anlam içermiyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil’in bazı delilleri aldığı ve kararttığı gibi bazı belgelerin de Mustafa Deniz ve Kemal Uzuner’in eline geçtiği, bunların da durumu Avcı’ya bildirdikleri&lt;br /&gt;belirtiliyor. Emniyetçi Hanifi Avcı’nın 4 Şubat 1997’de Meclis Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadeye göre, Ersever JİTEM’in Güneydoğu sorumlusu olduğu&lt;br /&gt;için elinde çok önemli belge ve bilgiler vardı. Bu belgeleri eski Habur Gümrük Müdürü Ali Balkan Metel’in şoförü olan JİTEM elemanı Kemal Uzuner’in evinde&lt;br /&gt;saklıyordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uzuner de ifadesinde bu bilgiyi doğruluyor ve belgelerin evde kapalı bir valiz içinde yer aldığını anlatıyordu. Yine Hanifi Avcı’nın ifadesine göre Ersever,&lt;br /&gt;sevgilisi ve itirafçı arkadaşı Mustafa Deniz ile birlikte en son bu evden jandarmalar tarafından alınmıştı. Söz konusu valiz de yanlarında gitmişti. Oysa&lt;br /&gt;bu beyanatlar olayın üstünü örtmekten başka anlam taşımıyor. Belgeler alınmış olsaydı Çillioğlu’nun öldürülmesine gerek kalmayacaktı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nitekim bu ekip, Çillioğlu’nu sorgulayıp elinde belge olup olmadığını ve neler bildiğini anlatmasını istemişti. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın ön plana&lt;br /&gt;çıkarılmasıyla olayın zaten bir türlü izine rastlanmayan bu şahsın üzerine yıkılıp davanın kapanacağını düşünmek yanlış olur. Çünkü Yıldırım yaşıyor ve&lt;br /&gt;Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz samimi şekilde irtibatlıydı. Yeşil’in, Ersöz’ün Bursa’da görev yaptığı sırada bu kente adamlarıyla gelerek İbrahim Sönmez’e&lt;br /&gt;(bilinen Sönmez ailesi ile bir bağı yok, soyadı benzerliği) ait tekstil fabrikasına el koyduğu biliniyor. Yıllar önce öldüğü söylenen Mahmut Yıldırım’ın&lt;br /&gt;aramızda dolaştığı bir gerçek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Albay Kazım Çillioğlu cinayeti ile ilgili Mahmut Yıldırım başta olmak üzere Mustafa Deniz, Kemal Uzuner ve Cem Ersever’in yardımcısı olan Binbaşı Aytekin&lt;br /&gt;Özen’in (JİTEM Diyarbakır Grup Komutan Yardımcılığı yaptı) görüşleri ehemmiyet kazandığı gibi, Veli Küçük ve Yeşil ile irtibatlı olan Levent Ersöz ve Hanefi&lt;br /&gt;Avcı gibi kişilerin görüşlerine de başvurulması, Çillioğlu dosyasının açıklığa kavuşturmasına önemli katkı sağlayacak nitelikte. Tabii o tarihte Tunceli&lt;br /&gt;Jandarma Alay Komutanlığı’nda görev yapan subay ve diğer personelin de bir bir sorgudan geçirilmesi ve ifadelerine başvurulması şart.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çünkü Yeşil’den Veli Küçük’e, oradan Mustafa Deniz ve Hanefi Avcı’ya kadar uzanan bu infaz olayı, Ergenekon davası ve özellikle faili meçhul cinayetlerin&lt;br /&gt;çözümü adına önemli ipuçlarını içeriyor. Çünkü iddiaya göre, Kürt meselesi ile ilgili olan ve Eşref Paşa ile aynı çizgide olan Kazım Çillioğlu’nun, bölgedeki&lt;br /&gt;binlerce faili meçhul olayın listesini tuttuğu ve olayları aydınlatmak için önemli delillere ulaştığı, aktarılan bilgiler arasında."&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;zaman&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2101544454621711446?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2101544454621711446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/cillioglunu-sorgularken-oldurdu-iddias.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2101544454621711446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2101544454621711446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/cillioglunu-sorgularken-oldurdu-iddias.html' title='Çillioğlu&apos;nu sorgularken öldürdü iddiası :'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-743984029230203566</id><published>2011-06-16T09:27:00.001-07:00</published><updated>2011-06-16T09:27:41.809-07:00</updated><title type='text'>Avrupalılar Erdoğan'dan Çok Korkuyor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8jMX-Hke3wA/Tfou9VyMAYI/AAAAAAAAIqY/Qmo4u94iOdU/s1600/156063-avrupalilar-erdogandan-cok-korkuyor-Resim.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-8jMX-Hke3wA/Tfou9VyMAYI/AAAAAAAAIqY/Qmo4u94iOdU/s200/156063-avrupalilar-erdogandan-cok-korkuyor-Resim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Avrupalıların 'Ne yapacağı kestirilemeyen ve öngörülmez bir lider' olarak gördüğü Başbakan Erdoğan'dan korku duyduğunu belirten Siyaset Bilimci ve Sosyolog Banu Dalaman, bir yandan da açık sözlülüğünü çok beğendiklerini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan'ın karizmatik, Kılıçdaroğlu'nun demokratik lider tiplemelerinin temsilcileri olduğunu ifade eden Dalaman, 'Demokratik liderlere itibar edilmez. Kemal Bey'in karizma sorunu var. Bana göre partide ancak üçüncü adam olabilir' yorumunda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Başkanı Zeynep Banu Dalaman, 12 Haziran sonuçlarını değerlendirdi ve liderlere ilişkin ilginç tahliller yaptı. Başbakan Erdoğan'ın 'karizmatik lider' olduğunu, Avrupalıların 'ne yapacağı kestirilemez' düşüncesiyle Erdoğan'dan korktuğunu savunan Dalaman, 'demokratik lider' sınıfına giren Kılıçdaroğlu'nun ise bir partide ancak üçüncü adam olabileceğini savundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seçim sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz?&lt;br /&gt;MHP'nin seçmenlerini ulusal cephede birleştireceğini, herkes 'barajın altında kalır' derken yüzde 13'lük oy alacağını tahmin ediyordum. CHP'nin de yüzde 28'in üzerine çıkmayacağını düşünüyordum. Yanıldığım tek nokta, AK Parti'nin yüzde 48 almasını bekliyordum. Alınan yüzde 50'lik oy benim gözümde de bir başarı oldu. Seçmen 'Biz AK Parti'yi iktidarda görmek istiyoruz ama gerekli uzlaşı ortamı içinde yeni anayasa, Kürt meselesi gibi başlıkların da artık çözüme kavuşmasını istiyoruz' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi 'İki kişiden biri AK Partili' deniyor.&lt;br /&gt;Türk halkı seçim konuşmalarını çok sever. Hangi partiyi tutuyorsa konuşmaları da onu yansıtır. Ama iş oy vermeye geldiği zaman rasyonalite, mantık devreye giriyor. İnsanlar oy sandığında o düşüncelerinden tamamen arınıyorlar. Gerçekten de Türk halkı istikrarın sürmesini istedi. Eleştirenler bile AK Parti'ye oy verdiler diye düşünüyorum. Kiminle konuştuysam 'Sonuçtan memnunum' diyor. CHP taraftarları bile böyle düşünüyor. Bu arada Başbakan'ın balkon konuşması çok önemli. Ayrıntılara girmedi ama uzlaşı ortamının sağlanabileceğinin ve sorunların bu ortamda çözüme kavuşabileceğinin sinyallerini verdi. Tıpkı reklam filminde olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 'Başbakan benzer konuşmaları daha önce de yapmıştı ama değişen hiçbir şey olmadı' yorumlarına katılıyor musunuz?&lt;br /&gt;O eleştirileri anlıyorum. Ama Başbakan'ın fikrinin değiştiğini düşünmüyorum. 2007'de ne dediyse son konuşmasında da aynı şeyi söylüyor. Sonuçta insanla uğraşıyorsunuz. Tarihi derin yaralar var. Yani mücadele edilecek pek çok konu var. Dolayısı ile bunun çözümü de kolay olmayacak. Yaşadığımız sancı bundan kaynaklanıyor yoksa Başbakan'ın söylediklerinin arkasında durduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HEM KORKU HEM BEĞENİ&lt;br /&gt;- Yabancı basının özelikle son zamanlarda Başbakan'a yönelik artan eleştirileri için ne diyeceksiniz? &lt;br /&gt;Bir süre önce Almanya'ya konferansa gitmiştim. Orada tespit ettiğim bir şey var. Avrupalılar Başbakan Erdoğan'dan çok korkuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok ilginç, neden peki?&lt;br /&gt;Ne yapacağını kestiremiyorlar, Erdoğan öngörülemez bir lider onlar için. Ayrıca 'seçkin', 'elit' diye nitelendirilebilecek bir siyasi ekolün temsilcisi de değil! Daha önceki liderlere baktığımızda Alman ya da Fransız ekolünden geldiklerini görüyoruz. Ama bir yandan da Başbakan'ın o dik duruşunu ve açık sözlülüğünü çok beğeniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün 'Laik kesimin bir partisi yok' diye düşünenler var.&lt;br /&gt;Evet böyle bir algılama oldu, çünkü CHP tamamen tavır değiştirdi. Kendisine Kılıçdaroğlu'nun liderliğinde daha icraatçı bir parti görünümü vermeye çalıştı. Laik söyleme girmedi. Bence bu CHP'nin değişimi açısından olumlu bir adım. Ama sırf bu yüzden kızıp MHP'ye oy verenler oldu. Laik kesimin temsilcisi bir nevi MHP gibi oldu. Diğer yandan CHP ve MHP söylemlerinde benzeşmeye başladılar. CHP'nin yüzde 30'ları bulamamasında bunun da payı var. MHP, AK Parti'den de oy çaldı. AK Parti'den görece azdır ama CHP'den kaymalar kesinlikle çok oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- CHP nerede hata yaptı?&lt;br /&gt;CHP'de çok yanlış isimleri aday gösterdi. Özellikle Ergenekon sanıklarının oy kaybettirdiği söyleniyor. Yeni transferleri çok oldu. Ama yanlış oldu. Daha önce CHP'nin kapısından girmemiş bir adam milletvekili adayı oluyor. Bunlar tabii ki doğru şeyler değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- BDP'nin performansı nasıldı?&lt;br /&gt;BDP bu seçimin en başarılı ve en istikrarlı taraflarından biri oldu. Çünkü bağımsız aday çıkarmak gerçekten çok zor. Dolayısıyla yeni süreçte, BDP'nin isteklerinin dinlenmesi gerekiyor. 'Bu mevzu ne olursa olsun çözülsün, topraksa toprak verilsin' diyenler bile var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARTLAR ORTAYA KONMALI&lt;br /&gt;- BDP'nin istekleri belli, diğer taraftan Başbakan'ın tutumu da net. Bu durumda uzlaşma nasıl sağlanacak? &lt;br /&gt;BDP'de belli bir fikir yok. Sadece seçim zamanı kendi aralarında iyi organize oluyorlar. Şimdi biz İstanbul'da yaşayan Kürtlere 'tamam sizlere toprak veriyoruz, gidin, orada yaşayın' desek, giderler mi? Öcalan'ın söylediği şeylerle, PKK'nın söyledikleri arasında da yüzde yüz bir uyum yok. Dolayısıyla kendi içlerinde de çözüme ulaşmaları çok zor gibi. Kartlar tek tek ortaya konmalı. CHP ve MHP'nin de kesin tavırlarını ortaya koymaları lazım. Çünkü net bir duruşları yok! Kürt sorunuyla ilgili ne istiyorlarsa açıkça söylesinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEMOKRATİK LİDER SEVİLMEZ&lt;br /&gt;- Parti liderinin seçmen üzerindeki etkisi için ne diyeceksiniz?&lt;br /&gt;Siyaset biliminde üç tip liderden bahsediyoruz: Karizmatik, otoriter ve demokratik liderler. Türk halkı karizmatik liderlerden hoşlanır. Demokratik liderler, hiç sevilmeyen itibar edilmeyen liderlerdir. Kemal Bey maalesef bu sınıf giriyor, karizması ile ilgili bir sorunu var. Çok demokratik, güler yüzlü olmaya çalışıyor. Bazen de aşırı sert oluyor. Türk halkı bu gelgitleri de sevmiyor. Bana kalırsa Kemal Kılıçdaroğlu bir partide ancak üçüncü adam olabilir. Kişiliğiyle ilgili asla bir şey diyemem ama parti yönetmek daha farklı özellikler gerektiriyor diye düşünüyorum. Tayyip Erdoğan ise tıpkı Özal, Ecevit, Erbakan, Demirel gibi karizmatik lider sınıfının temsilcilerinden biri. Karizmatik liderlerin seçim zaferlerinde söylemleri çok etkili olmuştur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-743984029230203566?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/743984029230203566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/avrupallar-erdogandan-cok-korkuyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/743984029230203566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/743984029230203566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/avrupallar-erdogandan-cok-korkuyor.html' title='Avrupalılar Erdoğan&apos;dan Çok Korkuyor'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8jMX-Hke3wA/Tfou9VyMAYI/AAAAAAAAIqY/Qmo4u94iOdU/s72-c/156063-avrupalilar-erdogandan-cok-korkuyor-Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3093860318535388221</id><published>2011-06-16T06:27:00.000-07:00</published><updated>2011-06-16T06:31:29.867-07:00</updated><title type='text'>EVLİLER OKUYUN... BEKÂRLAR DERS ALIN...))</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Jlnf4JV8H8w/TfoFqcNo7RI/AAAAAAAAIqQ/v6Mhf01E9ZM/s1600/40yil-sadakat1.gif" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="174" width="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-Jlnf4JV8H8w/TfoFqcNo7RI/AAAAAAAAIqQ/v6Mhf01E9ZM/s200/40yil-sadakat1.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da... Evlili ğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belkide kuruma inanmamaktan geçiyor.&lt;br /&gt;Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan... Nedir bu dayatmalar?&lt;br /&gt;Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi...&lt;br /&gt;Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına 'hot' dediğinde oturmalı kadın... Yâda yumuşatıyorlar;&lt;br /&gt;-Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitimde de böyle... Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EŞİM BENDEN 2 YAS BÜYÜK; ne 'hot' dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar içinde ben yaş landıkça o gençleşti,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-'Ooo Can bey kapmışınız çıtı rı' esprilerine muhatap dahi oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EŞİM 3 ÜNİVERSİTE BİTİRDİ; ben bi taneyi 9 senede bitirdim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım... Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu unutmadık biz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben konuşurken o dinledi, ben dinlerken o konuştu 17 sen e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o 'haklisin bitanem...' dedik,&lt;br /&gt;Öfke bitip fırtına durulduğunda 'ama bi de böyle düşün' de dedik fikrimizi savunurken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç içi n savaşan neferlerdik bu hayatta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla bilmedik ne k adar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevginin en büyük dostuydu bizim için 'güven'... Ve güvenin ardına saklanmış bir 'saygı' vardı daima...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece yarısı kapı aç ıldı esim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-'Ne yapıyorsun burada?' diye sordu kapının eşiğinden, 'uyuyorum' dedim buz gibi bi sesle... Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... 'k ay yana' dedi daracık yatakta. 'ne yapıyorsun?' dediğimde 'benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim' dedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bence doğrusu da bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift ol acaktık o listede...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu oynanan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece gönlünüzden geçtiğince...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insan a...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DÜNDAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku uyumayı başarır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3093860318535388221?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3093860318535388221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/evliler-okuyun-bekarlar-ders-alin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3093860318535388221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3093860318535388221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/evliler-okuyun-bekarlar-ders-alin.html' title='EVLİLER OKUYUN... BEKÂRLAR DERS ALIN...))'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Jlnf4JV8H8w/TfoFqcNo7RI/AAAAAAAAIqQ/v6Mhf01E9ZM/s72-c/40yil-sadakat1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-7978264838399805254</id><published>2011-06-15T05:46:00.000-07:00</published><updated>2011-06-15T05:52:13.017-07:00</updated><title type='text'>Özdil'in İki Yazısı Arasındaki Farkı Bulun</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-qTEjGsWYpbE/TfipoXRHrtI/AAAAAAAAIqA/d0gDVPi_Y80/s1600/155947-ozdilin-iki-yazasi-arasindaki-farki-bulun-Resim.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="150" width="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-qTEjGsWYpbE/TfipoXRHrtI/AAAAAAAAIqA/d0gDVPi_Y80/s200/155947-ozdilin-iki-yazasi-arasindaki-farki-bulun-Resim.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;15 Haziran 2011 Çarşamba 15:09&lt;br /&gt;14 Nisan'da vekil adaylarının soyisimleri üzerinden bir yazı kaleme alan Özdil, bugünkü yazısında da benzer yöntemi uyguladı. İşte 'İsim, hayvan, şehir' oyununu seven Özdil'in 'seni uyanık seni' dedirten o yazıları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Özdil'in 3 ay arayla yazdığı o yazılar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZDİL'İN BUGÜNKÜ YAZISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis-i mebusan&lt;br /&gt;Ayşenur “İslam”&lt;br /&gt;Nesrin “Ulema”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İsrafil” Kışla&lt;br /&gt;“Mehdi” Eker&lt;br /&gt;“Azize” Gönül&lt;br /&gt;“Mücahit” Fındıklı&lt;br /&gt;“Cuma” İçten&lt;br /&gt;Mehmet “Müezzin”oğlu&lt;br /&gt;“Mevlüt” Akgün&lt;br /&gt;“Ramazan” Can&lt;br /&gt;“Bayram” Özçelik&lt;br /&gt;“Hacı” Türkoğlu&lt;br /&gt;Emin “Dindar”&lt;br /&gt;Hangi partimizin mebuslarıdır sizce?&lt;br /&gt;Hakan “Şükür” AKP.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Muammer “Güler” haliyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ya Umut Oran?&lt;br /&gt;E Gökhan “Günaydın” CHP.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Mesela, Erdoğan “Toprak” ve Binnaz “Toprak” CHP’de ama...&lt;br /&gt;Hakkı “Köylü”&lt;br /&gt;Fatih “Çiftçi”&lt;br /&gt;Mehdi “Eker”&lt;br /&gt;Halil “Ürün”&lt;br /&gt;Nurettin “Nebati”&lt;br /&gt;Vahit “Kiler” hep AKP’de.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bu nevi ihtiyaçları Egemen “Bağış”layınca Muzaffer “Yurttaş”ın kararı ne olmuş oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yüzde 50 sefer...&lt;br /&gt;Sefer “Üstün” AKP.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Çünkü, bu nevi ihtiyaçların yanında, Mehmet Ali “Susam”la anca yüzde 26 oluyor maalesef... Ki, üstüne soğuğundan bir bardak içmek için İsmet “Su” da AKP’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Recai “Berber” AKP&lt;br /&gt;Tufan “Köse” CHP&lt;br /&gt;İnanmıyorsan...&lt;br /&gt;Derya “Bakbak” AKP’de&lt;br /&gt;Emine “Ayna” BDP’de.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ayna demişken...&lt;br /&gt;AKP Ülker “Güzel”le, MHP ise, Şefik “Çirkin”le temsil ediliyor bu dönemde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;İktidar Muhyettin “Aksak”la yürüyecek ama, anamuhalefet de Ramis “Topal” birader.&lt;br /&gt;Bu durumda...&lt;br /&gt;Bilal “Uçar”&lt;br /&gt;Sevde “Kaçar” AKP.&lt;br /&gt;“Durdu” Özbolat CHP.&lt;br /&gt;Yetişebiliyorsan...&lt;br /&gt;Murtaza “Yetiş” AKP.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Üstelik...&lt;br /&gt;Mustafa “Hamarat” AKP&lt;br /&gt;Bülent “Didinmez” MHP&lt;br /&gt;CHP desen...&lt;br /&gt;Nerde trak&lt;br /&gt;Orda Faik Öztrak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Reşat “Doğru” MHP&lt;br /&gt;Orhan “Düzgün” CHP&lt;br /&gt;Böyle muhalefet hikaye...&lt;br /&gt;Ruhi “Açıkgöz” AKP.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Örnek vermek gerekirse...&lt;br /&gt;Ebubekir “Gizligider”&lt;br /&gt;AKP saflarında.&lt;br /&gt;Süha “Aldan” CHP.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Kamer “Genç”&lt;br /&gt;71 yaşında.&lt;br /&gt;Atilla “Kart” henüz 56.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bahattin “Şeker” ve Faruk “Bal”lı MHP’nin, İlyas “Şeker” ve İdris “Bal”lı AKP’yle uyum içinde çalışacağını umuyorum... Ancak, AKP’li Adem “Tatlı”yla CHP’li Oktay “Ekşi”nin nasıl anlaşacağını merak ediyorum. Meclis idare amirlerini de şimdiden uyarıyorum... AKP’li Eşref “Taş”la CHP’li Yıldıray “Sapan”ın yan yana oturmamasında fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;AKP’li Salih “Koca”, Belma “Satır” ve Fazilet “Çığlık”ın dönüşümlü olarak aileden sorumlu bakan olmasını bekliyorum... Maliye bakanımızın vergiler konusunda CHP’li Oğuz “Oyan”a danışacağını tahmin ediyorum. Adalet bakanı adayım, banko, Nesrin “Ulema...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Hazır Ergenekon’dan içerde bulunan Engin Alan, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay mebus seçilmişken, AKP’li “Oğuz Kaan” Köksal’ın TBMM Başkanı olmasını temenni ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ahmet “Türk”ün aslında Kürt olması, geçen yasama döneminin en enteresan hadisesiydi. Bu dönem daha enteresan bi hadise var... Tek devlete itiraz edip, memlekette iki devlet isteyen BDP mebusunun adı soyadı ne biliyor musunuz? “Mülkiye Birtane” iyi mi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Haziran 2011 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hurriyet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZDİL 14 NİSAN 2011'DE ŞÖYLE YAZMIŞTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılmaz Özdil: Mebuslarımızı tanıyalım (2) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değerli mebuslar seçeceğiz 12 Haziran’da… Nesrin Altın, Satılmış Külçe, İsa Gümüş, Osman Zümrüt, Sadık Yakut, Sayın Elmas, Ali Mücevher, Necdet Kuyumcu, Kadri Zengin.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Mümtaz Maden… Pelin Bakır, Ömer Çelik, Metin Demir, Ferhat Tunç, Ziya Cevherli.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Uyarmadın demeyin, şu mebuslarımızla dalaşmamakta fayda var: Musa Çakı, İbrahim Bıçak, Mihrimah Satır, Mustafa Balta, Suna Pala, Kenan Tetik, Ali Külhan, Fevzi Yarbaş, Abdurrahman Kızgın, Osman Barut, Yunus Karabela.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ali Çaldır, Ünal Kaçır, Murtaza Yetiş… Örtülü ödeneği kime teslim edeceğimiz şimdiden belli: Hüsamettin Emanet ve Ebubekir Gizligider.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Doğasever bir meclisimiz olacak: Sami Gonca, Hüseyin Filiz, Bahri Yaprak, Cemil Çiçek, Hakkı Fidan, Emine Ağaç… Necla Gül, Sevda Mazı, Nafiye Kayın, Zeynep Kavak, Musa Çam, Hakan Çınar, Ömer Selvi, Mahmut Turunç, Mehmet Sümbül, Aslan Karanfil.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Aynı zamanda hayvansever bir meclis… Şenol Sığırcık, Ali Turna, Abdülmüslim Kalkan, Hüseyin Yunus, Hüseyin Arı, Musa Atmaca, Muzaffer Aslan, Mehmet Kartal, Fahrettin Akbaba, Yusuf Mercan, Şerif Ceylan, Selçuk Samur, Kürşat Koç, Yaşar Karagöz, Gülizar Karaca, Ali Boğa, Cahit Kaplan, Nihan Turna, Lütfiye Kurt, Sermin Balık, Hamit Kuş… Kaz bile güdemez bunlar demeyin sakın; Burhan Kuzu, Baki Çoban, Sinan Güden var.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Murat Araç, Buket Teker, Gülten Sürücü, Berkant Ezer, Hakkı Beşkazalı’ya dikkat… Mehmet Uçak, Füsun Vapur, Şükrü Yolcu… Işıl Durak, Cemal Bekle, Haydar Durgeç.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Filiz Korkunç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazilet Çığlık.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Meclis lokantasında görmek istediğimiz mebuslarımız şöyle: Sabri Kuşkonmaz, İsmail Bakla, Gülten Ciğer, Orhan Simit, Erdoğan Acur, Ahmet İyimaya, Nihat Çavdar, Nesrin Tatlıelma, Osman Kayısı, Mehmet Armut, Arif Üzüm, Oktay Fındık, Mehmet Ali Susam, Nurettin Nebati, Şaban Arpa, Orhan Tatlı, Mualla Kaymak, Oktay Ekşi, Sadık Acı, Bahattin Şeker, Şenol Bal, Cihan Şerbet, Ömer Tabak, Zeynep Çanak, Şevket Kazan, Levent Eyipişiren… Yemeğin üstüne, Cihan Kahveci ve İsmet Su tabii… Belgin Tok.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Melek Beyaz, Orhan Ak, İdris Kara, Levent Sarı, Yurdagül Kırmızı, Münire Yeşil, Nazım Maviş, rengarenk… Sadık Boya.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Demokrasi tıraşına gelince… Nurten Bıyık, Lale Karabıyık, Semiha Palabıyık, Neriman Posbıyık, Pınar Topsakal, Avni Kabasakal, Sabit Köse, Hikmet Kirpiksiz, Erdoğan Tüysüz, Kamil Tarak, Emine Ayna, Şule Tıraş, kambersiz düğün olmaz, Recai Berber.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yüksel Duymaz, Şükrü Görmez, Nihat Altıparmak, Ülkü Kambur, Nurhan Çolak, Müşerref Aksak, Ramiz Topal, Suat Kolukırık… Bozmayın moralinizi, Abdurrahman Kırıkçı da aday.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Levent Hekim, Oktay Terzi, Fevzi Bakkal, Bekir Kasap, Sebati Manav, Mehmet Celep, Murat Muhtar, Osman Kaptan, Arzu Kahya, Çağlar Marangoz.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Seçkin Akdeniz, Mustafa Karadeniz, Dursun Güney, Emrah Doğu, Hanefi Batı… Lale Çayır, İlknur Çimen, Nilay Pınar, Fatih Dere, Mustafa Irmak, Erdoğan Toprak, Mehtap Düzova, Veysel Dağ, Metin Yanardağ, Gülay Dalyan, Yüksel Orman, hepsi güzel yurdumun güzel insanları… Hakkı Köylü, Mehdi Eker, Halil Ürün, Vahit Kiler de orada.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Levent Dakika, Cihan Gün, Çilo Ay, Kerim Yıldız, Hurşit Güneş, Raşit Dünya.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Sırma Doğru, Orhan Düzgün, Meral Uslu, Hüseyin Efendi, Günay Temiz, Cahit Pak, Fatma Yatkın, Muzaffer Uyar… Gülşen Ilık, Devrim Serin, Zübeyir Uysal, Ethem Hırçın, Sadık Durmaz, Osman Durmuş, Mustafa Hamarat, Yaşar Kalender.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Cemal Tanık, Adem Karakol, Burak Cop, Fikret İp, Muzaffer Cellat… “Masum” Türker, Davut Savcı, Pınar Ergenekon.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;İbrahim Felek’se…&lt;br /&gt;Egemen Bağış da var.&lt;br /&gt;Bayram Kızılay da.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Fatma Abla, Tacettin İkiz, Hüseyin Dede, Mehmet Torun, Beyler Koca, Münevver Bekar, Murat Öksüz, İbrahim Yetim… Caner Okuldaş, Nihat Komşu, Nuri Dost, Nalan Yar.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Hamdi Konuk,&lt;br /&gt;Mehmet Geldi.&lt;br /&gt;Hüseyin Üzülmez.&lt;br /&gt;Ahmet Takmaz.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Yeni mecliste hava nasıl olacak derseniz… Bazen Alper Bahar, bazen Hanife Yaz, genellikle Sinan Poyraz, İsa Bora, Mehmet Karayel, Hatice Fırtına, Arif Bulut, Mehmet Ayaz, Selma Kış, Özkan Kar, Bülent Buz… Kenan Şimşek, Hami Yıldırım, Muzaffer Çakar, Mutlu Gürler.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Eksen kayması meselesine gelince… “İnanç” Bilgi, “Yasin” Şener, “Ramazan” Özkan, “Mümin” Baştürk, “Mevlüt” Ayçiçek, “Cuma” Dağlı, “Hacı” Dursun, Ejder “Oruç”, Ayşenur “İslam”, Ahmet “Kul”, Emin “Dindar”, Abdülbari “Melek”, İbrahim “İmam”, Ali “Adak”, Serkan “Bayram”, Mehmet “Kavuk”, Nesrin “Ulema” mebus adaylarımız arasında.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Güya türban girmiyor ama…&lt;br /&gt;Recep “Peçe” girerse şaşırmayın.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Tevfik Tiryaki.&lt;br /&gt;Süha Çinçin.&lt;br /&gt;Ali Ayık bu arada.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;İshak Bıdık, Mustafa Bodur, Güzide Uzun, Ethem Kalın, Muharrem İnce, Aydan Geniş, Hasan Gürbüz, Mert Dolgun, Ahmet Semiz, Abdullah Tombul, Erkan Şişman.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Eyüp Dalgın.&lt;br /&gt;Ruhi Açıkgöz.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Berna Ergen, Kamer Genç, Atilla Kart, Ali İhtiyar…&lt;br /&gt;Ahmet Yeni, Beril Eski.&lt;br /&gt;Yılmaz Bayat.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Haydar Baş, Şener Kafa, Seyfettin Kol, Şaban Dişli… Murat Gülmez, Muammer Güler.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Türabi Kayan.&lt;br /&gt;Oğuz Oyan.&lt;br /&gt;Hayrettin Dayanan.&lt;br /&gt;Benden söylemesi…&lt;br /&gt;Ahmet Kaymaz.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Global bir meclis aynı zamanda… Arap Karadurmuş, Cezayir Genç, Mahmut Çerkez, Ayşena Çin, Hüseyin Bağdatlı, Sabri Cezayirli, Mehmet Siyam, Caner Seylan, Erkan Dinar, Mehmet Tatar, Meral Venedik, Emine Balkan, Murat Kosova… Cengiz Atlas, İsa Elçi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Vakıf Orhan, İhsan Kulüp, Kemal Dernek… Ender Serbest, Suna Yasak.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Filiz Akın, Iğdır adayı.&lt;br /&gt;Doğan “Nayır” var!&lt;br /&gt;Nolamaz yok.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Nihad Matkap, Selami Çekiç, Figen Alçı, Tuncer Usta, Tülay Çırak.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Mesut Kibar, Seniye Nazik, Mesut Sevimli, Ünal Şirin, Ülker Güzel, Şefik Çirkin… Hakan Şık, Birsen Süslü, Cenk Küpeli, Serkan Kumral, Erdem Esmer… Hamit Cilalı, Tayyar Parlak.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Özay Dilber.&lt;br /&gt;Şahin Kalça.&lt;br /&gt;Osman Bak.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Bayram Zırh… Mebus olmadan dokunulmazlığı bulunan tek aday.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Mehmet Yavaş, Cüneyt Çabuk, Coşkun Gündüz, Gökhan Günaydın, Turhan İçli, Onur Bayar, Sendal Üşen, Hasan İşgüzar.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;“Deniz” Gerçek, Kemal “Derin”, Salih “Dal”, Faruk “Vurgun”, Yasemin “Cankurtaran”…&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ahmet Türk.&lt;br /&gt;İbrahim Türkiş.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Askersiz olmaz elbet… Hatice Bölük, Tugay Ordu, İsrafil Kışla, Bilal Topçu, Mustafa Süngü, Meral Er, Beşir Çavuş, Ali Asker.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Nevin Hedef, Nabi Avcı, İhsan Oturak, Ayfer Döşeme, Hayati Samut, Salih Şen.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Çok uzattık…&lt;br /&gt;Ebru Yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Nisan 2011&lt;br /&gt;Yılmaz Özdil/Hürriyet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-7978264838399805254?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/7978264838399805254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/ozdilin-iki-yazas-arasndaki-fark-bulun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/7978264838399805254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/7978264838399805254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/ozdilin-iki-yazas-arasndaki-fark-bulun.html' title='Özdil&apos;in İki Yazısı Arasındaki Farkı Bulun'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-qTEjGsWYpbE/TfipoXRHrtI/AAAAAAAAIqA/d0gDVPi_Y80/s72-c/155947-ozdilin-iki-yazasi-arasindaki-farki-bulun-Resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1429716466372050995</id><published>2011-06-10T10:20:00.001-07:00</published><updated>2011-06-10T10:20:18.910-07:00</updated><title type='text'>12 Eylül öncesini yaşayan ülkücü gençlerin trajik hayatları...</title><content type='html'>‘Cerrahlar’ olarak tabir edilen bu ekibin kavgalarda, ‘indirmelerde’ nasıl kullanıldıkları&lt;br /&gt;örnekleriyle anlatılıyor...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Haşim Söylemez'in haberi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘Biz, hiç arzu etmediğimiz bir şiddet ve çatışma girdabına kapılan, davaları için hayatlarını veya geleceklerini kaybeden, ömrünün en güzel yıllarını hücrelerde,&lt;br /&gt;cezaevlerinde geçiren kayıp bir kuşağın harcanmış talihsiz insanlarıyız. Bize ‘şiddet üreten militanlar' gözüyle bakanların, dürüst ve objektif davranarak&lt;br /&gt;öncelikle çatıştığımız ya da indirdiğimiz hasımların karanlık ve yıkıcı niyetlerine ve kullandıkları acımasız terörist metotlara bakmalarını, gerçekte&lt;br /&gt;şiddetin asıl mağdurlarının biz olduğumuzu görmelerini istedim. Çünkü yaşadıklarımız karşılıklıydı, biz onları ‘devrimci' oldukları için indiriyorduk,&lt;br /&gt;onlar da ‘faşist' olduğumuz için bizden birilerini indiriyordu.” Bu sözler ülkücü hareketin çok iyi tanıdığı isimlerden Tuncer Günay'a ait. Şimdi bir taraftan&lt;br /&gt;hastalığı ile mücadele eden bir yandan da yazarlık yaparak hayata tutunmaya çalışan Günay, fırtınalı yıllarda yaşadıklarını bir kitaba aktardı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Timaş yayınlarından çıkacak ‘&lt;br /&gt;Kayıp Bozkurtlar'&lt;br /&gt;isimli kitap tartışmalara yol açacak nitelikte. Kitapta ‘cerrahlar' denilen ülkücü gençliğin nasıl kullanıldığı ve farklı düşünen ‘devrimciler' ile kaos&lt;br /&gt;çıkarmak için nasıl tokuşturuldukları içten bir özeleştiriyle anlatılıyor. Olaylar tamamen gerçek ve yazarın hayatından kesitler içeriyor. Bu yüzden kişi&lt;br /&gt;ve kurum isimleri genelde gizlenmiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Anı-belgesel tarzındaki kitapta birbirinden ilginç noktalar var. Günay, ülkücü hareket içinde çok iyi tanınan bir yazar. Hareketin bütün gazete ve dergilerinde&lt;br /&gt;terör ve terörizm üzerine yazıları, araştırmaları yayımlanmış. Ülkü Ocağı Dergisi'nin ilk evresi olan ‘Bizim Ocak'ı kuran Hacettepe Üniversitesi menşeli&lt;br /&gt;20 kişi arasında yer almış. Ayrıca 1978-1980 arasındaki kavgalı dönemde ön saflarda mücadele vermiş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dikkat çeken yerlerden biri, 1970'li yılların sonlarından 12 Eylül darbesine kadar giden sürecin anlatıldığı bölüm. Yazar, o kanlı dönemde ülkücülerin artık&lt;br /&gt;çoktan unuttuğu ‘cerrahlar' denilen atak bir grup içinde yer almış. Komünist, devrimci ve bölücü örgüt mensuplarıyla yoğun çatışmalar yaşandığını örnekler&lt;br /&gt;vererek anlatıyor. Ülkücülerin çok değer verdiği, ‘Peygamber Ocağı' diyerek saygı duydukları Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihanetine nasıl uğradıklarını&lt;br /&gt;ileri sürüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Erkan Mumcu da ‘cerrah’mış&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kamuoyunun pek bilmediği bazı gerçekler de ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Mesela eski ANAP lideri Erkan Mumcu'nun 70'li yıllarda çok aktif bir ülkücü militanı&lt;br /&gt;(cerrah ekibinden) olduğunu, Yalvaç'ta komünistlere ve Doğu'dan getirtilen Apocu bölücülere karşı ön saflarda kavga verdiğini bu kitaptan öğreniyoruz.&lt;br /&gt;Mumcu ülkücü geçmişinden ve ideolojik kimliğinden pek bahsetmez hatta bu konular açıldığında geçiştirir. Mumcu'nun her zaman danışmanı ve özel kalemi olan&lt;br /&gt;Sabri Bayer'in de çok aktif bir ülkücü militan olduğunu da kitaptan öğreniyoruz. Mumcu, o yıllarda yazar Tuncer Günay ile pek çok kavgada kader birliği&lt;br /&gt;yapmış. Ayrıca Mumcu aslında hukukçu değil, sinema yönetmeni olmak istediği için Yücel Çakmaklı ve Natuk Baytan gibi ünlü sinemacıların yanında bir süre&lt;br /&gt;kamera asistanlığı yapmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı subay personelinin o yıllarda aşırı sol örgütleri nasıl destekledikleri hususu, Konya Subay Orduevi komutanı bir yüzbaşı&lt;br /&gt;üzerinden örneklendirilmiş. Ülkücü mafya yakıştırmasının nereden geldiği, ülkücülerin bu sıfatlandırmaya nasıl itiraz ettikleri de anlatılıyor. 80'li yılların&lt;br /&gt;ortalarından itibaren Turgut Özal'ın açılımıyla birlikte bazı ülkücü liderlerin mafyalaşma sürecine girmiş oldukları gerçeği de ortaya konuyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ülkü Ocakları içinde kirlenen ve mafyaya bulaşan unsurlarla mücadelede bilinmeyen bir ayrıntı daha ortaya çıkıyor. Merhum MHP lideri Alparslan Türkeş tarafından&lt;br /&gt;görevlendirilen Azmi Karamahmutoğlu'nun ocak ve parti teşkilatlarına sızan ya da buralarda üslenen mafyatik oluşumlarla ilgili gizli araştırma yaptırdığı&lt;br /&gt;ve bu araştırma ile hazırlanan rapor çerçevesinde temizlik başlattığı anlatılıyor. Yazar Günay, bu araştırmayı yapanın ve raporu hazırlayıp ‘Azmi Başkan'a&lt;br /&gt;veren kişinin kendisi olduğunu delilleriyle aktarıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aynı silah iki tarafa da verildi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şok edecek bir bilgi hem ülkücülerde hem de devrimcilerde çıkan ‘çift adresli' aynı silahlarla ilgili. Bugün Ergenekon ve darbe lobilerinin kullandığı çift&lt;br /&gt;adresli silahların geçmişte de aynı mantıkla kullanıldığını kabul eden yazar, silahların çatışan iki tarafta da çıkması hususunu mercek altına alıyor:&lt;br /&gt;“O yıllarda dövüşmekten, afiş yapıştırmaktan, duvarlara slogan yazmaktan ve adam indirmekten iyice olgunlaşıp pişmiş olan ülkücüler ve devrimciler için,&lt;br /&gt;bir yerlerden silah ve mermi bulmak, bu silahı bele takıp dolaşmak hiç de zor değildi. Silah her yerde kolayca bulunabilirdi. Ortalık silah kaçakçılarıyla&lt;br /&gt;ve perakende satıcılarla doluydu. İsteyen herkes bir yerlerden silah bulabilir ve taşıyabilirdi. Ancak ülkücüler belinde taşısa bile, bunu canı istediği&lt;br /&gt;zaman teşkilat adına kullanamazdı. Bu çok katı ve kesin kurallara bağlıydı. Bir ülkücünün kendini korumak amacıyla silahlanmasına karışılmazdı. Ancak silahı&lt;br /&gt;bir aramada polise yakalattırırsa hukuki sonuçlarına katlanırdı. Polisin eline düşen ülkücünün teşkilat içinde çok mühim bir yeri ve değeri varsa, bu durumda&lt;br /&gt;‘Hukuk Masası' devreye girer, destek ve çare arayarak elemanı kurtarmaya çalışırdı. O netameli, kan, kavga, kargaşa, kin ve nefret dolu yıllarda sağdan&lt;br /&gt;veya soldan yüz binlerce insan can korkusuyla silahlanmıştı. Elbette ki devrimcilerin de çok sıkı ve şöhret yapmış indirmecileri vardı. Biz en çok onların&lt;br /&gt;peşindeydik. Çünkü bunlar ekseriyetle illegal örgütlerin de militanıydı ve üzerlerinden silah ve örgüt belgesi çıkabiliyordu. Bulduğumuz silahlar muhtemelen&lt;br /&gt;devlet görevlilerine ve ülkücülere karşı kullanılan kirli, gezgin silahlardan olurdu. Biz bunu çok iyi bildiğimiz için o silahı kesinlikle ocaklara ve&lt;br /&gt;ülkücülere aktarmazdık. Böyle durumlarda, bir reisimizin bilgisi altında Emniyet Müdürlüğü'nün Siyasi Şubesi'ndeki güvenilir veya ülkücü polis şeflerine&lt;br /&gt;haber verir ve elimizde tuttuğumuz indirmeciyi silahıyla birlikte teslim ederdik. Ancak cerrah grubundan bazı arkadaşlarımız komünist eylemcilerden ele&lt;br /&gt;geçirdiği kirli silahları akılsızca bellerine takmıştı… Medyada yer alan ‘Adana'da yakalanan bir ülkücü militanın üzerinde ele geçirilen Beretta marka&lt;br /&gt;14'lü silahın daha önce Dev-Sol örgütünün İzmir'de gerçekleştirdiği X cinayetinde kullanıldığı anlaşıldı… Beşiktaş MHP İlçe başkanını öldüren silah Ankara'da&lt;br /&gt;bir ülkücünün üzerinden çıktı.' şeklindeki bazı haberlerin arkasında bu gerçekler vardı. Elbette ki Gladyo, Ergenekon veya cunta çetelerinin, sağ-sol çatışmalarını&lt;br /&gt;tırmandırmak için aynı silahları önce bir tarafa sonra da onlardan alıp karşı tarafa vermiş olduğu ihtimali yüksektir ve yargıya da yansımıştır.”&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şimdiye kadar ülkücüler kendileri hakkında pek çok kitap yazdı ama hiçbiri onların sosyal hayatını, kavgasını, acısını objektif bir şekilde anlatmadı. 1970'li&lt;br /&gt;yılların ülkücülerinde çok dikkat çeken bir husus, çatışmaların ön sıralarında yer alan militanlar arasında kanser ve verem vakalarının çok yaygın olmasıdır.&lt;br /&gt;Bunun sebebi büyük ölçüde 12 Eylül yönetiminin işkenceli zindanlarında yıllarca kalmaları ve ağır travmatik çöküş yaşamalarıydı. Kitapta bu konuda hayat&lt;br /&gt;hikâyelerinden yola çıkılarak geniş anlatımlara yer veriliyor. Zaten kitabın adı bu nedenle ‘Kayıp Bozkurtlar' olmuş.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çünkü bunlar bir dönem kullanılmış, daha sonra kaderlerine terk edilmiş kişilerdi. Aynı zamanda vefasızlığın en çarpıcı örneğini yazarın arkadaşlarının&lt;br /&gt;hayatını anlatırken öğreniyoruz. Mesela ülkücülerin en bilinen sembol isimlerinden Ferhat Tüysüz, cezaevinden çıkar çıkmaz akciğer kanserinden ölüyor.&lt;br /&gt;Ünlü tiyatro ve sinemacı Ensar Kılınç, 5 ay önce 55 yaşında karaciğer kanserinden öldü. Yazarın kendisi ve birçok arkadaşı da halen kanser tedavisi görüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;(Aksiyon)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.haber7.com/haber/20110610/Kayip-Bozkurtlarin-hazin-hikyesi.php&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1429716466372050995?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1429716466372050995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/12-eylul-oncesini-yasayan-ulkucu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1429716466372050995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1429716466372050995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/12-eylul-oncesini-yasayan-ulkucu.html' title='12 Eylül öncesini yaşayan ülkücü gençlerin trajik hayatları...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5270619024232305820</id><published>2011-06-09T05:20:00.001-07:00</published><updated>2011-06-09T05:20:28.454-07:00</updated><title type='text'>Tarhan Erdem'in Sandalye hesabı:</title><content type='html'>Tarhan Erdem, 13 Haziran sabahı için olası sandalye dağılımı senaryolarını yazdı. Hangi parti en az ve en fazla kaç vekil çıkarabilir? Rakamlarla partilerin&lt;br /&gt;olası vekil sayıları:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Radikal Gazetesi yazarı Tarhan Erdem, 13 Haziran sabahı için olası sandalye dağılımı hesabı yaptı. tarhan Erdem'e göre sandıktan nasıl bir dağılım çıkabilir?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yaptığı anket çalışmaları ile de gündeme gelen Tarhan Erdem'e göre durum şöyle:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Partilerin milletvekili sayıları&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Seçim günü akşamı önce MHP'nin barajı geçip geçmediğini, hemen sonra da her partinin kaç milletvekili çıkaracağını öğrenmeye çalışacağız.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oy verme günü geldi, sonuçlar da belli gibi görünüyor; daha doğrusu herkesin bir tahmini var. Artık seçim döneminin güzelliklerini tartışmayı bile sonraya&lt;br /&gt;bırakıp önümüze bakıyoruz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Seçim akşamı oyların sayımını izlerken, partilerin Meclis’te kazandıkları milletvekili sayısını merak edeceğiz. Okuyucularımın benden bu hususta bir şeyler&lt;br /&gt;beklediğini biliyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Teknolojinin gelişmesiyle pazar akşamı saat dokuz çevresinde partilerin ülke genelinde aldıkları oy oranı ortaya çıkar gibi olacak. Ancak pazar akşamı güneş&lt;br /&gt;batmadan, saat 7-8 sıralarında, ben MHP’nin oylarını izleyeceğim. Bugünlerde bazıları MHP’nin barajı geçtiğini söylese de ben onlar kadar rahat değilim!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hangi partinin baraj konusu var?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Pazar akşamı ilk olarak AK Parti ve CHP’nin oy oranlarının yaklaşık nerelere varabileceğini anlamaya çalışacak, genel yüzdeleri anlar gibi olurken, MHP’nin&lt;br /&gt;alacağı oy sayısını görmek isteyeceğiz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Çünkü bu seçimde baraj problemi olan tek parti MHP’dir. Oy pusulasında adı bulunan 16 partiden ikisinin, AK Parti ve CHP’nin, barajı kolaylıkla geçmeleri&lt;br /&gt;doğaldır. MHP dışındaki diğer 13 partinin de barajı geçme olasılığı çok az görünüyor!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MHP en az kaç oy almalıdır?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MHP’nin baraj sorunu izlenirken, 50 milyon 200 bin olan seçmenin 42 milyon çevresinde kişinin oy kullanacağını, geçersiz oyun yüzde 2’nin altına inmeyeceğini&lt;br /&gt;kabul edersek güvenli hesap yapabiliriz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O halde ekranda MHP’nin 4 milyon 100 bin oy aldığı yazılıncaya kadar MHP’liler tedirgin olmalıdır. Seçime katılım ve geçersiz oy oranları azaldığında bu&lt;br /&gt;sayı 3 milyon 700 bine inebilir, ama baraj sınırının kaç oy olduğu bilinmeden bu sayı alınınca ‘baraj geçildi’ denilemeyecektir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oy oranlarından sonra&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Pazar günü akşamdan yatsıya dönerken, partilerin oy oranları anlaşılır büyüklüğe ulaşacak, Meclis’teki grup sayısı görülecektir. Bu değerler belirirken&lt;br /&gt;akla ilk gelen, partilerin milletvekili sayılarının ne kadar olacağı sorusudur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu soruları, AK Parti’nin anayasanın Meclis’te kabulü için gerekli 330 milletvekili çıkarıp çıkarmayacağı sorusu izler. AK Parti’nin tek başına iktidar&lt;br /&gt;olacağını herkes kabul ettiğine göre, ikinci merak konusu anayasa meselesidir. AK Parti yeni anayasayı Meclis’ten tek başına geçirip halkoyuna sunabilecek&lt;br /&gt;mi? Seçim akşamı bu soru hep akıllarda olacağından, AK Parti’nin 330’u geçip geçmediği öğrenilmeye çalışılacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İnsan elindeki bilgiyle yetinmez, geleni öğrenince yeni bilgileri edinmek ister. Ne yazık ki, bir partinin kazanacağı milletvekili sayısı sadece oy oranıyla&lt;br /&gt;hesaplanamaz. Bu durum, değişik varsayımlara dayalı kurgularla, gelecek Meclis’te partilerin sandalye sayıları için yaklaşık değerler vermemizi engellemez.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Varsayımlar&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;BDP’nin desteklediği bağımsız adayların ne kadarının seçileceği, diğer partilerin sandalye sayısı için ilk belirleyicilerden biridir. Benim tahminim, sayının&lt;br /&gt;25 ile 35 arasında olacağıdır. Onun için BDP’nin 30 milletvekili alacağını kabul ederek bugünkü hesabımı yapacağım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İkinci varsayımım, partilerin oy oranları aralığıdır. Çok değişik araştırmaları dikkate alarak partiler aşağıdaki sınırlar arasında oy alacaklardır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Partilerin milletvekili sayıları&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yukarıdaki oy oranları sınırlarına göre, partilerin çıkaracağı milletvekili sayısının alt ve üst sınırları aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Bu sayıların&lt;br /&gt;kimsenin merakını gidereceğini sanmıyorum, ama bir partinin milletvekili sayısını belirlemek için kendi oyunun bütün ülkeye dağılımını bilmek yetmez, diğer&lt;br /&gt;partilerin de dağılımı bilinmelidir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Az ihtimal olmakla birlikte, MHP barajı geçmez ise AK Parti ve CHP’nin sayıları artacaktır. Oy dağılımına bağlı olarak MHP’nin bıraktığı sandalyeleri bazı&lt;br /&gt;yerlerde AK Parti, bazı yerlerde CHP kazanacaktır. Böyle bir durumda yukarıdaki tablonun geçerliği kalmayacaktır. Bence önümüzdeki günlerde MHP’liler,&lt;br /&gt;nereden alabilirlerse, oylarını arttırmaya bakmalı, barajın üstüne çıkmayı garantilemelidirler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MHP barajı geçemezse&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MHP barajı geçemezse demokrasimize bilinen ve bilinmeyen zararlar verecek; halkın mecliste temsilini zayıflatacaktır. Yanında olalım veya olmayalım, MHP’nin&lt;br /&gt;meclise girmesi, halk içinde var olan bir eğilimin temsil edilmesini sağlamaktadır; barajı geçememesi o siyasal görüşü meclis tartışmalarının dışında bırakacaktır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MHP’nin meclis dışında kalmasından kamuoyumuz rahatsızlık duyacak, toplumun huzurunu bozacak gelişmeleri teşvik edecektir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nedenlerini şimdi tartışmak yararsız, ancak yazımın bütünlüğü için MHP’nin barajı geçememesi halinde mecliste sandalye dağılımını da belirtmeliyim. Hiç&lt;br /&gt;istenmediğim ve olasılığını çok zayıf gördüğüm böyle bir durumda, partilerin sandalye sayıları alt ve üst sınırları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu noktada olasılıklar&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu kadar yazıp da ne olacağı hakkında kişisel düşüncemi yazmamak olmaz. Gençliğimde kamuoyu araştırmaları yoktu, o zaman kendime göre örnekler bulup, sonuç&lt;br /&gt;hakkında hüküm yürütürdüm. Seçim sonuçları açıklanınca, hesapladığım sonuçları hatırlamazdım bile. Yıllardan beri de arkadaşlarımla birlikte araştırma&lt;br /&gt;yapıyoruz. Bu yıl yaptığımızı bugün internet sayfamızda görebilirsiniz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Araştırmanın milletvekili sayılarını bulma amacı yoktur. Çünkü milletvekili sayılarını bulmaya yönelik bir araştırmanın masraflarını ödeyecek bir kişi bulmak&lt;br /&gt;kolay değildir. Eğer bu seçimlerde partiler kaç milletvekili çıkarır diye bir tahmin yapmamı isteyen olur diye düşünerek, seçeneklerin çok azını göz önüne&lt;br /&gt;alarak, kâğıt üzerinde bir hesap yaptım ve aşağıdaki ‘Yazarın Tahmini’ tablosunu hazırladım. Bu tablonun, okuyuculara bazı sınırları hatırlatmaktan başka&lt;br /&gt;bir iddiası yoktur.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;RADİKAL&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5270619024232305820?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5270619024232305820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/tarhan-erdemin-sandalye-hesab.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5270619024232305820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5270619024232305820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/06/tarhan-erdemin-sandalye-hesab.html' title='Tarhan Erdem&apos;in Sandalye hesabı:'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3157015343999159823</id><published>2011-03-21T08:24:00.000-07:00</published><updated>2011-03-21T08:24:27.618-07:00</updated><title type='text'>Yalçın Küçük MHP Büyük !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-w8WX2SAwKMU/TYdtov411TI/AAAAAAAAIoI/Meg42ix1lf0/s1600/18-A.jpg" imageanchor="1" style="clear:left; float:left;margin-right:1em; margin-bottom:1em"&gt;&lt;img border="0" height="90" width="115" src="http://1.bp.blogspot.com/-w8WX2SAwKMU/TYdtov411TI/AAAAAAAAIoI/Meg42ix1lf0/s200/18-A.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha bir ayda rejimin sallanmaya başladığı savına sarılıp fişleme metodolojisinden laiklik projesi üretmeye çalışan Engin Alan paşa, MHP’ye hayırlı uğurlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Deniz Bölükbaşı yetmedi, yanına Engin Alan’ı koyuyorlar. En büyük duacıları da Ergenekon sanığı Yalçın Küçük... Yalçın Hoca’nın duasıyla yetinmeyip, Beka Vadisi’nde ve akademide Abdullah Öcalan ile diğer PKK’lılara ders verirken çekilmiş fotoğraflarını da partinin girişine asarlarsa, hiç fena olmaz. “O Paşa Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren uçaktaydı” yalanını da pankart halinde yanına iliştirirlerse, tadından yenmez."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şamil Tayyar/ Star&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalçın Küçük, MHP büyük &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekon sanığı Yalçın Küçük, Ergenekon şüphelisi Soner Yalçın’la ilgili düşüncelerini Akşam’a anlatmış. İyi de etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satır arasındaki bir ifade dikkatimi çekti: “Engin Alan kararından dolayı Devlet Bahçeli’ye teşekkür edeceğim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Alan kim? Balyoz davasının tutuklu sanıklarından emekli bir korgeneral...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı yok, o nedenle suçlu muamelesi göremez, MHP’den de bir başka partiden de aday olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırsızlıktan yargılansaydı, hakkında mahkumiyet kararı olmasa bile hiç şüphe yok ki MHP aday yapmazdı. Ama darbe suçlaması “yüz kızartıcı suç” sayılmadığından olsa gerek, adaylığında beis görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türban fişlemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme süreci bir tarafa, Engin Alan’ı yakından tanımakta yarar var. 2. Kolordu Komutanı olarak 24 Aralık 2002 tarihinde kendisine bağlı birliklere gönderdiği “Kategorili Personel işlemleri ve İrticai Faaliyetler” konulu yazıda şu talimatları veriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 3 Kasım 2002 seçimlerinden itibaren oluşan atmosfer çerçevesinde, irticai faaliyet ve oluşumlarda artış, buna paralel olarak takip ve kontrol altında bulunan kategorili personelin tutum ve davranışlarında da olumsuz değişikliklerin olabileceği değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sıralı tüm sicil amirleri, birliğindeki personelini ve bu personelin aile yapısı ve yaşantısını çok iyi bilecektir. Özellikle birinci sicil amirlerinin bir plan dahilinde yapacakları ev ziyaretleri ile personelin eş ve çocuklarının da tutum ve davranışları ile giyim tarzları gözlemlenecek, giyim ve kuşamının belli bir ideolojiyi temsil edecek şekilde giyinen personel uyarılacak, bu personel takip ve kontrol edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son zamanlarda bazı çevrelerin anayasal devlet düzeninin temelini oluşturan laiklik ilkesini kendi çıkar ve amaçları doğrultusunda yorumlayarak kamu hizmetlerinin yerine getirildiği başta öğretim kurumları olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarda türban kullanılmasında ısrarlı oldukları ve bu hususu her fırsatta gündeme getirdikleri gözlemlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İrticai grup ve oluşumlar ile bunlara destek veren çevrelerin hak ve özgürlükler kapsamında masumane bir tercih olarak devamlı gündeme getirdikleri türban ve benzeri isteklerin, laik cumhuriyet ilkelerine karşı dine dayalı bir devlet düzeni kurmaya yönelik, din ve vicdan hürriyetini aşan sistemli çabaların bir parçası olduğu bütün personel tarafından bilinecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 2001-2002 eğitim ve öğretim yılı birinci döneminde, İstanbul’daki 23 adet imam hatip lisesinde öğretim gören 8 bin 58 kız öğrencinin yüzde 90’ı Milli Güvenlik Bilgisi dersi dışındaki tüm derslere türbanlı olarak katılırken, kılık ve kıyafet yönetmeliğine uygun şekilde MGBD’ne katılan kız öğrencilerin oranı yüzde 63 olarak saptanmıştır. Sözkonusu okullarda yapılan bayrak törenlerine kız öğrencilerin büyük çoğunlukla türbanlı olarak katıldıkları tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Özellikle imam hatip liseleri ve diğer hassas (özel ve kamuya ait) okullarda görevli Milli Güvenlik Bilgisi Dersi öğretmenleri kılık ve kıyafet yönetmeliği hükümlerinin uygulanması konusunda asla geri adım atmayacaktır. EK-A, Kontrol Formu çerçevesinde hazırlayacakları raporları ders öğretmeni üzerinden komutanlığa bildirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük ve Engin Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu talimatlar, Engin Alan Paşa’nın talimatlarından sadece bir kaçı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünün, seçimler 3 Kasım’da olmuş, hükümet 16 Kasım’da kurulmuş, paşa, 22 Aralık’ta, yani yeni hükümetin üzerinden henüz bir ay geçtikten sonra bağlı birliklere talimat vererek, türbanlı subay eş ve çocukları ile imam hatiplerdeki kız öğrencilerin fişlenmesini istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekçesi ise anayasal düzenin yıkılıp yerine şeriat düzeninin kurulması yönünde faaliyetlerin artması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha bir ayda rejimin sallanmaya başladığı savına sarılıp fişleme metodolojisinden laiklik projesi üretmeye çalışan paşa, MHP’ye hayırlı uğurlu olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Bölükbaşı yetmedi, yanına Engin Alan’ı koyuyorlar. En büyük duacıları da Ergenekon sanığı Yalçın Küçük...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalçın Hoca’nın duasıyla yetinmeyip, Beka Vadisi’nde ve akademide Abdullah Öcalan ile diğer PKK’lılara ders verirken çekilmiş fotoğraflarını da partinin girişine asarlarsa, hiç fena olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O Paşa Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren uçaktaydı” yalanını da pankart halinde yanına iliştirirlerse, tadından yenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele, referandumda evet oyu kullandığı için ihraç edilen gerçek ülkücülere sırtlarını tümden çevirip, “CHP’ye Silivri’den müracaat çok fazla, onların yükünü paylaşalım, Yalçın Küçük’ü de Engin Alan’ın hemen altında bir sıraya yerleştirelim” derlerse, inanın, asıl o zaman efsane küllerinden doğar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalçın Küçük, MHP büyük olur!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3157015343999159823?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3157015343999159823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/03/yalcn-kucuk-mhp-buyuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3157015343999159823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3157015343999159823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/03/yalcn-kucuk-mhp-buyuk.html' title='Yalçın Küçük MHP Büyük !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-w8WX2SAwKMU/TYdtov411TI/AAAAAAAAIoI/Meg42ix1lf0/s72-c/18-A.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3643023509762047773</id><published>2011-03-10T07:58:00.000-08:00</published><updated>2011-03-10T07:58:18.449-08:00</updated><title type='text'>Bu hükümeti silahla değiştiririz!</title><content type='html'>Gazeteci İsmet Berkan, `Asker Bize İktidarı Verir mi?` adlı kitabını NTV`de anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet Berkan, `Asker Bize İktidarı Verir mi?` adlı kitabını NTV canlı yayınında anlattı: `Genelkurmay, kendi hükümetini yıkmak için yalan haberler yapan internet siteleri kurdu. MİT Başkanı`nı hain ilan eden belge birkaç kez dolaşıma sokuldu.` &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;28 Şubat post-modern darbesinin yıldönümünde gazeteci İsmet Berkan`ın yazdığı `Asker Bize İktidarı Verir mi?` isimli kitap piyasaya çıkıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Radikal gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, kitabını konuk olduğu Banu Güven`le Artı programında anlattı:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;`2002 seçimlerinden önce, yaz mevsiminde Tayyip Erdoğan`la bir fırsatta karşılaştık ve dedim ki, `Sizi ziyarete gelmek isteriz.` O da, `Gelin ama sohbete gelin` yanıtını verdi. O dönem Radikal Genel Yayın Yönetmeni`yim ve Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin`le birlikte Balgat`taki AK Parti Genel Merkezi`ne gittik. Erdoğan ve ekibiyle yemek yedik, uzun bir sohbet yaptık. Öğle yemeği sırasında `araştırmalar sizi önde gösteriyor, iktidara geliyorsunuz` gibi konuşmalar sürerken AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik dönüp dedi ki, `Seçimi kazanırız ama asker bize iktidarı verir mi?` Masada bir sessizlik oldu, sanki bu konuda Türkiye`de tek yetkili kişi benmişim gibi bir hava esti, Tayyip Bey de bana bakıyordu, dedim ki `Yüzde 40 oy alırsanız asker de size selam durur.` Evet iktidara geldiler ama o kadar da kolay olmadı aslında, soru çok haksız bir soru değil. Kitabımın isim babası Hüseyin Çelik.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ergenekon ve Balyoz davalarında benim kitapta yazdığım şeyler pek yargılanmıyor. Mahkemelerde yargılananlar başka bir safahat ve biraz daha karmaşıklaştırılmış hali. Amacım Ergenekon`u anlatmak değil zaten, 2002-2008 arasında Türk demokrasisinin başından geçenleri anlatmaya çalıştım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ben kendimi  bildim bileli bu memleketin kurtarılmaya ihtiyacı vardır, her kahve köşesinde birileri `Ben olsam şöyle kurtarırım, sallandıracaksın Taksim`de 5 tanesini bak bir daha oluyor mu?` diye konuşur. Herkeste bir memleketi kurtarma telaşı vardır. Askerlerin kahve sohbeti yapan sivillerden bir farkı var, bellerinde silah, emirlerinde ordu, silah, top var, kendilerince birçok kez kurtarmaya soyundular. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan darbeleri, müdahaleleri ve 2002 ile 2008 arasında yaşananlar. Bunların hepsi de aydınlığa çıkmış değil, benim yazabildiklerim bir kısmı. Hiç duymadığımız olaylar da var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;DEVLET SU İŞLERİ TAZİYE YAYINLIYOR MU?&lt;br /&gt;TSK`nın Erbakan`ın ardından yayınladığı taziye mesajı için çok gecikmiş ve çok üstü kapalı bir 28 Şubat özrü diyenler oldu. Ben bir yönüyle normal bir yönüyle anormel buluyorum. Genelkurmay Başkanlığı`nın bir açıklama yapmasına gerek yok, nasıl Devlet Su İşleri veya Emniyet Genel Müdürlüğü başsağılı yayınlamıyorsa Genelkurmay Başkanlığı`nın da mesaj yayınlamasına gerek yok. Ecevit öldükten sonra böyle bir mesaj yer almamıştı internet sitesinde. Gerçi Ecevit`in cenaze törenine TSK tam kadro katılmıştı neredeyse.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ERBAKAN HİÇ TINMIYOR&lt;br /&gt;Zamanında bir 28 Şubat kitabı üzerinde çok çalıştım, tembelliğime verin, hatta bazı yerlerde yazıldı çizildi tuttuğum notlar. Hikaye şu, 1996 yılının aralık ayında Genelkurmay dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e bir brifing veriyor. Demirel karargaha gidiyor. Daha ne Sincan olayı ne de başka bir şey var. Brifingde iç tehdite ağırlık veriliyor ve irtica ilk sırada. İrtica ile bir takım şeyler sıralıyor asker Demirel`e. Demirel mühendis kafasıyla düşünen bir insan, hemen üç tane somut madde not alıyor. Diyor ki, `Ben bu üç maddeyi not aldım, sizin ilave etmek istediğiniz başka bir şey var mı?` Askerler bakıyor ve `Hayır yok` diyorlar. Üç somut şikayet gayet enti püften şeyler, bir tanesini söyleyeyim. Zamanında Abdurrahman Dilipak bir kitap yazmıştı, yanlış hatırlamıyorsam 312. maddeden yargılandı kitapla ilgili. Aynı kitaptan alıntı yaparak o zaman çalıştığı Aktüel dergisinde haber yapan Sefa Kaplan (Bugün Hürriyet`te çalışıyor) hakkında da dava açıldı. Sefa Kaplan hapis cezası aldı bu davadan, Abdurrahman Dilipak beraat etti. Kitabı yazan beraat etti, alıntı yapan mahkum edildi. Hatta Sefa Kaplan birkaç yıl İngiltere`ye kaçtı, üç dört yıl sürgünde yaşadı. Meğerse Dilipak`ı beraat ettiren hakim sürgün edilmiş, `Niye beraat ettirdin?` diye.  Bu aynı zamanda yargı bağımsızlığımız hakkında bir fikir versin. Sonra Refah-Yol hükümeti kurulduktan sonra dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan bu hakimi pasif görevden Bursa`ya mı başka bir yere mi atanmış. Vay bu hakim nasıl atanır? Sanki bir hakimin atanması yüzünden memlekette darbe yapılacak. Diğer iki madde de buna benzer hafif şeyler. Demirel bu notları mektup olarak Erbakan`a yazıyor ancak Erbakan hiç tınmıyor, cevap bile vermiyor. Belki üzerine düşse sonra yaşanacakların önüne geçecek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;TSK, HÜKÜMETİ DÜŞÜRMEK İÇİN İNTERNET SİTELERİ KURDU&lt;br /&gt;27 Nisan`da gece yarısı bir muhtıra yayınlanıyor ve `Sizi deviririz` deniliyor hükümete, bu algılamamız. Bir de o muhtıranın dayanakları var, neye dayanıyorsun kardeşim, nedir yani? İrtica nasıl gelecek, cumhuriyet nasıl yıkılacak, Atatürk Cumhuriyeti elden nasıl gidecek? İşte Malatya`da küçük çocuklar ilahi okumuş, bilmem nerde bilmem ne olmuş. Buna benzer bir takım şeyler öne sürülüyor. Kendi hükümetini düşürmek için internet siteleri kuran bir Genelkurmay Başkanlığı var. Ve o internet sitelerindeki yalan haberler AK Parti`ye açılan kapatma davasının iddianamesinde delil klasörlerine kondu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SUBAYLAR OTURUP YALAN HABER YAZMIŞ&lt;br /&gt;İnternet andıcını hatırlayanlar vardır, Taraf gazetesi ortaya çıkardı. Herkes yalanlanmasını bekliyordu, çünkü doğru olamayacak bir şeydi bu. Genelkurmay diyor ki `Evet böyle bir şey var ve biz bunu Başbakanlık`tan aldığımız emir gereğince yapıyoruz.` Başbakanlık köpürdü, arşivler arandı tarandı ve 2000 yılında dönemin Başbakanı Ecevit daha genel bir talimat vermiş, Genelkurmay da oturmuş dezenformasyon amaçlı web siteleri kurmuş. Türkçe siteler bunlar, başka dilden değil ve muhatabı da Türk insanı. Amacı dezenformasyon yapmak. En aktiflerinden biri www.irtica.org adresiydi. Bizim ülke savunmasına katkıda bulunsun diye maaş ödediğimiz subaylar, kurmaylar oturmuşlar işleri güçleri yok, bunlara yalan haber yazmışlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;MİT`İN ELİNE GEÇEN BELGE&lt;br /&gt;Bir gün MİT`in eline bir belge geçiyor, Genelkurmay  istihbarata ait. Bu belgede MİT Müsteşarı vatana ihanet etmekle suçlanıyor uzun uzun. Çünkü o sırada MİT Müsteşarı o sırada Kuzey Irak`a geçip Barzani ve Talabani`yle falan görüşüyor, henüz PKK ile bir görüşmesi yok. MİT Müsteşarı Emre Taner bunu canı öyle istediği için, kendi kendine bir dış politika belirlediği için yapmıyor. MGK`da alınan karar üzerine Kuzey Irak adımlarını atıyor. Devletin kendinden içre bir başka devlet daha var demek ki, Genelkurmay istihbaratta. Bu belgeyi eline geçince MİT Müsteşarı Emre Taner, Genelkurmay`a gidiyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt`ın önüne belgeyi koyup `Paşam bu nedir?` diyor. Büyükanıt mahçup oluyor, diyor ki, `Temin ederim olmaz böyle bir şey, gerekeni yapacağım.` İstihbarat biriminde operasyon yapılıyor, kadro dağıtılıyor. Fakat birkaç ay sonra yeniden benzer bir belge MİT`in eline geçiyor, Taner yeniden Genelkurmay Başkanı`na gidiyor. Genelkurmay Başkanı`nın bile engelleyemediği bir mekanizma var orada.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ERDOĞAN KENDİ GÜCÜNÜ KULLANMADI&lt;br /&gt;Türkiye`de bu tür olaylar olurken Başbakan Erdoğan hiçbir zaman kendi soruşturma gücünü kullanmadı. Yukarıda verdiğim örneğe bakalım, internet andıcı meselesi. Dünyada hiçbir demokratik devlette böyle bir şey olamaz. Başbakanlık bu konuda hiçbir soruşturma yapmadı. Başbakanlık Teftiş Kurulu gibi bir organ var, devlet içindeki en yüksek soruşturma kuruludur bu. Turgut Özal zamanında yaratıldı, Genelkurmay`a da girer MİT`e de girer. Müfettişi sorgu hakimi yetkisiyle istediği her yerde soruşturma yapar. İstanbul`daki savcılar şimdi bir şeyleri soruşturuyorlar ancak bu savcılar Başbakanlık Teftiş Kurulu`nun ulaşabileceği kolaylıktan yoksun.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;GÜL 2004`TE BANA `SARIKIZ` DEMİŞTİ, ANLAMAMIŞTIM&lt;br /&gt;27 Nisan`da hükümetin orduya karşı durmasını, cevap vermesini önemsiyorum ancak aynı hükümet kendi canına kasteden, bekasına kasteden, darbe yapmayı planlayan insanlara karşı bir soruşturma gücünü harekete geçirmeliydi. Ergenekon`un birinci iddianamesini okursanız savcılar başında güzel bir özet yapmış. Şuna inanmamız bekleniyor, Ümraniye`de el bombaları bulunuyor ve oradan hareketle zincirleme şu anki tabloya ulaşıldığı belirtiliyor. Ancak buna ihtiyaç yok. Abdullah Gül`le 2004`te yaptığımız bir sohbette, o zaman Dışişleri Bakanı`ydı, bana `Sarıkız` kelimesini söyledi. Ben hiçbir şey anlamadım. Yıllar geçmesi gerekti Sarıkız`ın ne demek olduğunu anlamam için. Nokta dergisi 2007 yılında yayınlayınca darbe planlarını, `Aaa` dedik, `Meğer Sarıkız oymuş.`&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ERBAKAN HEM DİRENDİ HEM DİRENMEDİ&lt;br /&gt;28 Şubat`ta Erbakan hem direndi hem direnmedi. 28 Şubat`tan hemen sonraki Bakanlar Kurulu toplantısında Erbakan bakanlara MGK toplantısını anlatıyor ve savunuyor MGK`da alınan kararları. `Hükümetimize karşı yayınlanmadı, biz de katılıyoruz alınan kararlara` mealinde şeyler söylüyor. MGK kararlarını imzalamadım dedi ancak ilk kez o belge yayınlandı, imzaladığı görülüyor. `Ben onun son sayfasını imzaladım` gibi şeyler söyledi daha sonra.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ÇETİN DOĞAN `SİLAHLA DEĞİŞTİRİRİZ` DEDİ&lt;br /&gt;28 Şubat`tan üç buçuk ay sonra hükümet değişti, o kadar da sürdü. DYP`de istifalar oldu, brifingler gerçekleşti, korkutmacalar oldu, `Darbe yaparız, geliyoruz ha` dediler. 10 Haziran 1997 günü verilen bir brifingde `Gerekirse bu hükümeti silahla değiştiririz` diye bir laf çıktı Genelkurmay`ın ağzından. Bunu söyleyen de yanlış hatırlamıyorsam o zamanin Harekat Başkanı Korgeneral Çetin Doğan`dı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ÖZKASNAK NEŞELİ BİR SESLE `GÖRDÜNÜZ MÜ?` DEDİ&lt;br /&gt;1 Mart sabahı ne olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz ve ben de Genelkurmay Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak`ı aradım. Biraz geç de olsa döndü bana ve çok keyifli bir sesle şöyle dedi: `Gördünüz mü İsmet Bey 21. yüzyılın ordusu yaptı mı nasıl yapıyor? Eski usül darbe filan kalmadı artık, biz post-modern dönemin ordusuyuz.` Post-modern darbe lafının kaynağı odur. Dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir`in de bazı gazetecilere `Yaptığımız post-modern darbedir` diye konuştuğunu biliyoruz. Müellifi onlar, bizler değiliz yani.`&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3643023509762047773?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3643023509762047773/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/03/bu-hukumeti-silahla-degistiririz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3643023509762047773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3643023509762047773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2011/03/bu-hukumeti-silahla-degistiririz.html' title='Bu hükümeti silahla değiştiririz!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-7829402122480164214</id><published>2010-12-15T09:29:00.000-08:00</published><updated>2010-12-15T09:32:08.390-08:00</updated><title type='text'>Sizden de 3-4 bakanı asarlar !</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TQj7krL3PBI/AAAAAAAAImo/sjpa90rxHBs/s1600/image002.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 147px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TQj7krL3PBI/AAAAAAAAImo/sjpa90rxHBs/s200/image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550963148220480530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül öncesinde askerlerin darbe yapacağını anlayan dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in asılma korkusu yaşadığı ortaya çıktı. &lt;br /&gt;12 Eylül öncesinde askerlerin darbe yapacağını anlayan dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in asılma korkusu yaşadığı ortaya çıktı. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e en yakın isimlerden Esat Kıratlıoğlu ile dönemin İçişleri Bakanı Orhan Eren, 12 Eylül öncesinde askerlerin darbe yapmaya çok hevesli olduğunu ve her şeyin çok önceden tertiplendiğini belirterek, sıkı yönetimin anarşi ve terörü sona erdirmek yerine adeta körüklediğini söyledi.&lt;br /&gt;Kıratlıoğlu ve Eren, Demirel'in darbe öncesinde asılma korkusu yaşadığını ve ihtilali öngördüğünü belirterek, kendilerine “Masalarınızı temizleyin, sizi sıkıntıya sokabilecek bakanlık tasarruflarınız var ise fotokopilerini evinize götürün” dediğini söyledi.&lt;br /&gt;Demirel'in sağ kolu olarak bilinen ve 15 günde bir ziyaretine giden dönemin Enerji Bakanı Esat Kıratlıoğlu, 12 Eylül darbesi öncesinde Demirel'in Kenan Evren'e “Terör ve anarşiyi durdurmak için ne istiyorsanız verelim. Paraysa para, kanunsa kanun, araçsa araç, ne istiyorsanız verelim yeter ki şu kanı durdurun” dediğini ancak Evren ve diğer komutanların bu konuda hiç bir şey yapmadığını söyledi.&lt;br /&gt;ÇOK ÇARPICI AÇIKLAMALAR&lt;br /&gt;9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in eski bakanlarından Esat Kıratlıoğlu ve Orhan Eren Yeni Akit'e 12 Eylül darbesi öncesinde dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile Başbakan Süleyman Demirel arasındaki münasebetlere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. İhtilal öncesinde kurulan Sıkı Yönetim Koordinasyon Kurulu'nda Başbakan Demirel ile birlikte beş bakan, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanları ile sıkıyönetim komutanlarının bulunduğunu belirten Kıratlıoğlu, kanın durması için hükümetin elinden geleni yaptığını ancak askerlerin bu duruma kayıtsız kaldığını belirtti.&lt;br /&gt;EVREN: BEKLE ONUN DA ZAMANI GELECEK&lt;br /&gt;Ekonomiyi üç dört ay içerisinde düzelttiklerini ancak terör olaylarında istenilen başarının elde edilemediğini söyleyen Kıratloğlu, “Demirel askerlere ‘Bu konuları halledecek güç sıkı yönetimdir. Bunun da başında siz varsınız ama bana karşı sorumlusunuz' dedi. Ancak askerler ‘Biz elimizden geleni yapıyoruz' diyordu. Hatta kanın durması bir yana her gün daha fazla kan akıyordu. Şunu da söyleyeyim: O dönemde Urfa Milletvekili Necmettin Cevheri de Genelkurmay Başkanı Kenan Evren de Urfa'dadır. Sıkıyönetim Komutanı Evren'e şöyle diyor: ‘Komutanım buradan sürekli göç oluyor, bu kanı durdurun' diyor. Genelkurmay Başkanı Evren de, ‘Bekle onun da zamanı gelecektir' diyor.”&lt;br /&gt;İŞ ÇIĞIRINDAN ÇIKSIN ONDAN SONRA İHTİLAL YAPACAĞIZ&lt;br /&gt;1981 yılının Temmuz ayında Milliyet Gazetesi'nin yayın yönetmeni Yener Süsoy, İkinci Ordu Komutanı ve Sıkıyönetim Komutanı ile yaptığı röportajda kendisine “Paşam ihtilal yapmaya ne zaman karar verdiniz” diye sorduğunu kaydeden Kıratlıoğlu, “Paşa da ‘Bir yıl evvel' diyor. ‘Peki niye yapmadınız o zaman' diye sorduğunda Paşa da, ‘Arkadaşlar bu iş olgunlaşsın, vatandaş tasvip eder hale gelsin, ondan sonra yapalım dediler' diyor. Yani işin çığırından çıkması beklenmiş. Bu işi engelleme durumundaki sıkıyönetim işin üstesinden gelme bir tarafa, bu durumu teşvik etmesi gerekir ki bu çığırından çıksın” dedi.&lt;br /&gt;YILBAŞI ZEHİR OLMASIN DİYE AÇIKLAMADI&lt;br /&gt;12 Kasım 1979'da hükümete başladıklarını ve yılbaşından 10 gün önce Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının Cumhurbaşkanı'na sıkı yönetimi suçlar mahiyette bir mektup verdiğini söyleyen Kıratlıoğlu, “Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, yılbaşı millete zehir olmasın diye bu mektubu açıklamıyor ve yılbaşından bir gün sonraya bırakıyor. O zaman bu mektup açıklandığı zaman, hükümet olarak toplandık. Demirel dedi ki, ‘Arkadaşlar bunlar ihtilal yapacaklar. Bizim bu ihtilal yapma hareketi içerisinde ya istifa edip çekileceğiz, ya da her şeyi göze alıp devam edeceğiz' dedi” şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;DEMİREL: BENİ ASACAKLAR&lt;br /&gt;Generalleri emekliye sevk edememelerinin sebebinin Cumhurbaşkanı'nın imza atmaya gönüllü olmamasından kaynaklandığını söyleyen Kıratlıoğlu, “Generallerin emekliye sevk edilmesi için Cumhurbaşkanı'nı yokladık ama Cumhurbaşkanı ‘Benim görevim Mart'ta bitiyor' gerekçesiyle imza atmak istemeyeceğini söylüyor. O şartlar altında bunları emekliye sevk etmeye kalkarsak, Cumhurbaşkanı imza atmazsa düşünün o zaman nasıl bir durum ortaya çıkar. Yani bunları emekli edemiyoruz. Devam etmek için de şartlar müsait değil. İstifa ettiğimiz takdirde, Demirel'in ifadesiyle, yeni bir hükümet mümkün değildir. Bir kaos meydana gelecektir. Bunun için ikinci şık var. Devam edeceğiz. ‘Nereye kadar giderse gitsin bu komutanlar ihtilal yapacaklar.' Bunu Demirel söylüyor. ‘Bir ihtilal olacak beni asarlar ama sizden de 3-4 bakanı asarlar' diyerek, ‘devam edip etmeme konusunda karar verin' dedi. Biz ‘devam edelim' diye karar aldık” dedi.&lt;br /&gt;HER 10 DAKİKADA KIZILAY'DA BOMBA PATLATILIYORDU&lt;br /&gt;Komutanların ihtilali göze aldığını kaydeden Kıratlıoğlu, Korutürk'ün görev süresi sonrasında generalleri neden emekliye sevk edemediklerine dair sorumuza ise, “Mart'tan sonra Cumhurbaşkanı seçilemedi. İhsan Sabri Çağlayangil Cumhurbaşkanlığı'na vekalet etti. Cumhurbaşkanı vekili olarak komutanların emekliliğini imza etmenin neticesinde bu adamlar, bunu kabul etmeyecekler ve o zaman ihtilal yapacaklardı. Hükümetin eli kolu bağlıydı. Şimdi o günleri düşündüğümde aklıma geliyor. Biz 11 Eylül'de kabine toplantımızı yapıyorduk. Kızılay'dan her 10 dakikada bir bomba sesi geliyordu. Bunu İçişleri Bakanı Orhan Eren'e sorduk. O da ‘teröristlerin attığı bombaları askerler patlatıyor' diye ifade etti”&lt;br /&gt;GENELKURMAY BAŞBAKANMIŞ GİBİ &lt;br /&gt;Kıratlıoğlu, Demirel'in o dönemde askerlere karşı yeterince ses çıkarmadığına dair eleştirilere ise, “Demirel Genelkurmay Başkanı Cemal Tural'ı görevden aldı. Tural, hükümete karşı başkaldırı hareketlerini tertipliyordu. O zaman, bir başbakan gibi devlet dairelerini kontrol ediyordu. Mesela gidip Ziraat Bankası'nı Tarım Bakanlığı'nı kontrol ediyordu. Demirel de onu görevden aldı ve Askeri Şura'ya gönderdi. Yani emekli etmekten daha kötü etti. Yerine ise Memduh Tağmaç'ı atadı” dedi.&lt;br /&gt;EN KÖTÜ SİVİL İRADE EN ESASLI ASKERİ DARBEDEN İYİDİR&lt;br /&gt;Şu anki askerin durumu ile o dönemdeki askerin durumunun farklı olduğunu belirten Kıratlıoğlu, “O zamanlar vatandaş asker bir hareket yapsın diye Kızılay'ı dolduruyordu. Şimdi ise askeri darbelerin Türkiye'yi geriye götürdüğü, bir netice alamadığı görüldü. Vatandaş bunu zamanla anladı. Bugün ihtilali tasvip eden üç beş kişiden başka kimse yok. Bizim zamanımızda ihtilaller bir gelenek olmuştu. O zamandan bu zamana kadar vatandaş çok değişti. Türkiye'de en kötü bir sivil yönetim bile en esaslı bir askeri müdahaleden daha iyidir” şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;EREN: MENDERES'İ ASMALARINDAN ETKİLENDİK&lt;br /&gt;Yeni Akit'in görüştüğü Demirel'in İçişleri Bakanı Orhan Eren de çarpıcı açıklamalarda bulundu. 1960 darbesi ve 71 muhtırasının kendileri üzerinde büyük bir etki ettiğini kaydeden Eren, “Demirel'den önceki Başbakan'ı astılar. Bizden evvelki parlamentoyu götürüp hapis ettiler, işkence ettiler. Onun bizlerin üzerinde etkisinin olmadığını düşünmek mümkün değil. Şimdi asker öyle bir anayasa yapmış. Mesela protokolde bakanların önünde askerler vardı. Protokolde iken benim önümde Kenan Evren vardı. Öyle bir uygulama geliyor ki bakanların ve siyasetçilerin değeri yoktu” dedi.&lt;br /&gt;‘ASKER GELSİN DARBE YAPSIN' AFİŞLERİ&lt;br /&gt;Askerlerin ihtilal yapmaya çok hevesli olduğunu ifade eden Eren, “Bir başka konuda vatandaşların bir kısmı tankların üzerine çıkarak bayraklar sallamaya başlıyordu. Bu birkaç defa böyle devam etti. Yani biz askere özet olarak ‘Biz padişah değiliz, diktatör değiliz, azınlık hükümetiyiz üstelik doğru dürüst hükümet bile değiliz' dedik. ‘Eşkıya ile mücadele edin zamana bırakmayalım' dedik. Ben askerle birlikte Güneydoğu'ya ziyaret yaptım. Değerlendirmemizi halkla paylaştık. Askerlerde yanımızdaydı. Ama bize söylenen ihtilali gerçekleştirmekten başka iş kalmamış. Yani ihtilal için zamanı ayarlamışlar. Olgunlaşmasını bekliyorlar. Bazı şeylerin olgunlaşmasını bekliyorlar. Hatta 12 Eylül'de 1980'de Ankara'nın Atatürk Bulvarı'ndan Yenimahalle'ye kadar pankartlarla ‘Bu memleket idare edilemez hale geldi. Asker gelsin yönetime el koysun' fikri aşılandı” dedi.&lt;br /&gt;DEMİREL ‘MASALARINIZI TEMİZLEYİN' TALİMATI VERMİŞ&lt;br /&gt;İhtilale doğru giden Türkiye'nin İçişleri Bakanı olarak neler hissettiğine dair sorumuza Eren, “Ben o gün emniyet toplantısı yaptım. Benimle birlikte Bülent Paşa diye birisi vardı. Onlarla beraber orgeneral vardı yanımda. O toplantı neticesinde yapılan açıklamayı televizyonlarda izlerken ihtilalin hazırlıkları yapılmış. Polisleri alıp 4. Kolordu'ya götürmüşler. O operasyonu bize yaptılar. Bakanlar kurulu toplantısı yapıyorduk. Zannedersem 15 gün önceydi. Sayın Demirel, ‘Masalarınızı temizleyin. Bazı dilekler, istekler olabilir. Sizi sıkıntıya sokabilecek bakanlık tasarruflarınız var ise fotokopilerini evinize götürün' demişti. Bunların tembihini yapmıştı. Bunları boşuna mı konuştu. Bunları biz bekliyorduk ama ihtilalden birkaç gün evvel Süleyman Bey Ecevit'le birlikte hükümet olalım diyordu. Azınlık hükümetini bırakın koalisyon düşünüyorduk. Biz ekonomiye çare bulabiliyoruz. Anarşiye çare bulamıyoruz. Büyük çapta sıkıntı vardı. Bu sıkıntıyı aşmak o kadar kolay değildi. Süleyman Bey bana ‘Eğer çekilirsek ihtilale bir gerekçe daha vermiş olacağız' dedi.”&lt;br /&gt;ANARŞİSTLERİN KALEŞNİKOFLARI VARDI AMA POLİSİN SİLAHI YOKTU&lt;br /&gt;İhtilale doğru giderken yaşanan atmosferi de anlatan Eren, o dönemde polisin elinde zırhlı araç bile olmadığını belirterek, “Anarşistlerin elinde kaleşnikoflar vardı. Ciddi bir çarpışma yoktu bizim zamanımızda. Silah alınması için askerin müsaade etmesi lazımdı. Anarşi deyince sıkıyönetim kanunu vardı. Sıkıyönetimde polisin yetkileri askere devredilir. Turhan Fevzioğlu'na Başbakanlık teklif ettiler. Biz kendi işimizi yapıyorduk. Menderes döneminde generaller, Deniz Kuvvetleri'nde önemli komutanlar vardı. Hatta onlardan bazıları bile Yassıada'ya götürüldüler. Yani bu emsal olmaz” ifadelerini kullandı.&lt;br /&gt;BİR 12 EYLÜL DAHA YAŞANIR MI?&lt;br /&gt;12 Eylül öncesinde ve sonrasında yaşananların bugün de olup olmayacağına dair sorumuza Eren, “Bütün her şey bir kıvılcım ile başlar. Menderes döneminde talebe hareketleri ile başlamıştı. Bizim zamanımızda 68 kuşağı 1971 muhtırasını getirmiştir. Nihat Erim başbakan yapılmıştır” şeklinde cevap verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 14-12-2010 / Yener Dönmez - Yeni Akit&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-7829402122480164214?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/7829402122480164214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/12/sizden-de-3-4-bakan-asarlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/7829402122480164214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/7829402122480164214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/12/sizden-de-3-4-bakan-asarlar.html' title='Sizden de 3-4 bakanı asarlar !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TQj7krL3PBI/AAAAAAAAImo/sjpa90rxHBs/s72-c/image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5213831046682332656</id><published>2010-12-04T13:19:00.000-08:00</published><updated>2010-12-04T13:23:25.711-08:00</updated><title type='text'>OZEL HASTANE UCRETLERİ HAKKINDA BİLGİLENDİRME :</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TPqxMLeejbI/AAAAAAAAImQ/8GLXo7WZBpE/s1600/75324819.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 160px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TPqxMLeejbI/AAAAAAAAImQ/8GLXo7WZBpE/s200/75324819.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5546940713857355186" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;BENİM GİBİ BİRÇOK İNSANIN BUNU BİLDİĞİNİ SANMIYORUM,&lt;br /&gt;DEVLET VATANDAŞINI NEDEN BİLGİLENDİRMEZ ANLAŞILIR GİBİ DEĞİL !!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZEL HASTANE ÜCRETLERİ HAKKINDA BİLGİ&lt;br /&gt;Tekrar tekrar gönderin, çok önemli...İhtiyacınızın olmaması dileğiyle.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZEL HASTANELERE KİMLER PARA VERMEMELİDİR? &lt;br /&gt;Önemli olan yerleri kırmızı renk ile vurguladım.  &lt;br /&gt;_____________________________________________ &lt;br /&gt;Buradan; öncelikle kanser hastalarını uyarıyorum: &lt;br /&gt;Sakın ola ki bundan sonra gittiğiniz özel hastanelerde muayene parası, kan tahlili parası, film parası gibi adlar altında para vermeyin. &lt;br /&gt;Çünkü bu tahliller, filmler, doktor muayenelerinin tümü bedavadır. &lt;br /&gt;Tekrar ediyorum: Bedava tedavi sadece devlet hastaneleri için geçerli değildir. Özel sağlık kuruluşları da artık para alamazlar.&lt;br /&gt;Bizzat yaşadığım bir olayı anlatayım: Bir okurum arayarak dedi ki: 'Eşim meme kanseri tedavisi görüyor. &lt;br /&gt;İstanbul'daki ..isimli hastaneye kontrole götürdük.. Çünkü; onkoloğu (kanser doktoru) orada çalışmaya başlamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada onkologa muayene oldu ve doktorunun istediği kan tahlillerini bu hastanede yaptırdı: Filmler de orada çakildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastane bizden üçte bir oranında dediği 760 YTL para aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki televizyonlarda yer alan hab erlerde kanser tedavisinin artık özel hastanelerde de bedava olduğu duyurulmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda bize yardımcı olur musunuz?' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAĞLIK BAKANLIĞI'NA TEŞEKKÜRLER &lt;br /&gt;Bu şikayeti doğrudan doğruya Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ'a ilettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Bakan; hem şaşırdı, hem de üzüldü. Dedi ki: 'Rıza Bey; 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren hiçbir özel hastane, artık kanser tedavisi gören hastalardan para alamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyu Başbakanımız özellikle takip ediyor ve çok hassas. Sözünü ettiğiniz hasta, faturaları bize yollasın. Ben hemen emir veriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hastane hakkında soruşturma açtıracağım ve alınan paraları da hasta sahibine geri verdireceğim.' &lt;br /&gt;Gerçekten de iki gün içinde o ünlü hastane; hastadan aldığı parayı iade etmek zorunda kaldı. &lt;br /&gt;Hastaların veya hasta yakınlarının şunu da bilmesi gerekiyor. Bu hastalıkların muayenesi de bedavadır. &lt;br /&gt;Yani; hastalar, doktor ücreti de ödemeyecektir. &lt;br /&gt;Yukarıda dile getirdiğim şikayette; onkolog (kanser doktoru) tarafından yapılan muayene; hastane tarafından 'diyabet muayenesi' gibi gösterilerek 350 YTL alınmıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastane; bu parayı da geri vermek zorunda kaldı. Sanıyorum ki artık İl Sağlık Müdürlükleri hastaneleri daha ciddi biçimde kontrol edeceklerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü özel hastaneler; Bakanlığın aldığı son bedava tedavi kararının kendilerine gelmediğini ileri sürerek hastaları soymaya devam ediyorlar. &lt;br /&gt;Buradan Sağlık Bakanı Akdağ'a hastalar adına teşekkür ediyorum. Çünkü; özel hastaneleri daha sıkı kontrol ettireceği sözünü de vermiştir. &lt;br /&gt;HANGİ HASTALIKLAR BEDAVA TEDAVİ EDİLİYOR &lt;br /&gt;Sadece kanser hastaları değil; vatanda şın altından kalkamayacağı kadar masraflı olan diğer tedaviler de artüık ücretsiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücretsiz tedavi konusunda Sağlık Bakanlığı'ndan bize verilen bilgi şöyle: &lt;br /&gt;Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa istinaden çıkarılan ve 1 /Ekim/ 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren en önemli hükümlerden birisi de genel sağlık sigortalısı hastalardan acil ve ciddi sağlık tehtidinin bulunduğu durumlar için sosyal güvenlik kurumu ile sözleşmeli özel sağlık hizmet sunucuları tarafından ilave ücret talep edilmemesidir. Bu durum acil haller için sosyal güvelik kurumuyla sözleşme yapmamış özel sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Zaten kamu hastanelerince eskiden olduğu gibi herhangi bir ilave ücret alınmamaktadır. 1/Ekim/2008 tarihinden önce özel sağlık hizmet sunucuları diledikleri kadar ilave ücret alabilmekteydiler. Aşağıda yer alan liste ilave ücret alınamayacak ciddi sağlık tehditlerinin bulunduğu duru mlardır.&lt;br /&gt;1) Acil servislerde sunulan sağlık hizmetleri ile acil haller nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri, &lt;br /&gt;2) Yoğun bakım hizmetleri, &lt;br /&gt;3) Yanık tedavisi hizmetleri, &lt;br /&gt;4) Kanser tedavisi (radyoterapi, kemoterapi, radyo izotop tedavileri), &lt;br /&gt;5) Yenidoğana verilen sağlık hizmetleri, &lt;br /&gt;6) Organ, doku ve hücre nakilleri, &lt;br /&gt;7) Doğumsal anomaliler için yapılan cerrahi işlemlere yönelik sağlık hizmetleri, &lt;br /&gt;8) Diyaliz tedavileri, &lt;br /&gt;9) Kardiyovasküler cerrahi işlemleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE YAPACAKSINIZ? &lt;br /&gt;Görüldüğü gibi acil servislerde, yoğun bakımda, yanık tedavisinde; kanser tedavisinde, yenidoğanda verilen doğum hizmetlerinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve doğum anomalilerindeki cerrahi işlemlerde, organ ve doku nakillerinde, diyalizde ve kardiyovasküler cerrahi uygulamalarında vatandaş artık özel hastanelere fark vermeyecektir. &lt;br /&gt;Eğer sizden bu hastalıkların teşhisi ve tedavisi için pa ra alınmış ise; makbuzunuzla birlikte şikayetçi olacaksınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikayetinizi de bir dilekçe ile Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü'ne yapacaksınız. &lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı diyor ki: 'Sağlık Uygulama Tebliğdeki hükme rağmen ilave ücret alınması durumunda &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Güvenklik Kurumu'nca özel sağlık kuruluşuna sözleşme iptali ve para cezaları uygulanacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleşmeye aykırı durumun tespiti açısından, vatandaşımız kendi adına sosyal güvenlik kurumunca &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özel sağlık kuruşuşlarına ödenen bedellerin dışında her ne ad altında olursa olsun kendi cebinden bir ödeme yapması durumunda, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ödeme için faturasını detayları ile talep etmelidir. Ayrıca sözleşmeye aykırı durumların tespiti açısından &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyal Güvenlik Kurumunca gerekli denetimler kuşkusuz sürekli yapılacaktır.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurlarıma tavsiyem şudur: Bu yazıyı lütfen, bu tür hastası olan insanlara iletin ki &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı açıkgöz hastane işleticilerinin haksız kazançları önlenebilsin... &lt;br /&gt;İhtiyaç olmaması dileğiyle,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5213831046682332656?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5213831046682332656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/12/ozel-hastane-ucretleri-hakkinda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5213831046682332656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5213831046682332656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/12/ozel-hastane-ucretleri-hakkinda.html' title='OZEL HASTANE UCRETLERİ HAKKINDA BİLGİLENDİRME :'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TPqxMLeejbI/AAAAAAAAImQ/8GLXo7WZBpE/s72-c/75324819.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2594141949202694462</id><published>2010-11-27T05:31:00.000-08:00</published><updated>2010-11-27T05:33:29.041-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ALİ ÜNAL'/><title type='text'>Kemalist aydının hurafeciliği...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TPEInkVcJAI/AAAAAAAAImI/Ux5_7GO5kG8/s1600/aliunal.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 94px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TPEInkVcJAI/AAAAAAAAImI/Ux5_7GO5kG8/s200/aliunal.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5544222092131312642" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğruya ve sahih dine inanmayan, hurafelere inanır; fanteziler ve kurgulamalarla meşgul olur. Kemalist-ulusalcı aydın, bu sahada insanlık tarihinde birinciliğe oynayabilir. Bunların hurafelerinden en önde geleni de, 1923-38 arası Türkiye'de ekonomik mucize yaşandığı, yurdun demir ağlarla örüldüğü, eğitimin "10 yılda 10 milyon genç yaratacak" ölçüde şaha kalktığı, yolsuzluğun görülmediğidir. Oysa:&lt;br /&gt;1856-1922 yılları arasında 8619 km demiryolu yapılmış. 1876'da 1538 km olan demiryolu ağımıza II. Abdülhamid döneminde 4982 km yeni yol eklenerek, % 324'lük bir artış kaydedilmiş. 1923-50 döneminde ise sınırlarımız içindeki 4086 km.lik demiryollarımıza sadece 3578 km ilâve edilerek, % 87,5'lik bir artış başarılabilmiş. Ya karayolları?&lt;br /&gt;Kemalist aydın, hurafeleri uğruna gerçekleri çarpıtmakta da ustadır. Meselâ, Mustafa Kemal'in maaşı konusunda sadece o günkü rakamı (ortalama 13.000 TL) verir, ama onun bugünkü değerinden söz etmez. M. Kemal'in maaşının altın üzerinden 2006 yılındaki karşılığı 620.000 liradır. 2006 yılında Cumhurbaşkanı'nın maaşı ise 14.000 liraydı. Yani, ilk Cumhurbaşkanı, 2006'daki Cumhurbaşkanı'ndan altın üzerinden 24, TL üzerinden 44 kat fazla maaş almaktaydı. O dönemde Türkiye'nin şimdikinden en az 15 kat daha fakir olduğu hesaba katıldığında, ilk Cumhurbaşkanı, 2006 yılı itibariyle Cumhurbaşkanı'ndan reel olarak en az 350 kat fazla maaş alıyordu. Ve İsmail Cem'in Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi'nde M. Kemal'in servetinin dökümü, 4 sayfa tutmaktadır. Bu servet gibi, İş Bankası ve CHP servetinin de ana kaynağı, Abbas Hilmi Paşa'nın verdiğinin dışında, Hint Müslümanlarının Kurtuluş Savaşımız için gönderdiği 500.000 lira idi (bugün için 20 milyon dolar civarında).&lt;br /&gt;Şeflik dönemleri ekonomik mucizesi için 3 net göstergemiz var: Köylü nüfusun şehirli nüfusa oranı, 1923-38 arası hiç değişmemiştir. M. Kemal'in has adamlarından A. Hamdi Başar, 1930'da şöyle demektedir: "Köylü, sırtına giyecek ve boğazına sokacak bir şey bulamıyor. Memleketi kalkınmaya götürebilecek bir manivela ise henüz keşfedilmedi." Hürriyet gazetesinin yıllar önce yazdığına göre, Türkiye ekonomisi, 1927'de % 12,8; 1932'de % 10,6; 1935'te % 3; 1940'ta % 5; 1941'de % 10,3; 1943'te % 9,8; 1944'te % 5,1; 1945'te % 15,3; 1949'da % 5,5 küçülmüştür.&lt;br /&gt;Eğitime gelince: 1895 yılında Türkiye sınırları içinde yaklaşık rakamlarla 25.800 ilkokul, 2 milyon ilkokul yaşında çocuk ve 1 milyon 200 bin öğrenci vardır; okuma oranı, % 60'tır. 1938'de ise 6.700 ilkokul, 2.335.000 ilkokul çağında çocuk ve 765.000 öğrenci vardır; okuma oranı % 33'tür. 1925-38 arasında Türkiye'de sadece 173 yeni ilkokul açılmıştır.&lt;br /&gt;1895'te Türkiye toprakları içinde ortaokul ve lise sayısı 830, ortaöğretim çağındaki nüfus 2 milyon 550 bin, öğrenci sayısı 98.000, okuma oranı % 3,8'dir. 1938'de ise 208 ortaokul ve lise, 3 milyon küsur orta öğretim çağında nüfus, 95 bin küsur öğrenci vardır ve okuma oranı % 3,2'dir. Cumhuriyet, Abdülhamid döneminin eğitim seviyesine ancak 1950'lerde ulaşabilmiştir.&lt;br /&gt;1914'e gelindiğinde tek üniversitemiz, 7 fakültesi ve 4.600 öğrencisi ile İstanbul Üniversitesi idi. 1938'de de yine tek üniversitemiz vardır; fakülte sayısı 8 olup, öğrenci sayısı 5.700 civarındadır.&lt;br /&gt;Kemalist aydın, 1923-38 arasını neden altın çağ olarak görür? Çünkü İslâm, bütünüyle baskı altındadır ve 1934'e gelindiğinde Türkiye'de din eğitimi bitirilmiştir. Bir de, yer yer halk açlıktan ölür, pek çoğu sehpalarda can verir, jandarma dipçiği ve tahsildar baskısı altında inlerken, kaymak tabakasını kripto-ecnebilerin oluşturduğu asker-eşraf-tüccar-bürokrat koalisyonundan oluşan CHP ve Cumhuriyet "seçkin"leri, arsa spekülasyonculuğu, ihtikâr, tefecilik, müteahhitlik, komisyonculuk ve savaş şartları istismarıyla zenginleşmekte, halk çullar-çuvallar içinde iken Kalgurisi'den, Fegara'dan Paris modellerini kapışmakta, kuyruklu ceket, silindir şapka, klak, makferlanlarla balolarda danstan dansa ve kutlamadan kutlamaya koşmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2594141949202694462?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2594141949202694462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/11/kemalist-aydnn-hurafeciligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2594141949202694462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2594141949202694462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/11/kemalist-aydnn-hurafeciligi.html' title='Kemalist aydının hurafeciliği...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TPEInkVcJAI/AAAAAAAAImI/Ux5_7GO5kG8/s72-c/aliunal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3289611012378952529</id><published>2010-10-09T14:09:00.000-07:00</published><updated>2010-10-09T14:14:16.901-07:00</updated><title type='text'>Sessiz Gemi -- Hikayesini Biliyor musunuz ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TLDbIPsvU8I/AAAAAAAAIlY/XPsEHmA8Bwo/s1600/WCA5OU7PCCAE1YGSLCA7Y80ZHCAMEGWWPCAQ3B8YYCA1H13PWCA2VM221CA87TH2SCAB1E0X6CASPJLF8CA4UHJ8WCAI9TBVBCAV670HACAD5LVURCAJMCSGUCAF03DRPCAQKQ1YWCANOWTCCCAPT2QHV.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 142px; height: 141px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TLDbIPsvU8I/AAAAAAAAIlY/XPsEHmA8Bwo/s200/WCA5OU7PCCAE1YGSLCA7Y80ZHCAMEGWWPCAQ3B8YYCA1H13PWCA2VM221CA87TH2SCAB1E0X6CASPJLF8CA4UHJ8WCAI9TBVBCAV670HACAD5LVURCAJMCSGUCAF03DRPCAQKQ1YWCANOWTCCCAPT2QHV.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526157677483217858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nazım Hikmet'in annesiyle Yahya Kemal arasındaki aşkı farkettiği an...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı... İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı...&lt;br /&gt;1900 yılında bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi... &lt;br /&gt;Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı... &lt;br /&gt;1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı...&lt;br /&gt;Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı...&lt;br /&gt;Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu...&lt;br /&gt;O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi...&lt;br /&gt;Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yani Türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o... &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi...&lt;br /&gt;Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi...&lt;br /&gt;Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı...&lt;br /&gt;Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı...&lt;br /&gt;Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın ve Necip Fazıl’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde duyuldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi... &lt;br /&gt;Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı...&lt;br /&gt;Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi:&lt;br /&gt;“Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk... Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim...”&lt;br /&gt;Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ki bu Fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu... &lt;br /&gt;“HOCAM OLARAK GİRDİĞİNİZ BU EVE BABAM OLARAK...”&lt;br /&gt;Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti...&lt;br /&gt;Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı...&lt;br /&gt;Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:&lt;br /&gt;“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz...”&lt;br /&gt;Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu...&lt;br /&gt;Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi...&lt;br /&gt;Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi...&lt;br /&gt;Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti...&lt;br /&gt;Artık evlenmek istiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:&lt;br /&gt;“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum...&lt;br /&gt;Bu kadın yazın adada otururdu...&lt;br /&gt;Ben de orada idim...&lt;br /&gt;Deli divane olmuştum...&lt;br /&gt;Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi... &lt;br /&gt;1916 Sonbaharı’nda yine İstanbul’a iniyordu...&lt;br /&gt;Ben müthiş muzdariptim...&lt;br /&gt;Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar...&lt;br /&gt;O gidinceye kadar Ada dopdolu idi...&lt;br /&gt;Gider gitmez benim için boşalıverirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı...&lt;br /&gt;Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı...&lt;br /&gt;Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu...&lt;br /&gt;Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim...&lt;br /&gt;Gitmeyeceğine yemin etmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor... İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum... &lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;Müthiş bir acıyla yerimden kalktım...&lt;br /&gt;İskeleye doğru gittim... Son vapur çoktan kalkmıştı...&lt;br /&gt;Sert bir lodos esiyordu... Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim...&lt;br /&gt;Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı...&lt;br /&gt;Çok para verince biri ikna oldu...&lt;br /&gt;Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı...&lt;br /&gt;Denizde çalkalanıp duruyorduk... Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı...&lt;br /&gt;Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum...&lt;br /&gt;Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım...&lt;br /&gt;Yoktu...&lt;br /&gt;Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim...&lt;br /&gt;Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım...&lt;br /&gt;Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan ter içinde Bostancı’ya geldim...&lt;br /&gt;Vakit hayli geçti...&lt;br /&gt;Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim...&lt;br /&gt;Aradılar taradılar birini buldular.. &lt;br /&gt;Yine bir sürü para verdim...&lt;br /&gt;Arabayla yola koyuldum...&lt;br /&gt;Kadıköy, oradan Üsküdar... Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?&lt;br /&gt;Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım...&lt;br /&gt;Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım... &lt;br /&gt;Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş... Geldi haber verdi... Sanki dünyalar benim oldu... &lt;br /&gt;Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim...&lt;br /&gt;Sabahleyin, doğru eve çıktım... Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı... Sarmaşdolaş olduk...” &lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu...&lt;br /&gt;Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç Nazım Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde Celile Hanım, Yahya Kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu: &lt;br /&gt;“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim...&lt;br /&gt;Gelmedin mahzun oldum...&lt;br /&gt;Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi...&lt;br /&gt;Çok çok göreceğim geldi...&lt;br /&gt;Beni niye aramadın...&lt;br /&gt;Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi... Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum... Evimiz için çalışıyorum...” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zaman o evlilik olmadı...&lt;br /&gt;Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten... &lt;br /&gt;NAZIM HİKMET’E YARDIM ETMEDİ...&lt;br /&gt;Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden...&lt;br /&gt;Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu...&lt;br /&gt;Sosyalistti...&lt;br /&gt;Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu...&lt;br /&gt;Celile artık yaşlanmıştı...&lt;br /&gt;O güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu...&lt;br /&gt;Oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği...&lt;br /&gt;Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu...&lt;br /&gt;Büyük aşkını gördü...&lt;br /&gt;Ama yanına gitmedi...&lt;br /&gt;Bir zamanlar “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile’ye destek imzasını vermedi...&lt;br /&gt;Hızla uzaklaştı oradan... &lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal’in...&lt;br /&gt;Şöyle yazıyordu:&lt;br /&gt;“Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir... Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim...”&lt;br /&gt;Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e giderken, Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SESSİZ GEMİ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir...&lt;br /&gt;Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi...&lt;br /&gt;Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri...&lt;br /&gt;Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır...&lt;br /&gt;Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu...&lt;br /&gt;Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık demir almak günü gelmişse zamandan...&lt;br /&gt;Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan...&lt;br /&gt;Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol...&lt;br /&gt;Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol...&lt;br /&gt;Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli...&lt;br /&gt;Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli...&lt;br /&gt;Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu...&lt;br /&gt;Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu...&lt;br /&gt;Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler...&lt;br /&gt;Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...&lt;br /&gt;Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden...&lt;br /&gt;Birçok seneler geçti dönen yok seferinden...”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3289611012378952529?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3289611012378952529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/10/sessiz-gemi-hikayesini-biliyor-musunuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3289611012378952529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3289611012378952529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/10/sessiz-gemi-hikayesini-biliyor-musunuz.html' title='Sessiz Gemi -- Hikayesini Biliyor musunuz ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TLDbIPsvU8I/AAAAAAAAIlY/XPsEHmA8Bwo/s72-c/WCA5OU7PCCAE1YGSLCA7Y80ZHCAMEGWWPCAQ3B8YYCA1H13PWCA2VM221CA87TH2SCAB1E0X6CASPJLF8CA4UHJ8WCAI9TBVBCAV670HACAD5LVURCAJMCSGUCAF03DRPCAQKQ1YWCANOWTCCCAPT2QHV.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2702144091896653423</id><published>2010-10-06T02:55:00.000-07:00</published><updated>2010-10-06T02:57:37.538-07:00</updated><title type='text'>İstanbul Çekilmez mi Oluyor  ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TKxIBhaNmZI/AAAAAAAAIkI/svmzH3RNCzA/s1600/46612151584304861665100.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 127px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TKxIBhaNmZI/AAAAAAAAIkI/svmzH3RNCzA/s200/46612151584304861665100.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524870033862138258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"İstanbul büyümüyor, irileşiyor. İri, ipiri bir yerleşim alanı oluyor. Bir yandan Adapazarı yönüne, diğer yandan Edirne ve Tekirdağ yönüne doğru yayılan bir irilik, bu.Bu korkunç irileşmenin altında "insan" eziliyor. İnsanlar karıncalaşıyor. Termitler gibi yaşayan, yollarda koşan, siyah çizgiler oluşturan karıncalar gibi.&lt;br /&gt;Sabahları erken saatlerde yollara savrulan, taşıma araçlarına preslenerek yerleşen ve duraklarda döküle döküle şehrin muhtelif yerlerine savrulan insanlar, giderek "insanlıkları"na yabancılaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yollarda, uzun taşıma araçlarının içinde yan yana, sırt sırta, yüz yüze duran, gûya yakınlaşan insanlar, ruhen birbirlerinden alabildiğine uzaklaşıyor, insana ait sevimli duygulardan, düşüncelerden giderek korkunç kayıplara uğruyorlar.İnsan bu canavarlaşan şehirde hep eksiliyor. İnsanlık eksilirken bir başka taraf artıyor. O artan tarafsa insanlık dışı bir şey, isim verilemeyek kadar garip bir şey oluyor. Hemen hayvan mı, diyecek gibi oluyorsunuz ama değil, hayvanlara haksızlık ederiz, öyle dersek. Ben bir isim bulamıyorum ama hissettiğim şey, hayvan-insan-melek altı veya dışı bir şey oluyor."&lt;br /&gt;Daha konuşacaktı ama öfke ve şaşkınlık dolu bir tıkanmayla sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsan kayboluyor. Bu kaybı önlemenin yolu yok mu?" dedim.&lt;br /&gt;"Mutlaka vardır. Onu da içimdeki kaçış duygusundan öğrenebilirim ama nasıl?" dedi, yine aynı heyecan ve öfke dolu bir sesle konuştu:"Bu şehirde yaşanmaz kardeşim, demeyen insan çok az bulunur. Bunların hepsinin içinde, hayalinde bir başka yer var. Kaçacak bir yer. Bu yer, ya bir dağ başı, ya da bir ormanlıktır. Veya hem dağı, hem ormanı olan küçük bir köy, şirin bir kasabadır.&lt;br /&gt;Kalabalık olmayacak, makine gürültüsü bulunmayacak, bağırtısız çağırtısız bir belde olacak. İnsanların birbirlerini sevdikleri, saydıkları, adam yerine koydukları, arayıp sordukları bir yer olacak. Havası kirlenmemiş, suyu ve toprağı kirlenmemiş, manzarası ve insanı yara almamış bir yer olacak.İçimde bütün bunlara kıs kıs ve acı acı gülen bir yanım var ve diyor ki: Hadi oradan kolaycı, bedavacı seni. Sen nerede gördün, dünyada cennet bulanı? Senin o birer cennet köşesi olarak gördüğün yerlerde mutlu gibi yaşayan bir avuç insan gölgesinin mutlu olduklarını da kim söyledi? Onların içi kendilerini, dışları da sencileyin safları yakar. Bir dokun bakalım, hepsinden de bin ah işitirsin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epeyce sustuktan sonra: "Ben de amma saçmalıyorun ha!" dedi yine tatlı bir öfkeyle.Ben daha da konuşacağından emin, hep susuyorum. Söylediklerine ortak olduğum taraf çok, çok ama yine de tam hak veremiyorum. Karşı çıkıp kızdırmak da istemiyorum.&lt;br /&gt;"Asıl mutlu yaşayanlar kim, biliyor musun kardeşim? Diye sorup cevabını yine kendisi verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İşte o asıl mutlu olanlar, dünyayı ve hayatı benim gibi tek boyutlu görenler değil, üç, beş, yedi ve daha çok boyutlu resimler gibi görüp hayatın hakikatini sonsuzlukta bulanlar ve görenlerdir. İşte onlar, Hz. Muhammed (as) mektebinin kabiliyetli, terbiyeli, âlim ve sanatkâr veli ruhlarıdır. Onlar, dünyayı bir tecrübe ve imtihan yurdu olarak görüyorlar. Askerlik talimi yapanların askerlikten şikâyet etmedikleri gibi, onlar da evde, okulda, iş yerinde, tarlada, bağda, bahçede ve daha nice mihnet yerinde hallerine razı olup, hayatın hakkını verip, hayattan haklarını da almaya gayret gösterirler. Hallerinden şikâyet etmez, hiç boş yere yakınıp durmazlar. Ömür denilen sermayeden vakit zayiatında bulunmazlar. Çünkü yakınmak ömrü boşa harcamaktır, benim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep yakınmak ve suçlamak aciz insanların işidir. Muktedir insan, iradesinin hakkını verip emek ortaya koyarak sonsuzluk sermayesi biriktirir. Dünya sermayesini sonsuzluğa tahvil eder.Kalb çekirdeğini dünya hayatının sert toprağına ekerek oradan Allah Dostluğu yeşerten ve Rıza mahsulü devşirenlerdir. İşte sonsuzluk sermayesi budur. Yoksa kalbini bu hayatın bataklığında bencileyin çürütüp yok etmek değil.Bu korkunç İstanbul azmanının ve buna benzemeye başlayan diğer şehirlerin bağrında ruh mahalleleri kurdular. Bütün yakınmalarım aslında bu mahalle sakinlerini görmezden gelmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrileşiyor, irinleşiyor dediğim İstanbul'un vebali, suçu benim gibilerin. Bütün insanlar hakkında bühtanlarda bulunuyorum aslında, bu şikâyet ve yakınmalarla. Nereden biliyorum ki onların İstanbul'a olumsuz baktıklarını? Hepsi suizan; bu da o insanların hepsinden helallik dilenmemi gerektirir..."&lt;br /&gt;Aniden kalktı. Çok saçmaladım, zırvaladım, yeter artık, dedi ve müdahele etmeme fırsat vermeden hızlıca çıkıp gitti.&lt;br /&gt;Sanatçı ruhlu, içi insan ve tabiat sevgisiyle dolu, hatta inançlı da bir güzel insan. Haklı tarafları çok. Bazen ben de, söylediğim gibi, benzer duygulara kapılmıyor değilim. Ama her yerde, herkese de denmiyor, bu tür duygu ve düşünceler. Onda kendimi, kendimde de onu bulurum. Bir gün haklı bulduğu insanlarla birlikte olacağına ve İstanbul'u her şeye rağmen sevmeye devam edeceğine inancım tam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2702144091896653423?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2702144091896653423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/10/istanbul-cekilmez-mi-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2702144091896653423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2702144091896653423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/10/istanbul-cekilmez-mi-oluyor.html' title='İstanbul Çekilmez mi Oluyor  ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TKxIBhaNmZI/AAAAAAAAIkI/svmzH3RNCzA/s72-c/46612151584304861665100.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5952534355509948256</id><published>2010-09-27T13:31:00.000-07:00</published><updated>2010-09-27T13:33:46.597-07:00</updated><title type='text'>Yürrüü ...!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TKD_p4M8qaI/AAAAAAAAIkA/Szv5miMjxaU/s1600/hh.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 117px; height: 78px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TKD_p4M8qaI/AAAAAAAAIkA/Szv5miMjxaU/s200/hh.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5521694238082640290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Engin Ardıç Sabah Gazetesi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stratejileri belli oldu. Önümüzdeki iki yıl boyunca neye saldıracakları anlaşıldı. "Türkiye batıyor, halkımız aç ve sefil" edebiyatı tutmayınca, "şeriat&lt;br /&gt;geliyor" palavrası sökmeyince yani şeriat sekiz yıldır bir türlü gelemeyince, "yetim hakkı yediler" gibi çirkin ve çapsız iddialar havada kalınca, "havuzlu&lt;br /&gt;villa" teranesi dönüp kendi adamlarına dokununca, tutacakları yol meydana çıktı: Başkanlık sistemini dillerine dolayacaklar.&lt;br /&gt;Şimdiden yazmaya koyuldular. Referandumun hemen ertesi gün başladılar: "Başbakan padişah olmak istiyor!"&lt;br /&gt;Eh, padişah aynı zamanda halifeydi ya... Eşek değilsen satır arasını anlarsın...&lt;br /&gt;Başkanlık sisteminin bir tek Amerika'da yürüdüğünü, diğer ülkelerde "başkan baba" sistemine yani diktatörlüğe dönüştüğünü söylüyorlar.&lt;br /&gt;Haklılar. Bizde başkanlık sistemi hiç olmadı ama Allah'a şükür yakın tarihimizde hiç diktatör de görülmedi!&lt;br /&gt;Bünyemize aykırıdır efendim. Bize hiç uymaz.&lt;br /&gt;Başkan olursa sonra densizin biri çıkar da onu "Milli Şef" ilan ediverir.&lt;br /&gt;Recep Tayyip Erdoğan "ebedi şef", Abdullah Gül de "milli şef" mesela... Bırrr... Düşünmesi bile korkunç...&lt;br /&gt;"Başkanın tarafsız olması gerekir oysa bu adam bal gibi partili" diyorlar ve diyecekler.&lt;br /&gt;Evet, örneğin Atatürk ve İnönü hayatları boyunca hiçbir partiye üye bile olmamışlardı!&lt;br /&gt;"Başkanın bir beyefendi olması gerekir, bu adam Kasımpaşalı" da diyeceklerdir.&lt;br /&gt;Başbakan yardımcısının kafasına Anayasa kitapçığı fırlatan Ahmet Necdet Sezer gibi bir beyefendi, örneğin...&lt;br /&gt;Belki "ruh sağlığının yerinde olması gerekir" de diyeceklerdir.&lt;br /&gt;Nasıl yani, "kargalar geliyor" diyerek masanın altına saklanan Fahri Korutürk falan gibi mi?&lt;br /&gt;Başkan, hükümet üyelerini kendi keyfine göre seçecekmiş...&lt;br /&gt;Evet, Atatürk bakanları, hatta valileri, büyükelçileri bile asla kendisi seçmeye kalkmaz, hükümeti meclisin özgür iradesine ve memurların seçimini de ilgili&lt;br /&gt;bakanlara bırakırdı... Aslına bakarsanız mebusları bile seçmezdi de her vilayet seçime girecek kendi temsilcilerine kendisi karar verirdi...&lt;br /&gt;Sistem "yarı başkanlık" olursa da bu sefer "kukla başbakanlar dönemi başlıyor" diye kızacaklardır.&lt;br /&gt;Refik Saydam, Hasan Saka, Şükrü Saracoğlu, Şemsettin Günaltay falan gibi mi acaba?&lt;br /&gt;Tövbe ıstağfirullah, yoksa Fahri Özdilek, Nihat Erim, Ferit Melen, Naim Talu, ya da Bülend Ulusu falan gibi mi?&lt;br /&gt;Başkanı halkın seçmesine çok itiraz ettiler ama referandumda (bundan önceki referandumda) yüzde 70 çıkınca ağızlarını daha fazla açamadılar.&lt;br /&gt;Oysa bu iş cahil halka, genç ve güzel mankenlerle ne yazık ki eşit oya sahip dağdaki çobana, göbeğini kaşıyan kısa bacaklı, kıllı ayıya bırakılır mıydı?&lt;br /&gt;Bırakırsan sonra halk gider Cemal Gürsel ya da Kenan Evren gibi birisini seçiverirdi vallahi...&lt;br /&gt;Bunlar halkın seçimiyle gelmemişler miydi? İşte buyurun. Biz ne dedik?&lt;br /&gt;Halk ne biçim Cevdet Sunay'ın da arkasındaydı... Hatta Faruk Gürler'in de arkasındaydı da namussuz politikacılar mecliste taş koyarak başkan seçilmesini&lt;br /&gt;engellemişlerdi... Politikayı politikacılara bırakırsan işte böyle olurdu. Oysa halk Menderes asıldığı zaman ne biçim sevinmişti, değil mi yani? (Atatürkçü&lt;br /&gt;Düşünce Derneği Başkanı Sayın Tansel Çölaşan öyle diyor.)&lt;br /&gt;Cahil halk işte... Şöyle adam gibi Deniz Baykal'ı seçmez ki başkan diye, saygı duyalım...&lt;br /&gt;Laf aramızda, Atatürk olsun İnönü olsun, hangi serbest seçimi kazanmışlardı yahu?&lt;br /&gt;Ben bilmiyorum, bir hırt çıksın bana öğretsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5952534355509948256?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5952534355509948256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/yurruu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5952534355509948256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5952534355509948256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/yurruu.html' title='Yürrüü ...!!!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TKD_p4M8qaI/AAAAAAAAIkA/Szv5miMjxaU/s72-c/hh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-6375895539815480125</id><published>2010-09-24T05:19:00.000-07:00</published><updated>2010-09-24T05:21:37.692-07:00</updated><title type='text'>Özal'ın öleceğini Demirel biliyordu !</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJyXyNhCIII/AAAAAAAAIjw/CrThAnJYNHg/s1600/d.bmp"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJyXyNhCIII/AAAAAAAAIjw/CrThAnJYNHg/s200/d.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520454132126851202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Eylül 2010 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Özal'ın ölümündeki şüphelerin tekrar dillendirilmesi Çölaşan'ın eski bir yazısını gündeme getirdi. Yazıda Özal'ın ne zaman öleceğini Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk, Cavit Çağlar gibi isimlerin bildiği iddiası var.&lt;br /&gt;Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüne ilişkin kardeşi Korkut Özal’ın ortaya attığı iddiaları, ‘Ölüm suikast miydi?’ iddialarını yeniden gündeme getirdi.&lt;br /&gt;Emin Çölaaşan 2002 yılında yazdığı bir yazıda Turgut Özal’ın öleceğini önceden Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk, Cavit Çağlar gibi isimlerin bildiğini yazmıştı. Mehmet Barlas da bu bilginin normal olmadığını belirten bir yazıyla Özal’ın öldüğü gün Ankara’da bazı evlerde kutlamalar yapıldığını ima etmişti.&lt;br /&gt;KORKUT ÖZAL ERGENEKONU İŞARET ETTİ&lt;br /&gt;Korkut Özal 17 Eylül’de Habertürk’te katıldığı bir televizyon programında şunları söyledi: "Şimdi efendim Turgut Özal'ın öldürüldüğü söyleniyor. Zehirlenerek. Buna ait çok yazılar var, nitekim vefat ettiği zaman ağzından köpükler geldiği, bunun kalp hastası olan bir kimsede olamayacağı söyleniyor. Buradan da bir zehirlenme olayına gidiliyor. Biliyorsunuz bugün Türkiye'nin bir gizli teşkilatlar var Ergenekon adı altında. Bu Ergenekon Menderes'i de idama götüren gücün bir aleti Turgut Özal'ı zehirleyenlerin de bunlar olduğu artık bilinen bir şey."&lt;br /&gt;EMİN ÇÖLAŞAN YAZDI&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı Özal’ın kalp krizinden ölmediği, zehirlendiği yönünde iddialar zaman zaman gündeme getirilmişti. Emin Çölaşan’ın Hürriyet’te yazdığı dönemde ‘Özal’ı öldürmüşler’ başlığıyla yazdığı yazı da bu 1 MayıS 2002’de kaleme alınmış ve çarpıcı bilgiler içeriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının ana fikri ‘Özal’a suikast yapılmadığı, yapıldıysa da neden ailenin bunları dillendirmek için geç hareket ettiği’ yönünde olsa da yazıda verilen bilgileri tekrar hatırlatmakta fayda var.&lt;br /&gt;ÖZAL’IN ÖLECEĞİNİ DEMİREL, CİNDORUK BİLİYORDU&lt;br /&gt;İşte Emin Çölaşan’ın 01 Mayıs 2002 tarihli yazısından bir bölüm:&lt;br /&gt;“1993 yılının sanırım ocak ayı. Halamın oğlu, o sırada Meclis Başkanı olan Hüsamettin Cindoruk'la Özal'dan söz ediyoruz. Kulağıma eğiliyor ve şu sözleri söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Bu gidici. Yakında ölecek.’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmıyorum, şaşırıyorum ve aynen ‘Ne gidicisi abi, o hepimizi götürür’ diyorum. Cindoruk ısrar ediyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Haberin kaynağı Baba'dır. Bu devlet bilgisi. Sadece sen bil ve ağzını sıkı tut. Önümüzdeki yaz aylarını çıkaramayacak. Baba sağlamcıdır. Bunu diyorsa bir bildiği vardır.’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün sonra, Baba'nın bu bilgiyi Cavit Çağlar'a da verdiğini birinci elden öğreniyorum. Bu devlet sırrını kimseye açamıyorum. Aradan kısa bir süre geçiyor ve Özal 17 Nisan'da ölüyor. Cumhurbaşkanlığına soyunan Baba, bizim gazetenin bazı yazarlarını 24 Nisan günü Konut'ta öğle yemeğine çağırıyor. Öğrenmiş olduğum bu olayı kendisine aktarıyorum ve açıkça soruyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Özal'ın öleceğini gerçekten biliyor muydunuz...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeylerin bana söylenmiş olduğunu anlıyor. Verdiği yanıtı 25 Nisan 1993 tarihli yazımdan aktarıyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Hükümetler cumhurbaşkanının sağlığından da sorumludur. İki ay önce ABD kaynaklı bir yerden (tedavi gördüğü, ameliyat geçirdiği Houston Hastanesi'nden) sağlığının iyi olmadığı konusunda bize bilgi geldi. Bunu duyunca kendisine sağlığının nasıl olduğunu sordum. İyi olduğunu söyledi. Ben daha başka bir şey söyleyemezdim. Ancak bizim bilgimiz kalbiyle değil, prostatla ilgiliydi. Durumunun iyi olmadığını biliyordum ama öleceğini nasıl bilirdim. Kimin ne zaman öleceğini sadece Allah bilir.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımı şöyle sürdürüyordum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Demirel önümüzdeki yaz aylarını çıkaramaz deyip demediği konusunda bir şey söylemedi. Bir kez daha anladım ki, devletin tepesinde çok ilginç olaylar oluyordu.’”&lt;br /&gt;KUTLAMA YAPILAN EVLER HANGİLERİYDİ?&lt;br /&gt;Emin Çölaşan bu yazıları yazdıktan sonra ise o dönem Yeni Şafak’ta yazan Mehmet Barlas “Çölaşan ‘Özal’ın ölümüne’ ışık tuttu” başlığıyla yazı yazıp Emin Çölaşan’ın yazdıklarını köşesinde aktardıktan sonra ortaya çıkan tabloyu şöyle değerlendiriyor:&lt;br /&gt;“Tabloya bakın.. &lt;br /&gt;En egemen niteliği "açık sözlülük" ve "gerçekçilik" olan Amerikan tıbbı, bizim Ankara söz konusu olunca, yapı değiştiriyor.. &lt;br /&gt;Hastalarına "şu kadar ömrün" kaldı demeyi Hipokrat Yemini'nin bir bölümü gibi kabul eden Houston'lu doktorlar, Özal'a "Birşeyin yok, sapasağlamsın" derken, Ankara'ya "Bu adam gidici" diye "Devlet Bilgisi" gönderiyorlar.. &lt;br /&gt;Bu "Devlet Bilgisi" de, devletin başındaki Cumhurbaşkanı'ndan saklanıyor ama "Bizim Gazete"nin görevlilerine bile veriliyor.. &lt;br /&gt;Açıkçası "Özal zehirlendi" mi sorusuna ben hep ihtiyatlı yaklaşıyordum.. &lt;br /&gt;Ama Emin Çölaşan'ı okuyunca, benim de şüphelerim arttı.. &lt;br /&gt;Sahi.. Acaba ölüm gecesi, Ankara'da kutlamalar yapılan evler hangileriydi?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Haber 7)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-6375895539815480125?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/6375895539815480125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/ozaln-olecegini-demirel-biliyordu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6375895539815480125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6375895539815480125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/ozaln-olecegini-demirel-biliyordu.html' title='Özal&apos;ın öleceğini Demirel biliyordu !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJyXyNhCIII/AAAAAAAAIjw/CrThAnJYNHg/s72-c/d.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-6083281237022734739</id><published>2010-09-19T03:09:00.000-07:00</published><updated>2010-09-19T03:11:22.270-07:00</updated><title type='text'>Dünyanın Derin Devleti nedir ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJXhu--Cg4I/AAAAAAAAIjY/SyFoJANIn7g/s1600/gizli_dunya_devleti.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 174px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJXhu--Cg4I/AAAAAAAAIjY/SyFoJANIn7g/s200/gizli_dunya_devleti.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518565115705852802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;“Gizli Dünya Devleti” kitabının yazarı olarak bilinen Gary Allen;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben bu kitapta; dünya siyasetinde cereyan eden ve hayatımızı şekillendiren pek çok şeyin birilerince öyle planlandığı için meydana geldiğini, ispat etmek istiyorum.” diyerek yola çıkmıştır ve büyük ölçüde başarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meşhur İngiliz politikacı Rothschild’in yakın adamı, Yahudi asıllı Benjamin Disraeli de bir yakınına: “Görüyorsunuz ya, bütün dünya sahnede görünmeyen perde arkasındaki güçler tarafından yönetilmektedir.” şeklinde yazmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27-1-1965 tarihli UPI haberine göre, Latin Kilisesi Cizvit Tarikatı başpapazı Peder Pedro Arrupe, kilise kurultayında şunları açıklamıştı: “Masonluk denen tanrısız teşkilatlar eliyle, dünya hâkimiyetini amaçlayan Siyonistler çok ince dokunmuş bir strateji takip ederek; Finans kurumlarından kitle iletişim araçlarına, uluslararası kuruluşlardan din adamlarına, maalesef neredeyse tam bir hâkimiyet oluşturmuşlardır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Komünizm de, kapitalizm gibi bu şeytani komplonun bir koludur ve Moskova-Pekin çıkışlı değil, merkezi Paris, Londra ve Newyork’ta bulunan malum ve melun güçlerin bir uzantısıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yine meşhur İngiliz Başbakanı Churchill şu itirafta bulunmaktadır: “Dünyada çok kapsamlı bir olayın yaşandığını ve çok ince hesaplı bir planın yapıldığını ve bizlerinde bu senaryoda sadece sadık bir uşak olarak hizmet edeceğimizi göremeyen kör ve ahmaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlardan sonra bugünkü dünyayı şekillendiren ve yöneten Siyonist şeytani organizenin, yani Gizli Dünya Devletinin, hala bir komplo teorisi ve hayali bir korku üretisi olduğunu söyleyenler, evet Churchill’in doğru tespitiyle: Ya gelişmeleri anlama ve yorumlama yetenekleri körelmiş bir ahmaktır veya bunları bile bile gizleyen bir haindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli Dünya Devletinin yapılanması, Doların üzerindeki “Piramit”le gösterilen şekilde şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A) Her şeyi gözetleyen ve denetleyen göz: Şeytan ve şebekesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B) Şeytanla ilişki kuran Kabalist kâhinlerden seçilmiş ve özel sırlarına vakıf 3 haham komitesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C) 13'ler, 33'ler, 70'ler ve 300'ler meclisini oluşturan üst sınıf Hahamlar konseyidir. (Sanhadrin) Bunların hepsi büyü bilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D) Sanhadrin Hahamlarınca tayin edilip dünyayı yönetmekle görevlendirilen 70 kişilik yeminli Siyonist-Yahudi yönetici ekibi. Amerika’nın patronu Rockefeller ve başta İngiltere, bütün Avrupa’nın baronu Rothcshild aileleri bunlara dâhildir. Buraya kadar olan bütün Siyonist kişiler ve ekipler tamamen gizlidir, dışarıda başka sıfat ve statülerle bilinmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E) B’NAİ B’RITH ve Bilderberg gibi, yüzü görünen ama özü gizlenen GDD’nin gizli hükümetleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F) Mason Locaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Şak Locası (Fransa) &lt;br /&gt;Komünizm Locası (Rusya) &lt;br /&gt;İskoç Locası (İngiltere) &lt;br /&gt;York Locası (Almanya) &lt;br /&gt;G) Hayır ve hizmet kurumu diye yutturulan ama Masonluğa hazırlık yapan, yani Masonluğun ilk ve orta eğitimi sayılan Rotary ve Lions kulüpleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H) Masonlarla resmi ve organik bağı olmayan ama onlar hesabına çalışan siyasi partiler, sivil örgütler ve dini cemaatler ( Mavi Localar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I) Masonik ve Siyonist amaçlar için toplumu hazırlayan, köşe yazarı, sanatçı, din adamı, üniversite hocası, ticaret ve şirket erbabı gibi önlüksüz Masonlar ve ılımlı insanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;J) Bütün insanlık ( potansiyel hizmetçiler ve köleler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KABALA: Siyonist Yahudilerin Gizli Dünya Devleti, Büyük İsrail hayali ve Masonik örgütlenmeleri: Şeytan ve cinlerle ilişkiye giren, büyü ve kehanet gibi gizli öğretilere göre hareket eden Hahamların asırlar boyu birbirine aktararak, korudukları şifreli sırlara ve şeytani esaslara, kabala denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok gizli ve şifreli kabbalist sırlar, piramitte gösterilen 3 Haham tarafından bilinir, biri ölünce yerine geçene öğretilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TALMUD: Kabbalist Hahamların Tevrat’taki ayetleri değiştirerek ve bazılarını bir araya getirerek, Yahudilerin Dünya Hâkimiyeti anayasası olarak hazırladıkları bir nevi Tevrat tefsidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçkin ve üstün ırk oldukları ve mutlaka dünyaya hâkim olacakları, Siyonist Yahudilerin ve uşakları Evangelic’lerin sapık inancı ve amacıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in eski Cumhurbaşkanı Ben Gorion 6 Şubat 1962 tarihli Look Magazin’deki demecinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bütün dünya merkezi Kudüs olacak yeni bir Birleşmiş Milletlerin, Federatif bir üyesi haline gelecek, bütün ordular feshedilecek ve böylece Yeni Dünya Düzeni gerçekleşecektir.”iddiasında bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Şubat 1959 da ABD senatosunda konuşan Siyonist James Warurg: “Sevseniz de sevmeseniz de, zorla veya antlaşmayla, ama mutlaka bir Dünya Devletine kavuşacağız” şeklindeki planlarını açıklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine meşhur Siyonistlerden H. Mendlovit: “Bir Dünya Hükümeti kurulacağı kesindir. Sorun bunun ne şekilde gerçekleşeceğidir. Savaşla mı yoksa dünya ülkelerinin gönüllü katılımıyla mı?”tehdidini savurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyonist Yahudi sermayesinin sömürüp sağdığı ve ordularına kadar hizmetinde kullandığı ABD’nin Rockefeller gibi 10 Yahudi ailesine olan devlet borcu 10 trilyon doları aşmıştır. Bunun sadece yıllık faizi 1 trilyon dolardır. Bütün bu paralar Gizli Dünya Devleti’nin bütçesini oluşturmaktadır. Yani Siyonizm’in yıkılmasından en karlı çıkacak ülke Amerika’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli Dünya Devleti,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl yeşil kâğıt olan ve karşılıksız basılan dolarla, bütün dünyanın sırtından 1 trilyon dolar &lt;br /&gt;Tahvil dedikleri sarı kâğıtlarla 1 trilyon dolar &lt;br /&gt;Rezerv denen beyaz kâğıtlarla 1 trilyon dolar &lt;br /&gt;Kendilerinin çıkardığı ekonomik krizler ve borsa dalgalanmalarıyla da yine 1 trilyon dolar olmak üzere 4 trilyon dolardan fazla havadan para kazanmakta ve bütün bu korkunç sermaye İsrail’in dünya hâkimiyeti için harcanmaktadır. &lt;br /&gt;1967 Ağustosunda Kuzey Amerika Gazeteciler Birliği’nin yayımladığı bir makaleye göre Siyonist Rockefeller’in bu efsanevi sermayelerine rağmen, devlete ödediği vergi, sadece “685¨ dolardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IMF ve Dünya Bankası yoluyla bütün ülkeleri borç batağına sokup kendilerine mahkûm ve mecbur hale koyan, “Şeytanın, ilahi laboratuardan çaldığı nükleer sırları, halifesi hahamlara ve Yahudi ilim adamlarına öğretmesiyle” geliştirdikleri atom bombaları ve nükleer silahlarla korkunç bir güç kazanan bu Siyonist canavarlar, Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine attıkları bombalarla yüz binleri katletmişler, Vietnam’da 50 bin Amerikan askerini ve yüz binlerce yerli sivili ölüme sürüklemişler, Afganistan ve Irak’ı işgal edip milyonlarca Müslüman’ı vahşice öldürmüşler ve okyanuslardaki nükleer denemeler ve tektonik tetiklemelerle büyük depremlere ve Tsunami felaketlerine sebep olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyayı medya marifetiyle sınırsız bir ahlaksızlığın ve çeşitli hastalıkların girdabına sokan Siyonist güçler, bütün bunları şeytanın dünya hakimiyeti adına yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski ABD Genelkurmay Başkanlarından Thomas Moorer şu itirafta bulunmaktadır: “Şimdiye kadar hiçbir ABD Başkanının İsrail’e karşı koyduğunu ve Amerikan çıkarlarını koruduğunu görmedim. İsrail, her zaman istediğini elde etmiştir. Eğer ABD halkı, İsrail’in ABD yönetimindeki ve ekonomisindeki etkilerini bilselerdi, hemen ayaklanacaklarından eminim. Ama maalesef, milletimiz neler döndüğünü bilmemektedir.” [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;[1] www.serdarkocaoglu.com.tr&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 isyankardusler.blogspot.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-6083281237022734739?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/6083281237022734739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/dunyann-derin-devleti-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6083281237022734739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/6083281237022734739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/dunyann-derin-devleti-nedir.html' title='Dünyanın Derin Devleti nedir ?'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJXhu--Cg4I/AAAAAAAAIjY/SyFoJANIn7g/s72-c/gizli_dunya_devleti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1067747652322421099</id><published>2010-09-17T07:32:00.000-07:00</published><updated>2010-09-17T07:36:22.781-07:00</updated><title type='text'>Referandum sonuçları üzerine bir değerlendirme :</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJN8vSnLONI/AAAAAAAAIjI/fm6BOfWEm_A/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 94px; height: 94px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJN8vSnLONI/AAAAAAAAIjI/fm6BOfWEm_A/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517891120350836946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Referandum sonuçları, kendi içinde fazlaca mesaj içeren bir tabloyu ortaya koydu. Başta siyasetçiler, herkesin bu tabloyu iyi okuması gerekir. Türkiye’nin&lt;br /&gt;gelecek projeksiyonu bu verilerde gizlidir.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Yol ayrımındaki Türkiye, bu tercihle, yönünü belirledi. Teknenin gövdesinde ıslak yüzeyle kuru yüzeyi arasında meydana gelen çizgi gibi siyasetin su kesim&lt;br /&gt;çizgisi de yeniden şekillendi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Liderler ve siyasi partiler, toplumsal tercihin belirlediği bu akışa, tarihsel yönelişe ve demokratik talebe sırtını dönerek iktidar mücadelesi veremez.&lt;br /&gt;Toplumsal katmanları çaprazlamasına kesen birinci sınıf demokrasi ve özgürlük talebi, iktidarı hedefleyen her lider ve siyasi partinin vazgeçemeyeceği&lt;br /&gt;bir alandır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Herkese mesaj:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu temel tespitten sonra referandum sonuçlarına ilişkin şu değerlendirmeleri yapmak mümkündür:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;1- Statüko kaybetti, değişim kazandı. Değişim karşıtı politikalar iflas etti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazi Propagandacısı Joseph Goebbels’in “Yalan” teorisine dayalı kampanya stratejisi tümden çöktü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;3- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin halktan kopup devletin derin unsurlarıyla girdiği koalisyon parçalandı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;4- Kürtlerin ittihatçı kanadı BDP ve PKK’nın silah korkusu üzerinden yürüttüğü boykot planı, demokrasi yanlısı Kürtlerin sağduyusuna çarpıp darmadağın oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;5- Milli Görüş’ün Ergenekoncu kanadına direnen Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş kazanmayı bildi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;6- BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, efsane başkanları merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasına sahip çıkarak Ülkücü/Milliyetçi tabana demokrasi dersi&lt;br /&gt;verdi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;7- 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’nin aldığı yüzde 47 oyu tahmin&lt;br /&gt;eden Tarhan Erdem, yine bildi ve şovmen Adil Gür’ü sandığa gömdü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;8- Referandum tercihini ideolojik ön yargılarına mahkum etmeyen sivil toplum kuruluşları ve şahıslar gelecek Türkiye’sinin rol modeli oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;9- 12 Eylül Lideri Kenan Evren “Zombi” kategorisinde yerini aldı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;10- Cunta heveslilerinin Tayyip Erdoğan’ı masa başında yıkma hayalleri tümden suya düştü.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;AK Parti’ye mesaj&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Elbette, bu sonuçlardan iktidar partisi AK Parti’nin de çıkarması gereken çok önemli dersler var. Zafer sarhoşluğuna girerse gelecek yıl yapılacak seçimlerde&lt;br /&gt;büyük hayal kırıklığı yaşayabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;1- Kampanya sürecinde görüldü ki, işsizlik hala siyasi tercihlerde çok önemli bir unsur olarak ilk sıralarda yer alıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;2- Sahil şeridi, Kadıköy, Beşiktaş ve Çankaya gibi bölgelerdeki oy dağılımı, “yaşam tarzına müdahale” fobisinin hala canlılığını koruduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;3- Terörle mücadelede izlenecek stratejinin ince ayara muhtaç olduğu gözlemleniyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kazdıkları kuyuya düştüler&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Farklı mülahazalara rağmen bu tablonun siyasi sonuçları olacaktır. Bunun müsebbipleri ise muhalefet partileri ve liderleridir. Referandumu güven oylamasına&lt;br /&gt;dönüştürerek çok tehlikeli bir oyun oynadılar. Hayır oylarının yüzde 50’nin üzerine çıkması halinde Erdoğan ve AK Parti’nin çökeceğini umdular.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Böyle bir planın tersinden okunması halinde, yüzde 50’nin üzerindeki Evet oyları karşısında hem CHP hem MHP’nin bu teste tabi tutulacağı aşikardır. Kendi&lt;br /&gt;kazdıkları kuyuya düştüler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şimdi hesap zamanı...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli, parti tabanında başlayacak hareketliliğe karşı yeni bir sınavla karşı karşıyadırlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Onlar için oyun şimdi başlıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1067747652322421099?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1067747652322421099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/referandum-sonuclar-uzerine-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1067747652322421099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1067747652322421099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/referandum-sonuclar-uzerine-bir.html' title='Referandum sonuçları üzerine bir değerlendirme :'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJN8vSnLONI/AAAAAAAAIjI/fm6BOfWEm_A/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8747131328436180761</id><published>2010-09-16T07:18:00.000-07:00</published><updated>2010-09-16T07:21:36.517-07:00</updated><title type='text'>Mutsuzluk bir virüs ve hızla yayılıyor !</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJIn5QBUl3I/AAAAAAAAIjA/Wqm0SGmqFOk/s1600/imagesbg.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 120px; height: 90px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJIn5QBUl3I/AAAAAAAAIjA/Wqm0SGmqFOk/s200/imagesbg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5517516357988816754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çevrenizde evi, arabası ve sağlıklı bir ailesi olduğu halde kendini sürekli mutsuz hisseden bir sürü insan mı var? Ya da siz de bu insanlardan mısınız? Eğer bu soruya 'evet' diyorsanız, size de mutsuzluk virüsü bulaşmış olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;International Hospital'dan Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt, son dönemde Amerika'nın en önemli psikolojik rahatsızlıklarından biri olan 'Affluenza' yani mutsuzluk virüsü hakkında bilgiler verdi. İlk kez 1997 yılında yapımcı John De Graaf'ın belgeseliyle ortaya çıkan 'Affluenza', refah (affluence) ve grip (influenza) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Kişiye acı veriyor; sosyal olarak bulaşıcı ve daha fazlasını ısrarla istemeye sebep olan israf, kaygı, borç ve fazla çalışma hastalığı olarak tanımlanıyor. Ancak klinik anlamda 'psikolojik bir rahatsızlık' olarak tanımlanmıyor. Sadece uzun vadede pek çok sorunu beraberinde getireceği ve insanlardaki derin mutsuzluk duygusunu artıracağına dikkat çekiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OYUNCAK MUTLU ETMİYOR!&lt;br /&gt;Psikolojik anlamda 'mutsuzluk virüsü' denilebilecek olan bu kavramın Türkiye'de çok yeni olduğunu belirten Yeşilyurt, 'Affluenza'nın tüketim kültürünü destekleyen kişiler tarafından ortaya atılan bir terim olduğunu söylüyor. Anne ve babalar, çocuklarına sürekli oyuncak alarak onları daha fazla mutlu ettiklerini düşünüyor. Ancak bu denklemin doğru olmadığını anlatan Ferahim Yeşilyurt, "Çocukların evinde ancak bir oyuncak mağazasında görebileceğiniz kadar çeşitlilikte oyuncak var. Buna rağmen mutsuzlar. Oyuncak çok olunca, çoğuyla oynamaya bile fırsat bulamıyorlar. Çocukluktaki bu mutsuzluk ergenlik çağında da devam ediyor" diyor. Çocuklukta oyuncakların değerini bilmemekle başlayan mutsuzluk, ergenlikte daha tehlikeli bir hal alıyor. Her şeyi satın alma düşüncesi ilerleyen yaşlarda tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Gençler arasında bazı şeylerin satın alınamayacağını öğrenmek çok güç oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HER ŞEY SATIN ALINAMAZ&lt;br /&gt;Örneğin; her istediği yapılan bir çocuk, gençlik döneminde arkadaşlarını da satın almaya çalışıyor. Bunu başaramadığında ise çok büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren çocuklara her istediklerini alamayacağınızı öğretmek durumundasınız. Çocuklar televizyonda izledikleri programların etkisiyle gelecekte şato gibi evlerde yaşayacaklarını, büyük ve lüks arabalara bineceklerini, çok zengin olacaklarını hayal ederek büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?&lt;br /&gt;Ferahim Yeşilyurt, mutsuzluk virüsünden kurtulmanın kolay olmadığını söylüyor. Çünkü toplumda sürekli olarak birbirinin sahip oldukları ve olmadıkları üzerine değerlendirmeler yapılıyor. Son 30 yılda kadın ve erkek kim olursa olsun herkes, başarıyı sahip olduklarıyla ölçüyor. Çevreye ayak uydurma adına akıntıya kapılıp gitmek de kolaylaşıyor. Yeşilyurt'a göre, 'Affluenza' ile mücadele etmek istiyorsanız, akıntıya karşı kürek çekmek durumundasınız. Bu da daha fazla emek gerektiriyor. Diğer taraftan başlangıçta zorlansanız bile bir süre sonra kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz. Hem yüzde 100 kurtulmak zorunda da değilsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİSİ ÜÇ AŞAMADA GERKÇEKLEŞİYOR&lt;br /&gt;FARKINA VARIN&lt;br /&gt;İlk adım durumun farkına varma aşaması... Kendinizi neden mutsuz hissettiğinizi anladıktan sonra neler yaşadığınızı da fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;KOŞULLANMAYI AZALTIN&lt;br /&gt;İkinci aşama koşullanmayı azaltma aşaması... Sürekli olarak televizyon ve çevre ile ilgili iletişimimizde yeni bir şeyler almak konusunda koşullanıyoruz. Bu etkileri azaltarak kendinize sorular sorun:&lt;br /&gt;Ben gerçekten bunu istiyor muyum yoksa yapmak gerektiğine mi koşullandırılıyorum?&lt;br /&gt;Daha büyük evim ya da daha yeni bir arabam olmasını gerçekten istiyor muyum?&lt;br /&gt;Daha büyük içecek ya da daha büyük porsiyon yiyecek istiyor muyum?&lt;br /&gt;Eve girer girmez televizyon açılmak zorunda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FARKLI OLMAK İYİDİR&lt;br /&gt;Başkalarından farklı olmanın kötü olmadığını görme aşaması... Akşamları evde 5 saat televizyon izlemek zorunda değilsiniz. Kendinize kalan sürede yeni hobiler edinebilir, spor yapabilir, sevdiklerinizle güzel vakitler geçirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 SORUDA AFFLUENZA TESTİ&lt;br /&gt;Çocuğunuzun istediği oyuncağı alamadığınızda kendinizi kötü hisseder misiniz? Suçluluk duygusuyla her şeye rağmen o oyuncağı yine de almaya çalışır mısınız?&lt;br /&gt;Maddi durumunuz uygun olmamasına karşın, kredi kartını yine de acil ve gerekli olmayan ihtiyaçlarınız için kullanır mısınız?&lt;br /&gt;Evdeki mobilyalar ya da arabanızı çok eskidiği için mi yoksa yeni modelleri çıktığı için mi değiştirmek istiyorsunuz?&lt;br /&gt;Canınız sıkıldığında soluğu alışveriş merkezlerinde mi alıyorsunuz?&lt;br /&gt;Kredi kartı borçlarınız hiç bitmiyor mu?&lt;br /&gt;Gardırobunuzun dolu olmasına karşın bir türlü üzerinize giyecek bir şeyler bulamıyor musunuz?Evinizin sürekli eksiklerinin olduğunu mu düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;Bu sorulardan bir kısmına ya da hepsine 'evet' yanıtı veriyorsanız ' Affulenza virüsü' sizi de etkisi altına almış demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8747131328436180761?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8747131328436180761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/mutsuzluk-bir-virus-ve-hzla-yaylyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8747131328436180761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8747131328436180761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/mutsuzluk-bir-virus-ve-hzla-yaylyor.html' title='Mutsuzluk bir virüs ve hızla yayılıyor !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TJIn5QBUl3I/AAAAAAAAIjA/Wqm0SGmqFOk/s72-c/imagesbg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-2207418172865278967</id><published>2010-09-08T11:13:00.000-07:00</published><updated>2010-09-08T11:16:23.354-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muammer YILDIZTAŞI'/><title type='text'>13 EYLÜLE KADAR...!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIfS60Oa6_I/AAAAAAAAIi4/ohpqCu0yCEo/s1600/39731_420407853047_290229338047_4650962_5558221_n.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIfS60Oa6_I/AAAAAAAAIi4/ohpqCu0yCEo/s200/39731_420407853047_290229338047_4650962_5558221_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514608176631835634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 2010 pazar günü, vatandaşın hür iradesiyle kendisi ve ülkesi adına önemli bir kararı, onaylayıp onaylamayacağı çok önemli bir gündür.&lt;br /&gt;12 Eylül de EVET veya HAYIR verirken, vereceğimiz tek bir oyla yaşadığımız ülkede demokrasi adına gasp edilen ve hiç kullanamadığımız vatandaşlık haklarımızın verilip verilmemesini onaylayacağız.&lt;br /&gt;İş başındaki iktidarın birçok icraatlarını beğenmiyor olabiliriz. &lt;br /&gt;Ben bu ülkede sorumluluk duygusu olan bir vatandaş olarak, Ak Partinin bir kısım icraatlarını beğenmediğimi &lt;br /&gt;en yüksek ses volümümle sürekli haykıranlardan biriyim zaten.  &lt;br /&gt;Şehirlerde Ak Parti teşkilatlarının içe dönük yanlış çalışmalarını, kendi başlarına buyruk olmalarını, bazı kimselerin Ak Partinin adını kullanarak kendilerine avantajlar sağlamalarını hazmedemediğimi, sürekli sizlerle paylaşıyorum.&lt;br /&gt;12 Eylülden sonra ülke yönetiminde yanlış &lt;br /&gt;uygulamalar devam ederse daha yüksek sesle İktidardaki Ak Partiyi eleştirmeye gene devam edeceğim.&lt;br /&gt;Ama 12 Eylül 2010 Pazar günü sandık başına gittiğimde,  yıllarca dişlerimi sıkıp yumruğumu duvarlara vurduğum çaresizliklerime, birilerinin; artık çaresiz değilsiniz, çare sizsiniz dediğini duyarak gideceğim.&lt;br /&gt;Yani pireye kızıp üzerindeki yorganı yakanlardan olmayacağım. İktidar partisine dönerek, bu referandumu sırf siz ülkenin gündemine taşıdığınız için hayır veriyorum, sizden gelen hiçbir şeyi kabul etmiyorum demeyeceğim.&lt;br /&gt;Çünkü 12 Eylül 2010 tarihi ömrüm boyunca aldığım &lt;br /&gt;önemli karar anlarımdan biri olacak.  İşte böylesine önemli bir günde nefsi duygularıma teslim olamam. Eğer olursam Allah bunun hesabını sorar benden mutlaka. &lt;br /&gt;Dünyada yaşarken binlerce kez vicdanımla baş başa kaldığım karar anlarımda hep nefsim ve hırsımın galip gelmemesi için zorlu mücadeleler verdim.&lt;br /&gt;12 Eylülde vereceğim oy, benden sonra bu topraklarda yaşayacak tüm insanların geleceklerine yön verecek bir &lt;br /&gt;oy olmalı. &lt;br /&gt;O nedenle vereceğim oyun manevi ve vicdani sorumluğunun yanı sıra tarihi bir sorumluluğu da vardır. &lt;br /&gt;Bu Anayasa değişikliğini, hangi parti halkın önüne getirirse getirsin EVET diyerek onaylamam gerektiğini söylüyor vicdanım.&lt;br /&gt;Manevi duygularım ise; kendine ve inandığın değerlere haksızlık yapma sakın diyor.&lt;br /&gt;Tarihi sorumluluğum; aman ha aman, tarihi olumsuz etkileyecek bir karar verme diyerek sürekli uyarıyor beni.&lt;br /&gt; Kimse kusura bakmasın efendim. &lt;br /&gt;Annemin, eşimin, kızımın başörtüsüne el uzatıp, onları rahibeye benzetenlerle 12 Eylül 2010 tarihinde aynı safları paylaşamam.&lt;br /&gt;Tek tip insan modeli oluşturmak isteyenlere kendi elimle yardımcı olamam.&lt;br /&gt;Demokrasi adına ruhumu ve benliğimi zincire vuranlarla aynı kulvarlarda olamam.&lt;br /&gt;12 Eylülde ben geleceğimi oylayacağım.&lt;br /&gt;Onun için EVET vereceğim.&lt;br /&gt;Çünkü 12 Eylül 2010 tarihinde Ben iktidarı değil Anayasada yapılacak değişikliklerle, ülkemin umut dolu geleceğini oylamak istiyorum.&lt;br /&gt;12 Eylül 2010 tarihinde evet verirseniz ülke bölünür diyenlere inat, ülkenin bütünleşmesi ve büyümesi için EVET vereceğim.&lt;br /&gt;13 Eylüle kadar bu anayasa değişikliğini referanduma taşıyanlarla beraberim.&lt;br /&gt;Ama 13 Eylül 2010 tarihinde iktidarda bulunan Ak Partiyi ülkeye verdikleri sıkıntılardan dolayı eleştirmeye gene devam edeceğim. &lt;br /&gt;Sap ile samanı birbirinden ayırarak geleceğimi yönetmek isteyenleri gene sorgulara muhatap kılacağım.&lt;br /&gt;Hayırlı Bayramlar Herkese&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-2207418172865278967?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/2207418172865278967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/13-eylule-kadar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2207418172865278967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/2207418172865278967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/13-eylule-kadar.html' title='13 EYLÜLE KADAR...!'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIfS60Oa6_I/AAAAAAAAIi4/ohpqCu0yCEo/s72-c/39731_420407853047_290229338047_4650962_5558221_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3010503107757214520</id><published>2010-09-06T08:32:00.000-07:00</published><updated>2010-09-06T08:36:09.128-07:00</updated><title type='text'>Erkekliği hissetme adına ' EVET ' !...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIUKZdoQebI/AAAAAAAAIio/UP5uKmFqnmE/s1600/93-A.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 77px; height: 92px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIUKZdoQebI/AAAAAAAAIio/UP5uKmFqnmE/s200/93-A.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513824751351527858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ah benim âkil abilerim ablalarım ah.. Siz hiç uslanmayacak mısınız?!...&lt;br /&gt;Siz hala 'safdil' rolü oynamaktan bıkmadınız mı?.. Bu kaçıncı yahu!...&lt;br /&gt;Baykal, çarşafa rozet taktığında da aynı şeyi yaptınız...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ne diyordunuz?.. Vay efendim başörtüsü sorununu çözmek için bu tarihi fırsatmış.. Efendim CHP artık kökten laik kimliğinden kurtulmak istiyormuş.. CHP'nin&lt;br /&gt;başörtüsü konusunda samimiyetini ispatlaması için fırsat verilmesi gerekiyormuş, falanmış, feşmekanmış...&lt;br /&gt;Her defasında balıklama atladınız...&lt;br /&gt;Ben de her defasında bunların alışılagelmiş 'CHP kurnazlığı' olduğunu, CHP'nin değişemeyeceğini, başörtüsü konusunda asla samimi olmadığını, olamayacağını&lt;br /&gt;iddia etmiştim...&lt;br /&gt;Onun için 'CHP başörtüsü meselesine dokunmuş..' dediklerinde, 'Yok canım inanmayın, kedidir, kedi!..' dedim...&lt;br /&gt;Zira benimle dalga geçen biriyle kendimce maytap geçmiştim...&lt;br /&gt;Benim kızgınlığım size.. İronik ve mizahi tarzda da olsa CHP'ye bodoslama çaktığım için beni uyardınız..&lt;br /&gt;İyi güzel de, yahu hüsnüzan sahibi olduğumuzu ispatlamak için bu kadar da iyi çocuk rolü oynamanın ne gereği vardı?...&lt;br /&gt;Mevzubahis demokrasi, halk, özgürlükler olduğunda CHP'den şimdiye kadar hiç olumlu bir katkı görmüş mü bu memleket?... (Tek partili dönemi de hiç saymıyorum&lt;br /&gt;ha..)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şimdi filmi biraz geri saralım..&lt;br /&gt;2002 ile 2007 arasında veryansın ediyordu CHP... 'İrtica hortluyor, şeriat geliyor, cumhuriyetin temel niteliklerini zedeleniyor..' gibi safsatalarla muhalefet&lt;br /&gt;yaptılar...&lt;br /&gt;Zannettiler ki, 'korku salarsak' ve dahi askere 'bizce sorun yok' sinyali verirsek, bir müdahele olur.. Nasıl olsa demokrasiye balans ayarı çekmek için&lt;br /&gt;birileri her daim beklemede... Burası Türkiye ya!..&lt;br /&gt;CHP mensupları, kanaat önderleri sürekli irticayı işlediler... Onları destekleyen lakin hiç 'yandaş olmayan(!)' medya da devredeydi...&lt;br /&gt;Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmaması için yırtındılar... Kendilerinin dahi inanmadıkları bir sürü martavalı gerekçe gösterdiler... Herkes biliyordu..&lt;br /&gt;Tek sorun Hayrunnisa hanımın başörtüsüydü... Gerisi hikayeydi...&lt;br /&gt;Bırakın başörtüsü sorununu çözmeyi, tesettürlüleri görmeye dahi tahammülleri yoktu...&lt;br /&gt;22 Temmuz seçimlerinden sonra (yani hezimetten sonra), anladılar ki, irtica korkusu üzerinden bu iş gitmeyecek...&lt;br /&gt;Vazgeçtiler...&lt;br /&gt;Şimdi filmi ileriye doğru biraz hızlı saralım...&lt;br /&gt;Gün geldi Baykal çarşaflı kadınlara rozet taktı... Ben o zaman CHP'nin samimiyetini falan sorgulamadım...&lt;br /&gt;Üniversitede başörtüsü serbestisini iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesi'ne koşan CHP'nin nesine inanacaktım... Başörtüsü takıntısını atlatamayan CHP'nin&lt;br /&gt;çarşafla ne işi olurduki?...&lt;br /&gt;Nitekim çarşaf yırtma eylemi yapanlar da..,&lt;br /&gt;Çarşaflıyı tartaklayıp otobüsten atanlar da..,&lt;br /&gt;Başörtülü kimlikleri kabul etmeyenler CHP'liydi...&lt;br /&gt;Bunları halk bilmiyor muydu sanki?... Hangi samimiyetten söz ediyorsunuz Allahaşkınıza..&lt;br /&gt;Baykal gitti Kılıçdaroğlu geldi...&lt;br /&gt;O ne yaptı?.. Meseleye 'taban'dan(!) girdi.. Zira önce merdiven altındaki başörtülülerle işe başladı...&lt;br /&gt;Sonra 'herkes üniversite okuyabilecek' dedi... Gazete, 'CHP başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakacak' diye manşet atınca, çark etti... Mahkeme kararı&lt;br /&gt;var 'ben başörtüsü serbest kalacak demedim' dedi... ( Kılıçdaroğlu o kadar çabuk kıvırdı ki, siz bu olumlu(!) yaklaşımı destekleyecek vakit dahi bulamadınız...)&lt;br /&gt;Ondan sonra aklına geldiği yerde 'başörtüsü sorununu biz çözeceğiz..' deyip durdu...&lt;br /&gt;'Nasıl?..' diye sorulunca da, 'iktidara gelince görürsünüz..' diyordu... (Çok bekleyeceğiz gibime geliyor!...)&lt;br /&gt;Başörtüsü meselesi bir daha gündeme gelince (zira miting meydanlarında kullanılacak malzeme gerekiyordu) çalışmalar başlattılar.. Üniversitede başörtülüleri&lt;br /&gt;okula almayan hocayı bu sorunu çözmesi için görevlendirdiler... ( Ne kadar samimice bir yaklaşım, değil mi?..)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;CHP'li hocanın ilk açıklamasına bakın; 'ulemaya bir soralım, köylülerden örnek alalım, ara yol bulalım.. Tamamen kapatmak şart olmayabilir..'&lt;br /&gt;Siz bunu da iyi niyet olarak telakki ettiniz.. Ben ise bu salakça teklifi 'ucundan azıcık göster, üniversiteye gir..' şeklinde tercüme ettim..&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bana yine kızdınız... Zira topa yine sert girmiştim..&lt;br /&gt;CHP başörtsü meselesini halledecek öyle mi?...&lt;br /&gt;Siz hala öyle mi inanmak istiyorsunuz...&lt;br /&gt;Yeter yahu.. Bırakın bu safdilliği artık...&lt;br /&gt;CHP'li Belediye Başkanı afiş astırıyor...&lt;br /&gt;"Müslüman kadınların Rahibe gibi örtünmesi için evet"...&lt;br /&gt;Böyle bir yakıştırma yapan zihniyet, başörtüsünü sorununu çözecek!.. ( 'Ucundan azıcık gösterip ara yol bulunabilir..' tarzındaki açıklamaların temeli anlaşılıyor..&lt;br /&gt;Demek ki tamamen kapatırsan rahibeye benziyorsun CHP zihniyetine göre.. Rahibeye benzememek için yarım kapat mantığı bu herhalde..)&lt;br /&gt;Niye inanmak istemiyorsunuz anlamıyorum... CHP'nin hamuru bu, onun kanaat önderlerinin tıyneti de bu...&lt;br /&gt;Diğer yandan CHP Çiğli'de panel düzenliyor.. Demokrasi ve Anayasa Paneli... 'Hayır bilinci'ni artıracaklar ya...&lt;br /&gt;Ne diyor panale gelen Cumhuriyet yazarı;&lt;br /&gt;'Türbanlı bir bayan görünce erkekliğimi hisediyorum..'&lt;br /&gt;Hadi buyrun... Tıynete bakın.. Siz de erkekliğinizi gösterin de 'iyi niyetinizi' hala muhafaza edin bakalım!...&lt;br /&gt;Adam erkekliğini hissediyormuş türbanlı görünce...&lt;br /&gt;İyi ya, daha ne istiyorsun be adam?.. Türbanlı olmasa erkekliğin aklına gelmeyecek!...  Yoksa hibino gibi ortalıkta gezmek var maazallah!..&lt;br /&gt;(Bu durumda hala türbanlı görmekten neden rahatsız olur ki insan?.. Merak etmekteyiz!!!...)&lt;br /&gt;Şimdi aklımıza soktunuz bir kere.. Baykal çarşaflıya rozet takmıştı ya, acaba o ne hissetti?!..&lt;br /&gt;Türban erkekliği hissettirdiğine göre, çarşaf neler hissettirmez ki?!!.. Acaba seks kaseti skandalının ardında da böyle bir coşku mu vardı?!..&lt;br /&gt;Elbette başörtüsü sorununu halletmek gerek... Toplumumuzun her kademesinde bulunmalarına imkan tanımak gerek...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ki, delikanlılığımıza halel gelmesin!!...&lt;br /&gt;İşte o yüzden, referandumda 'erkeklik' adına 'Evet'!!!...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;http://www.stargazete.com/gazete/yazar/hikmet-genc/erkekligi-hissetme-adina-evet-291892.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3010503107757214520?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3010503107757214520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/erkekligi-hissetme-adna-evet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3010503107757214520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3010503107757214520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/erkekligi-hissetme-adna-evet.html' title='Erkekliği hissetme adına &apos; EVET &apos; !...'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIUKZdoQebI/AAAAAAAAIio/UP5uKmFqnmE/s72-c/93-A.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8430547164223188634</id><published>2010-09-06T06:58:00.001-07:00</published><updated>2010-09-06T06:59:49.281-07:00</updated><title type='text'>Sandığa 6 gün kala MHP'de evet depremi !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TITzzbr73nI/AAAAAAAAIig/TD96Ty3UB18/s1600/624320100830122251426.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TITzzbr73nI/AAAAAAAAIig/TD96Ty3UB18/s200/624320100830122251426.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513799908739243634" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ülkü Ocakları Kurucu Genel Başkanı Ramiz Ongun'un referandumda 'evet' kararını açıklamasının ardından MHP Kurucular Kurulu üyeleri de zehir zemberek dille yazılmış bir açıklama yaparak, 'evet' diyeceklerini açıkladı.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;''Milletin kayıtsız şartsız egemenliğinin'' darbeler sonrası yetkili organlara bırakıldığının altının çizildiği açıklamada, ''Ülkede hiç bir zaman CHP iktidara gelemeyeceğini anlayan güçler, darbe anayasaları ile CHP'yi iktidara ortak etmeyi hedeflemişlerdir.'' denildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP Kurulucular Kurulu üyeleri, rahmetli Alparslan Türkeş'in ''En kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha evladır.'' sözünden hareketle 12 Eylül'de evet kararını aldıklarını açıkladılar. Kurucular Kurulu üyelerinin yaptığı açıklamada, hayır kampanyasını yürüten bugünkü MHP yönetiminin tavrına bir anlam verilemediğine de dikkat çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MHP Kurucular Kurulu üyeleri olarak basın vasıtasıyla anayasa değişikliği konusundaki fikirlerini milletle paylaşma gereği duyulduğuna işaret edilen açıklamada, "1924 Anayasası'nda tayin edilmiş olan 'milletin kayıtsız şartsız egemenliğini' 1961 Anayasası ile millet dışında CHP ve sol ideologlar tarafından 'yetkili organlar tabiri ile' yeni ortaklar getirilmiştir. Bu, çok partili düzene geçtikten sonra, aziz milletimiz tarafından asla tek başına iktidar verilmeyen CHP'yi ve sol güçleri seçimsiz, millet iradesi olmadan, millete rağmen daimi iktidar yapma projesidir. Nitekim 1961 seçimlerinde CHP'nin tek başına iktidara gelecek oyu alamaması üzerine bu durum, İnönü'nün damadı Metin Toker'in Ulus Gazetesi'ndeki makalesinde de 'Seçimi tek başına kazanamamak o kadar önemli değil, Türkiye'de iktidar olmak için ordu, Anayasa Mahkemesi, üniversite, Danıştay, Yargıtay gibi devlet kuruluşlarına da hâkim olmak gerekir.' denilerek açıkça ifade edilmiştir. Türk milliyetçileri, merhum Başbuğ Alparslan Türkeş'in liderliğinde CHP ve sol ortaklarının kurduğu bu oligarşik düzene karşı, sadece ve sadece millet iradesini esas alarak MHP'yi kurmuşlardır." ifadelerine yer verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "MHP'nin milli iradeyi hakim kılmak üzerine yürüttüğü mücadele, emperyalist güçlere 'bizim çocuklar' diye tabir edilen darbeciler tarafından, 12 Eylül 1980'de hunharca akamete uğratılmıştır." denilen açıklama şöyle devam etti:"Türk gençleri; sağcısı-solcusu, ülkücüsü-devrimcisi, Sünnisi-Alevisi, önce darbe ortamının hazırlanması amacıyla birbirlerine kırdırılmış, darbeden sonra da işkencehanelerde kırılmış, heder edilmişlerdir. 'Bu millet cahil, 30–40 sene daha bu milleti askeri idare ile yönetmek lazım, bu millet için demokrasi henüz erken' diyerek milletin 1961 Anayasası'na nazaran daha çok devre dışı bırakıldığı, dışlandığı otokratik bir düzen kurmuşlardır. Bütün bu gelişmelere karşı Ülkücüler merhum Başbuğ liderliğinde MHP'yi yeniden ihya etmiş, millet iradesini hâkim kılma mücadelelerini yılmadan sürdürmüş ve onun vefatına kadar da bu çizgisini muhafaza etmişlerdir. Ne var ki; Başbuğumuzun vefatından sonra yönetime gelen şimdiki kadro bin bir zorluklar ve emeklerle yeniden kurduğumuz partimizin ülkücü misyonunu, kuruluş felsefesini terk ederek darbeciler ile aynı safta yer almıştır.''&lt;br /&gt;''BAŞBUĞ DARBE ANAYASASI'NIN DEĞİŞTİRİLMESİNİ İSTEDİ''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhum Başbuğ'un tavrının darbe anayasasının değiştirilmesinden yana olduğu vurgulanan açıklamada, "Rahmetli Başbuğumuzun; 1982 Anayasası'nı değiştirme taahhüdüne dahi itibar edip güven oyu verdiği görmezden gelinerek, 'hayır' cephesinde yer alınması biz kurucuları derinden yaralamaktadır. Her fırsatta vatan hainlerini, teröristleri affetmeyi, genel aflar ile salıvermeyi gelenek haline getirmiş CHP ve bölücü sol blok ile MHP'mizin aynı safta yer almasını içimize sindirmemiz mümkün değildir. Darbe anayasasına karşı, ancak ve ancak milletin iradesi ve egemenliğini esas alan alternatif anayasayı herkesten önce üretmesi gereken MHP yönetiminin, darbecilerin anayasasını savunmaları kabul edebileceğimiz bir hal olamaz.'' görüşlerine yer verildi.&lt;br /&gt;''EVET DEMEK AK PARTİ'YE ‘EVET’ ANLAMINA GELMEZ''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklamada, 'evet' demenin AK Parti iktidarına değil, yeni bir anayasaya 'evet' anlamı taşıyacağı belirtildi. ''Yeterli de olmayan bu anayasa değişikliğine 'evet' demek asla ve kat'a AKP'ye destek vermek demek değildir.' denilen açıklamada, ''Sadece milletin ve onun iradesinin yanında yer almaktır. Bu anayasa değişikliğinin kimler tarafından yapıldığının önemi yoktur. AKP'ye muhalefetimiz, 'iyi yaptığı sürece takdir, kötü yaptığı zaman ihtar etmek' esası üzerinden devam etmektedir.'' ifadeleri yer aldı.&lt;br /&gt;''MHP, BÖLÜCÜLERİN VE DARBE YANLILARININ SAFINDA OLMAMALI''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurucular Kurulu, MHP yönetimine de uyarılarda bulunarak bölücülerin ve darbe yanlısı partilerin yanında yer alınmaması gerektiğini ifade ettiler. Açıklamada; ''Biz Kurucular Kurulu üyeleri; MHP yönetimini yarım asra yaklaşan geçmişimiz, mücadelemiz ev misyonumuzu hatırlayarak darbeciler ve bölücülerin safını terk edip, milletimiz ve onun iradesi yanında yer almaya davet ediyoruz.'' denildi.&lt;br /&gt;''BAŞBUĞ'UN TAVRI DEMOKRASİDEN YANAYDI''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Rahmetli Başbuğumuzun sık sık vurguladığı gibi "en kötü demokrasi en iyi darbe idaresinden daha iyidir." diyen Kurucular Kurulu üyeleri, MHP'nin kurucusu Başbuğ gibi demokrasiden yana tavır konulmasını istediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklamada, MHP Kurucular Kurulu üyelerinden şunların isimleri yer aldı: "Naci Meriç, Kemal İnandı, Hüseyin Ünlüer, Hayrettin Başeğmez, Mehmet Zeybek, Niyazi Ahıska, Fikret Fırat, Ahmet Özsoy, Ali Sağır, Aziz Mecit, İbrahim Faruk Evirgen, Mehmet Gümüştaş, Mehmet Küçükince, Durak Körük, Seyit Mehmet Topçu, Şahin Türkboyları." &lt;br /&gt;CİHAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8430547164223188634?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8430547164223188634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/sandga-6-gun-kala-mhpde-evet-depremi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8430547164223188634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8430547164223188634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/sandga-6-gun-kala-mhpde-evet-depremi.html' title='Sandığa 6 gün kala MHP&apos;de evet depremi !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TITzzbr73nI/AAAAAAAAIig/TD96Ty3UB18/s72-c/624320100830122251426.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-8262006707377409106</id><published>2010-09-05T08:39:00.000-07:00</published><updated>2010-09-05T08:41:19.839-07:00</updated><title type='text'>12 Eylül 2010 Pazar:Sabrın kibirle hesaplaşma günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIO6FNTx7oI/AAAAAAAAIiY/HfxCJPNaNlg/s1600/ahmettezcan.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 50px; height: 50px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIO6FNTx7oI/AAAAAAAAIiY/HfxCJPNaNlg/s200/ahmettezcan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5513454967466356354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hepi topu 6 gün kalmış 12 Eylül referandumuna. Haftaya bugün "yasak" kapsamına girdiği için yazamayacağım. Şimdiden yazayım o halde? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne için evet ya da hayır diyeceğiz referandumda? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca 12 Eylül darbecilerinin hazırlayıp "hayır" demek yasak diye dayattıkları, kendilerini de koruma altına aldıkları Darbe Anayasası'nın, tamamı olmasa da çok önemli kısıtlayıcı hükümlerinin değiştirildiği yeni hükümler halkoyuna sunulacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk; kendi geleceğini, hatta torunlarının geleceğini oylayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan, olması gereken bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ben, bilerek ve giderek "genel seçim" atmosferine çekilen bu referanduma o gözle bakmıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 2010 tarihini, SABRIN KİBİRLE HESAPLAŞMA GÜNÜ olarak görüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet aynen öyle olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kendimizden başlayalım; medyadan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan Gazetesi'nde Reha Muhtar, son anketlerden yola çıkarak "Hayır" diyeceklerin oranının neden "patlama yapmadığını" anlatan "Hayır Oylarını Kesen Hayırsızlar" başlıklı yazısında benim Hedonist Medya dediğim kesimin kibrini mükemmel özetledi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayatı bu kadar aptalca okumak mümkün müdür? Hiçbir şey olmadıysa, bunca yıldır iktidardır AKP. Bu iktidarın yıllardır icraatlarından memnun olmayan milyonlar, niye sandıkta patlama yapamıyorlar? 'Hayır'lar hâlâ patlamıyorlar, çünkü 'hayırsızlar' hâlâ hayırlar önünde bir set oluşturmuş duvar gibi durmaktalar. Onlar 'Hayır' demeden önce yıllarca, 'insanları küçümsemiş olanlardır'. Onlar medyada tuttukları köşelerden, sitelerden 'insan haysiyetini, insan şerefini, insan onurunu tarumar eden' yaratıklardır. Onlar, insanları karalayan, insanları yaftalayan, insanlara taktıkları sıfatlarla aşağılayan, 'belden aşağı vurduğunu sanan', ötekileştiren, küçümseyen ve böylece insanlara içten içe 'Allah sizi, sizin gibi yapsın' dedirten, güruhtur." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ekledi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hâlâ anlamıyorlar ki mesele AKP değil!" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kendileri, yani kibirleri... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden; 12 Eylül 2010 yıllarca basın-yayın yoluyla baskı ve zulüm altında inleyen halk sabrının, kendilerine patronlarının şarap şişesi kadar değer vermeyen medya kibrinden bir kez daha hesap soracağı gündür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her seçimde yayınlarının, tahminlerinin, dayatmalarının tersine oy vererek hesap sordu, bir şeyler anlatmak istedi ama anlamadılar, anlamak istemediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2007 genel seçimlerinde o "koskoca" köşe yazarları AK Parti yüzde 48 alacak diyen anket şirketine ağız dolusu küfredip, aşağılamışlardı. Halk yüzde 47 ile tokatlayıp "kendine gel" dedi, gelemediler, "göbeğini kaşıyan adam" dediler, "bidon kafa" dediler, hakaret ettiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen bugün de yaptıkları gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa "anlamıyorlardı ki mesele AKP değil", sabrın kibre cevabıdır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reha Muhtar'ın yazısından bir gün önce, Taraf Gazetesi'nde Ahmet Altan "AKP'nin işine yarar" diyerek hayır oyu vereceklerin "mantığını" anlatan şöyle yazmıştı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Asıl derdimiz AKP değil de, AKP'yi seçen 'kitle' mi? Biz, halkın çoğunluğunun eğilimlerinden mi hoşlanmıyoruz? Aslında biz AKP'ye değil de, onu seçen kitlelere karşı bir baskı mekanizması mı sürdürmekten yanayız? Biz, orduyu ve yargıyı yanımıza alıp, çoğunluğa karşı bir 'azınlık sultası' mı devam ettirmek istiyoruz? Onun için mi 'demokratikleşme' adımlarını reddediyoruz? Seksen yıldır bu azınlık sultası sürüyor, bu 'sulta' AKP kurulmadan önce de vardı, ne işe yaradı bu sulta? Çok mu özgür, çok mu mutlu, çok mu zengin olduk? Bu 'azınlık sultası' sürerse çok mu mutlu olacağız? Devletin içindeki çetelerin varlığıyla kaos yaratıp halkı hep korku içinde yaşatmaktan nasıl bir çıkar sağladık ki bu 'düzen' devam etsin istiyoruz? Benim görebildiğim kadarıyla 'hayır' diyenler AKP'den değil, düpedüz halktan korkuyorlar, halkın iradesi siyasete yansımasın istiyorlar. Öyle olmasa, on ay sonra seçime gidilecek bir ülkede, AKP 'bin yıl iktidarda kalacak' gibi konuşmazlar." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve "asıl meseleyi "teşhis" etmişti Altan: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Onlar AKP'nin değil, "halkın iktidarından" korkuyorlar. Korkunun ecele faydası yok. Bu halk bazen AKP'yi, bazen başka bir partiyi seçecek, hangi partinin iktidara geleceği hiç önemli değil, önemli olan, halk artık o 'azınlık sultasına' köle olmayacak. Hukuka uygun, demokrat bir ülke kurulacak burada. Ve, halkı bir daha kimse korkutup, aşağılayamayacak." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele budur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlki "Hayır", ikincisi "Evet" diyeceğini ilan eden iki yazarın "ortak teşhisi"dir.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 2010 Pazar; idamlar, katliamlar, işkenceler, faili meçhul cinayetler, karartılan ocaklar, yasaklanan inançlar, düşünceler, belgeler, kitaplar, renkler, ifadeler, diller, davranışlar ile neredeyse "tek düşman" ilan edilerek ezilmiş, horlanmış, yok sayılmış, aşağılanmış halk sabrının, yeryüzünün en küstah kibri ile hesaplaşma günüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki yeter mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmez; çünkü gene anlamayacaklar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmez; çünkü gene "beyinleri dumura uğramış" diyecekler? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmez; çünkü gene kendilerini "efendi", halkı "kul" görecekler! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmez; çünkü seksen yıllık alışkanlıklarını sekiz senede değiştiremedikleri gibi, korkarım daha seksen sene aynı teraneleri, hakaretleri, yaftaları sayıklayıp "çağdışı" kalmaya devam edecekler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte onun için; kimden çıktı ise o slogan, alnından öperek altına imzamı atıyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül 2010 Pazar; sabrın kibirle hesaplaşma gününde "Yetmez Ama Evet" diyeceğim! a.tezcan@zaman.com.tr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-8262006707377409106?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/8262006707377409106/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/12-eylul-2010-pazarsabrn-kibirle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8262006707377409106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/8262006707377409106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/09/12-eylul-2010-pazarsabrn-kibirle.html' title='12 Eylül 2010 Pazar:Sabrın kibirle hesaplaşma günü'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TIO6FNTx7oI/AAAAAAAAIiY/HfxCJPNaNlg/s72-c/ahmettezcan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5043181942598951605</id><published>2010-08-26T14:53:00.000-07:00</published><updated>2010-08-26T14:54:11.444-07:00</updated><title type='text'>11 yıldır Öcalan'la görüşülüyor !</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/THbiegqsPjI/AAAAAAAAIiI/N6okhtiatrw/s1600/260820100943088666275_2.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 125px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/THbiegqsPjI/AAAAAAAAIiI/N6okhtiatrw/s200/260820100943088666275_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5509840207927328306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Öcalan'la görüşülmesi konusuyula ilgili açıklamalarda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öcalan’la yakalandığı günden beri görüşülüyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin Öcalan’la görüştüğü iddialarına Adalet Bakanı Ergin’den de cevap geldi: Öcalan yakalanıp bu ülkeye getirildiği günden bu yana, terörle mücadele eden devletin istihbarat servisleri zaman zaman ihtiyaç duyduklarında görüşmüşlerdir. MHP’nin içinde olduğu hükümetler döneminde de bu olmuştur. Bugün başlamış bir süreç değildir, bir ihtiyaçtır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerin en ateşli tartışması tam hızıyla sürüyor. Terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’la pazarlık yapıldığı iddialarını Başbakan Erdoğan, “Bunu söylemek alçaklık, şerefsizlik” diye yalanlamış, 2 gün önce Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’nda ise “Hükümet teröristle görüşmez, devletin istihbari kurumları temasta bulunabilir” demişti. Erdoğan muhalefetin sert suçlamaları üzerine de önceki gün Sivas mitinginde, “Bizden önce MHP, ANAP, DSP Öcalan’la görüşmedi mi” diye sorarak daha önceki iktidarların da bu tür temaslar kurduğunu ima etmişti. son açıklama ise Adalet Bakanı Sadullah Ergin’den geldi. Ergin de Başbakan’ı doğrular bir açıklama yaparak, 11 yıldır görüşüldüğünü öne sürdü. İşte NTV’ye konuşan Adalet Bakanı‘nın çarpıcı açıklamaları: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘MHP de hükümetteydi’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şunu peşinen söyleyeyim: Hiç kimse böylesine ulusal bir mesele üzerinden günlük siyasi polemiklere girmesin. Öcalan bu ülkeye yakalanıp getirildiği günden bu yana terörle mücadele eden devletin istihbarat servisleri zaman zaman ihtiyaç duyduklarında görüşmüşlerdir. Geçmişte de, MHP’nin içinde olduğu hükümetlerde de olmuştur. Bugün başlamış bir süreç değil, bir ihtiyaçtır. Getirildikten hemen sonra dönemin bakanlarından Mehmet Keçeciler’in de beyanı var.” &lt;br /&gt;‘Kurumlar teması sağlar’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anasol-D hükümeti döneminin bakanı, ‘Devlet görüşmeler yapıyordu biz de idamı kaldırdık’ dedi. Bu belli bir organ değil birçok organ. Silahlı Kuvvetler’in istihbarat birimleri de olabilir. Burada önemli olan şudur: Devletin kendini savunma refleksi terörle mücadele noktasında ihtiyaç duyduğu argümanları kullanmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan da ifade etti. AK Parti buna tevessül etmez. Ama devletin güvenlik birimleri, istihbarat birimleri. Terörle mücadele konusunda ihtiyaç duydukları her türlü teması sağlarlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Biz her gün görüşüyoruz’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adalet Bakanlığı olarak her gün görüşüyoruz. Cezaevi müdürü, infaz memurları var. Şartların uygun olup olmadığını denetlerler. Adalet Bakanlığı personeli orayı yönetiyor. Her gün cezaevindeyiz, orada temsilcilerimiz var. Ama bakanlık müsteşarı gitmiş gibi bir şey sözkonusu değil. Daha önce de açıkladım. ‘Şu şahıs gitti görüştü’ konularında bilgi sahibi değilim., İhtiyaç duyduğunda istihbarat birimleri, güvenlik birimleri görüşürler ve buna da savcı karar verir.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Pazarlık demek yanlış’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pazarlık görüşmeleri demek son derece yanlış. Siyaset kurumu olarak muhatabımız parlamentodaki meşru muhataplarımızdır. Anayasamızda yapılacak değişikliğe ilişkin getirilen hususlar 73 milyon için yapılmıştır. Demokratik özerklik gibi talepleri gündeme getiren BDP olsun, dağdaki terör unsurları olsun Türkiye’de ne sosyolojik, ne siyasi, ne de konjonktürde hiçbir karşılığı yoktur. Tartışılmasının ve konuşulmasının da doğru olmadığını düşünüyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİP NOT: Öcalan, 15 Şubat 1999’da Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmişti. O sırada iktidarda ANAP, DSP ve MHP’den oluşan koalisyon hükümeti vardı. Başbakan ise Bülent Ecevit’ti... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATALAY DA AÇIKLAMA YAPTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘20 Temmuz’u ben bilemem, MİT’e sorun’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Hükümetin ve AK Parti’nin Öcalan ile görüşme konusunda bir girişiminin söz konusu olmadığını belirtirken, CHP’den gelen 20 Temmuz’da MİT Müsteşarı’nın Öcalan ile görüştüğü iddiası için de, “MİT benimle irtibatlı değil, onlara sormak lazım” dedi. Atalay CNN’de katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Atalay’ın açıklamaları özetle şöyle: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖCALAN İLE PAZARLIK İDDİASI: Hükümet ve parti olarak böyle bir şey sözkonusu değil. Başbakan açıkladı, söylenecekler söylendi. Yeni bir açıklamaya gerek yok. Baştan beri bizim muhatabımız millettir dedim. Meclis çatısı altında en önemli görüşme mekanı olarak söyledim. Bunun dışında sözkonusu olmamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT MÜSTEŞARI GÖRÜŞTÜ MÜ?: Onlara sormak lazım. Benimle irtibatı olan bir kurum değil. Kendi çalışmalarımızla ilgili konuları ifade ediyorum, çalışmalarımız açık. Bu anayasa halk oylamasıyla hiçbir ilgisi yok. Öyle bir hüküm yok. Bunlara işaret eden herhangi bir konu yok. Vatandaşın kafasını karıştırmak adeta bir kara kampanya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ: Hepsi, terör örgütü, BDP de MHP de CHP de şu anda hak oylamasına karşı bu anayasa değişikliğine karşı tutum içinde. Hepsi bunu baltalamak istiyor. BDP de boykot çağrısı yaptı. Demokratik bir ülkede ne demek bu? Bir düşüncen olur sandığa gider ‘evet’ veya ‘hayır’ dersin. BPD özgürlüklerden söz eden bir parti. O zaman niye kaçıyorsun demokratik süreçlerden? Bu bir kara lekedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZERKLİK TALEBİ: Bu tür şeyler gündemi saptırmadır. Türkiye’nin üniter yapısı var, güçlü bir ülke. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÖRTYOL’DAKİ SALDIRI: O gün oradaki tahrik edenlerle ilgili iş yargıda. Çok özel tahrikler var. Bir şey söylemek istemiyorum. Raporlar büyük oranda tamamlandı. Gerek arabası alınan kişi gerek şehir merkezindeki tahrik. Partinin binası yakılıyor, belediye araçları söndürmek için tedbir almıyorlar. Hepsi dosyanın içinde. Bunlar, oradaki özel şeyler açığa çıkacak. Vatandaşın kendi iradesinde karşılıklı bir husumet kavga falan sözkonusu değil. Birileri bunları tahrik ediyor.“&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5043181942598951605?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5043181942598951605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/08/11-yldr-ocalanla-gorusuluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5043181942598951605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5043181942598951605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/08/11-yldr-ocalanla-gorusuluyor.html' title='11 yıldır Öcalan&apos;la görüşülüyor !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/THbiegqsPjI/AAAAAAAAIiI/N6okhtiatrw/s72-c/260820100943088666275_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5113919981530889056</id><published>2010-08-13T06:30:00.000-07:00</published><updated>2010-08-13T06:33:42.019-07:00</updated><title type='text'>Sistem ve AKP</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TGVJsRyhlFI/AAAAAAAAIhw/inQVhbJInes/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 118px; height: 115px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TGVJsRyhlFI/AAAAAAAAIhw/inQVhbJInes/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504887144568689746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkiye büyük bir değişimden geçiyor. Nüfusu, üretim yapısı, ekonomik kapasitesi, sınıfsal dengeleri, teknolojisi değişen bir ülkenin “siyasi sisteminin” değişmemesi mümkün değil.&lt;br /&gt;Böyle büyük bir değişim, çıkar dengelerini, iktidar dağılımını da altüst ediyor.&lt;br /&gt;Elbette, “eski sistemden” çıkarları olanlar, bu değişimi önleyebilmek için ellerinden geleni yapacaklar.&lt;br /&gt;Eski sistem dediğiniz, seksen yıllık Cumhuriyet içinde kökleşmiş, kendi ordusunu, yargısını, bürokrasisini, hukukunu, hukuksuzluğunu, zenginini, medyasını, eğitimcisini, aydınını yaratmış devasa bir yapı.&lt;br /&gt;Dövüşmeden teslim olması, değişime rıza göstermesi, uyuşturucuya alışır gibi alıştığı haksız iktidarı, devlet rantlarını, bedavadan kazanılmış “aydın” sıfatını derhal bırakması söz konusu değil.&lt;br /&gt;Onun için de sıkı bir dövüşten geçiyoruz. Eski sistemin “efendileri” dövüşüyorlar ama çok ciddi bir sorunları var.&lt;br /&gt;Bu insanlar yıllarca bu ülkenin halkına “kendilerinin en gelişmiş, en modern, en çağdaş, en vatansever” güçler olduğunu söylemişler ve halkın en azından bir kesimini buna inandırmışlar.&lt;br /&gt;Şimdi, Türkiye’deki değişime karşı çıkmak, demokratikleşme hamlelerini engellemeye uğraşmak bir yandan onlar için “hayati” bir sorun, bir zorunluluk...&lt;br /&gt;Ama bir yandan da “değişime” karşı çıkarken kaçınılmaz olarak zedelenen “gelişmişlik, çağdaşlık, modernlik, vatanseverlik” gibi onlara iktidarda hak iddia etme imkânı sağlayan “imajlarını” korumak mecburiyetindeler.&lt;br /&gt;Çünkü bütün varlıklarını ve “meşruiyetlerini” bu sıfatlar üzerine inşa etmişler, “ülkeyi biz yönetmeliyiz çünkü en çağdaş, en aydın, en vatansever biziz” diyerek sürdürmüşler iktidarlarını.&lt;br /&gt;Bir diktatörlük olarak kurulmuş cumhuriyetin eski değerlerini, ordunun haksız ve kirli iktidarını, medyanın ahlaksızca yalancılığını, yargının hukuksuz yapısını, Kürtleri, dindarları, solcuları ezen baskı yasalarını, halkın özgürlüklerinin kısıtlanmasını, derin devletin cinayetlerini “bir vatansever, bir aydın, bir çağdaş” olarak nasıl savunacaklar?&lt;br /&gt;Çağdaşlık artık bütün dünyada “demokratlıkla, eşitlikle, özgürlükle” ölçülüyor, çağdaşlık adına bütün bu değerlere nasıl karşı çıkacaklar?&lt;br /&gt;Ordunun başıbozuk ve disiplinsiz bağımsızlığını nasıl koruyacaklar?&lt;br /&gt;Sadece Genelkurmay’ın emirlerini dinleyen Yüksek Yargı’nın dokunulmazlığını nasıl haklı gösterecekler?&lt;br /&gt;12 Eylül Anayasası’nın demokratikleşme adımlarıyla değiştirilmesine nasıl “hayır” diyecekler?&lt;br /&gt;Bütün bu “gerici, çağdışı” yaklaşımlarıyla nasıl “çağdaş” olacaklar?&lt;br /&gt;Bu, eski sistemin yandaşları için en büyük “sıkışıklık”, aşmakta en çok zorlandıkları sorun.&lt;br /&gt;Buna, gerçekleri kabul ederek, sahtekârlık yapmadan bir çözüm bulmaları imkânsız.&lt;br /&gt;Onun için onlar da bir sahtekârlık icat ettiler.&lt;br /&gt;“Bu değişikliklere karşı çıkmadıklarını, bu değişiklikleri yapana karşı çıktıklarını” söylüyorlar.&lt;br /&gt;Yani sistemin değişmesine karşı değillermiş ama sistemin değişimini şu anda üstlenmiş gözüken iktidar partisine karşılarmış.&lt;br /&gt;Tartışmayı, “değişimden” AKP’nin üzerine kaydırmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;Sürekli dile getirdikleri öneri de hep aynı, “sistemin değişmesini tartışmayı bırakalım da AKP’yi tartışalım.”&lt;br /&gt;Tartışmanın ön planına AKP’yi taşıdıklarında ya da AKP’yi saf dışı bıraktıklarında “sistem tartışmasını” unutturacaklarını sanıyorlar.&lt;br /&gt;Değişmek zorunda olan bir toplum, bu değişime öncülük edecek partiyi yaratır, AKP’yi kapatsanız başka bir parti değişimi gerçekleştirmek için çıkar.&lt;br /&gt;Siyasi bir partinin iktidarı “seçimlerle” değişebilir ama “sistem” seçimlerle değişmez, bunca yıl bunca seçim oldu, bunca parti geldi geçti, sistem hep aynı kaldı, sistem aynı kaldığı için sorunlar da hep aynı kaldı.&lt;br /&gt;Sorunları aşmak ancak bu çürümüş, kirlenmiş sistemi değiştirmekle mümkün.&lt;br /&gt;Onun için de öncelik sistemin değişmesindedir.&lt;br /&gt;Önümüzdeki büyük soru, AKP’li olup olmadığınız değil, büyük soru “bu sistemden yana olup olmadığınız.”&lt;br /&gt;Eğer sistemden yana ama AKP’ye karşıysanız, canınızın istediği gibi eleştirin AKP’yi ve bize bu rezil sistemin “nasıl değiştirilmesi” gerektiğini anlatın, bu sistemi nasıl değiştireceğinizi anlatın, nasıl bir sistem istediğinizi anlatın.&lt;br /&gt;İktidarda sizin istediğiniz bir parti olduğunu varsayın ve bize ordu, yargı, bürokrasi, derin devlet, yeni anayasa, Kürtlerin eşitliği, dindarların hakları, Alevilerin talepleri ve fikir özgürlüğü hakkındaki isteklerinizi söyleyin.&lt;br /&gt;Söyleyin de görelim şu sizin çağdaşlığınızı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5113919981530889056?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5113919981530889056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/08/sistem-ve-akp.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5113919981530889056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5113919981530889056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/08/sistem-ve-akp.html' title='Sistem ve AKP'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TGVJsRyhlFI/AAAAAAAAIhw/inQVhbJInes/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-1800996714206117544</id><published>2010-07-25T01:50:00.000-07:00</published><updated>2010-07-25T01:57:31.461-07:00</updated><title type='text'>e-mail hurafeciliği !</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TEv8bktEIjI/AAAAAAAAIgk/dV-eYIbJAEg/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 163px; height: 171px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TEv8bktEIjI/AAAAAAAAIgk/dV-eYIbJAEg/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497765320775180850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnternette, Posta Kutuları Arasında Dolaşan Yardım, Dua, Uyarı Vb. Amaçlı E-postaların Çoğunlukla Uydurma Olduğunu Ve Kötü Amaçlarla Üretildiğini Biliyor Muydunuz? &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bismillahirrahmanirrahim, La Havle Vela Kuvvete İlla Billahi Aliyyil Azim. Allahumme İnni Esabet Ya Kadümü Ya Daimü Yasekde Yeus Yabudu Ya Semedü Ya Hayyümü Ya Kayyümü Yazel Celali Vel İkram Feinte Cihan Fevui Hasilla Hala İhake İlahu Aleyni Teveknül Tüve Hüve Rabbilazim. Yüce Allah Bu Duayı 1251 Yılında Birine Nasip Etmiş. O Kişi Bunu 7 Kişiye Dağıtmış Ve Zengin Olmuş. Sonra Bu Dua Bir Fakirin Eline Geçmiş Fakat O İnanmayınca Evi Yanmış. Bir Kadının Eline Geçmiş Ve O Da İnanmamış Onun Da Çocuğu Ölmüş. Bu Dua Kimin Eline Geçerse 7 Kişiye Dağıtsın, Ne İsterse Olur. Duayı 7 Gün İçinde 7 Kişiye Gönderirsen İsteğin Gerçekleşecek. Dağıtmazsan Başına Felaketler Gelecek&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ikinci Cümlesinden İtibaren Çoğu Hiçbir Anlam İfade Etmeyen Saçma Sapan Kelimelerden Oluşan Bu Ve Buna Benzer Bir Dua Size Değilse Bile Arkadaşınızın E-posta Adresine Gelmiştir. Ya Da, Çocuğu Kanser Olan Ve Tedavi Masrafını Bir Şirketin Ödeyeceğini, Onun İçin De Bu Mailin En Az 3 Kişiye Gönderilmesi Gerektiğini, İnanmazsanız Aşağıdaki Numarayı Çevirip Sorun Diyen Yazılar Microsoftun Para Dağıttığını, Bu E-posta Ne Kadar Çok Kişiye Gönderilirse O Kadar Komisyon Verileceğini, Msn Messengerin Ücretli Olacağını, Bunu Engellemek İçin Çok Sayıda Kişiye E-mail Gönderilmesini İsteyen Yazılar. Zincir Mailler Olarak İsimlendirilen Ve Kartopunun Çığı Meydana Getirmesi Gibi İnternette Eşe Dosta Gönderilerek Herkesin Haberdar Olması Sağlanan Bu Mesajlar Neyi Amaçlıyor? Dünyanın Her Tarafında İnternet Kullanıcılarına Ulaşan Bu Maillerin Çıkış Yeri Neresi? Bu Tür Mailler İnsanları Nasıl Etkiliyor? Aksiyon, E-posta Kutularını Kirleterek İnsanların Kafasını Karıştıran Bu Konuyu Uzmanlara Sordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;gençler, İddia Amaçlı Üretiyor&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;insanların Zaaflarını Sömürme Maksatlı Oluşturulan İlk Zincir E-postası Amerikan Patentli. Gerçeklik Payı Olmayan Bu Tür E-postaların İlki 1988 Yılında Abdde Gönderilmiş. O Tarihten Günümüze De Yüzlerce Benzeri Türedi Ve Milyonlarca İnternet Kullanıcısına Davetsiz Misafir Oldu. Bu Maillerin Yazılış Amacının İnsanların Dikkatini Çekmek, Zaaf Noktalarını Kullanarak Duygularıyla Dalga Geçmek Olduğunu Belirten Psikolog Alanur Özalp Bunları Çoğunlukla Gençlerin İnternette Dolaşıma Soktuğunu Söylüyor: Kişilerin Dikkatini Çekecek Ve Kimsenin Kayıtsız Kalamayacağı Bir Metin Hazırlayıp E-posta Yoluyla Herkese Gönderiyorlar. Ve Bu Metnin Çok Sayıda Kişi Tarafından Dağıtılacağı Konusunda İddialaşıyorlar. İçerikleri Tamamen Hayal Ürünü Bilgiler İhtiva Eden Zincir Maillerin Birçok Çeşidi Var. En Çok Rağbet Görenler İse Yardım, Dua Ve Panik/sansasyon Amaçlı Olanlar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;burcu Çelenk, E-posta Adresine Gönderilen Bu Tarz Metinleri Arkadaşlarıyla Paylaşmasını Yoğun İş Temposu İçerisinde Kendini Rahatlatmak İçin Yaptığı Bir Faaliyet Olarak Nitelendiriyor. Bunlara İnanıyor Musunuz? Sorusunu İse Belli Sayıda Kişiye Gönderdiğim Takdirde Dileğimin Kabul Olacağını Söyleyenlere İnanmıyorum Ama Yine De Gönderiyorum. Yardım İsteyen Ve Bilgi Veren Mailleri De Faydalı Olur Diye Arkadaşlarımla Paylaşıyorum. Diye Cevaplıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;yardım Amaçlı Üretilen E-postalardaki Duygu Sömürüsü Hikâyeleri Çok Tanıdık: Mutlu Bir Babanın Kanser Hastası Dünyalar Güzeli Kızının Tek Kurtuluşu Ameliyat Olmasıdır Fakat Bu Çok Masraflı Bir Ameliyattır. Merhamet Sahibi Bir Şirket (!) Bunu Karşılayacaktır Lakin Bir Tek Şartı Vardır: Bu Mail Olabildiğince Çok Sayıda Kişiye Ulaştırılmalı!.. Tabii Ki Bu Tür E-postalarda Adı Geçen Şirketlerin Bundan Haberi Bile Yok. Şirketler Dertlerini Anlatana Kadar E-postalar Dünyanın Her Tarafına Dağılmış Oluyor. Bunların En Mühim Özelliği 'tercüme' Olmaları. Bir Babanın Çığlığı Başlığıyla İnternette Dolaşan Ve Kanser Hastası Kızının Kurtulması İçin Yardım İsteyen Yüzlercesinden Biri Olan 29 Yaşındaki İsimsiz Babanın E-postasını Okuduğunuzda Bir Şeylerin Yanlış Olduğunu Hissedebiliyorsunuz. Hasta Kızıyla Arasındaki Duygusal Bağ Resmedilirken Kurulan Cümleler Hollywood Filmlerinden Kotarılmış Gibi. Tanrı Bizi Bir Çocukla Kutsadı İbaresinin Bile Yer Aldığı Bu E-posta Nedense Doğruluğundan Şüphe Duyulmadan Dost Ve Tanıdıklarla Paylaşılabiliyor. Kısa Bir Araştırma Sonucu Bu Mailin İngilizce Bir Yardım Metninin Birebir Tercümesi Olduğu Çok Rahat Bulunabiliyor. Bu Tür Maillere Karşı Uyarı Amaçlı Kurulan Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor&lt;br /&gt;Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap Adresli Sitede Bu Tip Onlarca Metin Yer Alıyor. Ve Hepsinin Ortak Başlığı: Eğer Bu Metni Silerseniz Sizin Kalbiniz Yok Demektir!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bir Mail Paylaştım, Hayatım Değişti!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;özel Bir Şirkette Mühendis Olarak Çalışan Mesut Arslan, E-posta Adresine Gelen Bir Babanın Çığlığı Yazısına Kayıtsız Kalamaz Ve Benim De Bir Katkım Olsun Diyerek Adres Listesindeki Herkese Bu Metni Gönderir. Fakat Gönderdiği E-posta, İmza Olarak Kullandığı Şirket İsmi, Telefon Numarası Vb. Bilgileri İçerdiği İçin Bir Anda Bu Acıklı Mailin Faili Durumuna Geliverir. Üzerinden Bir Buçuk Yıl Geçmesine Rağmen Gelen Telefonların Haddi Hesabı Yoktur. Yardım Olsun Diye Gönderdim Ama Yaptığıma Pişman Oldum. O Acılı Babanın Ben Olduğumu Zanneden Onlarca İnsan Da Cebime Mesaj Attı Şirketimi Aradı Acımı Paylaştıklarını, Yardım Etmek İstediklerini Belirttiler. Çok Rahatsız Oldum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;zorda Kalmışlara, Yardıma Muhtaç Kişilere Elinden Geldiğince Yardımı Esirgemeyen İnsanlar, Oturduğu Yerden Eşe-dosta E-posta Göndererek Yapılacak Yardımı İse Doğal Olarak Hiç Geri Çevirmiyor. Psikolog Alanur Özalp, Bu Tür Gerçek Dışı Mailler Sebebiyle İnsanların Yardımseverlik Duygularının Sömürüldüğünü, Kandırıldığını Hisseden Kişilerin De Yardıma Gerçekten Muhtaç İnsanlara İhtiyatla Yaklaşarak Çekingen Davranacaklarını Vurguluyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bilgi Toplumu Teknolojileri Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Beliz Kudat Da Aynı Noktaya İşaret Ediyor: R0;zincir İletilerin En Kötü Tarafı; Kullanıcıların İnternete Bakış Açısını Olumsuz Etkilemesi. Herhangi Bir Virüsün Meydana Getireceği Zarardan, Çeşitli Güvenlik Yazılımlarıyla Korunmak Mümkün. Ama Zincir E-postalarla Kişilerin Rencide Olan, Sömürülen İnsanî Duygularının Telafisi Çok Zor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;eskinin Hurafe Mektupları Çağ Atladı!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;yıllar Önce Evlerdeki Posta Kutularına, Kapı Önlerine Bırakılan Esrarengiz Mektuplar Oldukça Revaçtaydı. Kimin Yazdığı, Niye Yazdığı Belli Olmayan Bu Felaket Tellalı Mektuplar Halk Arasında Bir Hurafe Çılgınlığının Ve Korkunun Yaşanmasına Yol Açıyordu. Kimi El Yazısıyla, Kimi De Fotokopiyle Çoğaltılıyordu Bu Mektupların. Onların Günümüzdeki Muadili İse İnternet Üzerinden Gönderilen Zincir E-postalar. Bu Duaya İnanmayan Ve 44 Kişiye Göndermeyen Kişilerin Evleri Yandı, Çocukları Öldü, Soyları Kurudu Benzeri İfadelerle İnsanlar Korkutularak Kafaları Karıştırılıyor. Dinî Altyapısı Zayıf Birçok İnsan İçin Bu Türden Yazılar Panik Ve Paranoyaya Sebep Oluyor. Alanur Özalp, Bu Konudaki Bir Hatırasını, Psikolojik Sıkıntılar Yaşayan Bir Hastam, Bir Gün Telaşla Beni Aradı Tatilden Yeni Geldiğini Ve E-posta Kutusunda 7 Gün İçerisinde Tanıdıklarına Göndermezse Başına Çok Büyük Belaların Geleceğini Bildiren Bir Mail Bulunduğunu; Ama Tatilde Olduğu İçin Gönderemediğini Söyledi. Hastam Kaygılı Bir Şekilde Acaba Şimdi Göndersem Olur Mu? Başıma Bir Musibet Gelir Mi? Diye Sormuştu. Diye Anlatıyor Ve Ekliyor: Tahmin Edemeyeceğiniz Sayıda İnsan Bu Tür Yazılardan Olumsuz Etkileniyor. Psikolog Özalpe Göre Psikolojisi Ve İnancı Zayıf Kimi İnsanlar Başlarına Gelen En Ufak Bir Olumsuzluğu Bu Tarz Yazılara Bağlıyor Ve Bunalıma Bile Girebiliyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;yardım Talep Eden Ve Dua Dağıtımı İsteyen E-postaların Haricinde, İnsanları Paranoyakça Düşüncelere Sevk Edebilecek E-postalar Da İnternette Zincir Mail Olarak Dolaşıyor. Bunların En Bilinenleri İçeceğinin İçerisine Uyku İlacı Atılıp Uyutulan Ve Buz Dolu Küvette Gözlerini Açtığında Böbreğinin Çalındığını Fark Eden Kurban; Sinemaya Gittiğinde Aıdsli Bir Hastanın Koyduğu İğnenin Üzerine Oturup Virüs Kapan Kişi; Yanlış İlaç Yüzünden Hayatı Kararan Hastaların Hikâyesi. Bu Tür Uydurma Bilgiler İçeren E-postaların Bir Amacı Da Toplumda Paranoyak Ruh Hâlinin, Korkunun, Güvensizliğin Yaygınlaşmasını Sağlamak Gibi Görünüyor. Tercüme Olan Bu Maillerin De Çıkış Yeri Amerika. Fakat İnsanlar Kendi Çevrelerinde Böyle Durumların Yaşandığını Hayal Ediyor Ve Birbirlerini Haberdar Etmek İçin Bu E-postaları Gönderiyor. Alanur Özalpe Göre Bunları Hazırlayanlar Patolojik Bir Hastalığa Sahip, Hayattan İstediğini Alamamış, İnsanlar Tarafından Kandırılmış Kişiler. Amaçları İse Diğer İnsanları Da Kendi Ruh Hâllerine Ortak Etmek, Sıkıntıya Sokmak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;amaçları, Adres Pazarlamak&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;aksiyon Dergisi Bilişim Editörü Yasin Kesen, Konuya Farklı Bir Yaklaşım Getirerek Uyduruk E-posta Mesajlarını Başlatanların Çoğunlukla Öyle Büyük İdealleri Veya Hastalıkları Olmadığını Söylüyor. Çoğu Kez Tek Amaçları, Onbinlerce E-posta Adresini Toplayıp Cdler Hâlinde Pazarlamak Diyen Kesen, Ben Dahil Listendeki Herkese Gönder İbaresi Olan Mesajların Bu Maksadı Hemen Ele Verdiği Görüşünde. Bir Titan Zinciri Gibi Her Defasında İlk Başlatana Da Ulaşan E-postaların Gönderilen Adresler Bölümündeki Adresler Toplanarak Sağlıklı Bir Arşiv Oluşturulmuş Oluyor. Bu İşlemi Daha Hızlı Yapmak İçin De Çok Basit Programlar Var. Metin Yığınları İçerisindeki E-posta Adreslerini Seçebilen Program, Binlerce Sayfalık Bir Metni Kısa Sürede Tarayarak Adresleri Kullanıma, Yani Satışa Hazır Bir Liste Haline Getirebiliyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;e-posta Kutusu Çöplüğe Dönen İnternet Kullanıcılarının Bilinçli Ve Seçici Olması Gerektiğini Belirten Kesen, Mail Kutusuna Düşen Her Mesajı Okuyanlar, Bunların Kaynağını Ya Da Gerçeklik Derecesini Sorgulamadan Herkese Gönderip Bütün Dostlarının Zamanını Çalıyor. Diye Ekliyor. Psikolog Alanur Özalp De Bu Tür Mesajların Hemen Silinmesini Tavsiye Ediyor. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;aslında Onların Dilinden Konuşursak, Bu Haberi Ne Kadar Çok Kişiye Gönderirseniz, İnternet Korsanlarının İşini O Kadar Zorlaştıracak, Dostlarınızın Kandırılmasına Engel Olacaksınız. Ama Gönderdiğiniz Adreslerin Çalınmaması İçin Tedbir Almak Şartıyla!.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;ismail İpek (istanbul Müftü Yardımcısı): Bu Günah Zincirine Kimse Girmesin&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;zincir E-postalar Konusunda Görüşlerine Başvurduğumuz İstanbul Müftü Yardımcısı İsmail İpek, Kötü Niyetli Bu Tür Girişimlerin Kesinlikle Ciddiye Alınmaması Gerektiğini Vurguluyor: İnsanları Korkutan, Ürküten, Muallâkta Bırakan, Acaba Başıma Bir Şey Gelir Mi Diye Düşündürerek Bir Şeyler Yapmaya Zorlayan Bu Tür Mailleri Ciddiye Almamak Gerekir. İslam Dininde Böyle Bir Uygulama Ve Hüküm Yoktur. Bunlar Yanlış, Boş Ve Lüzumsuz İşlerdir Ve Dinimizce Boş İşlerle Uğraşmak Günahtır. Bu Günaha Kimsenin Girmesini İstemiyoruz. Bunu Bitirmenin Yolu Buna Alet Olmamaktır. Böyle Bir Maille Karşılaşan Kişi Korkmasın, Endişelenmesin, Bunun Dinle Bir Alakasının Olmadığını Bilsin Ve Sakın Ola Ki Bir Başkasına Gönderme Yanlışına Düşmesin. Bu Tarz Şeyler Günahtır Ve Bize Yakışmıyor. İslamın Bizden İstediği Şeyler Belli Her Şey Açık Açık Beyan Edilmiştir. Bunlar Müslümanların Kafasını Bulandırmak İçin Ortaya Atılmış Lüzumsuz İşlerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-1800996714206117544?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/1800996714206117544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/07/e-mail-hurafeciligi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1800996714206117544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/1800996714206117544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/07/e-mail-hurafeciligi.html' title='e-mail hurafeciliği !'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TEv8bktEIjI/AAAAAAAAIgk/dV-eYIbJAEg/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-3214117678483316742</id><published>2010-07-03T01:44:00.000-07:00</published><updated>2010-07-03T01:47:04.342-07:00</updated><title type='text'>Biz Bu Üç Kadını Adam Gibi Sevmesini Beceremedik</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TC74_sugKUI/AAAAAAAAIgE/nRlas0bDg1w/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 92px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TC74_sugKUI/AAAAAAAAIgE/nRlas0bDg1w/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489598769032866114" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Biz erkekler bu üç kadını adam gibi sevmesini beceremedik,&lt;br /&gt;Ne anamıza candan bir evlat,&lt;br /&gt;Ne eşimize candan bir koca,&lt;br /&gt;Ne de kızımıza candan bir baba olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllarca üzerimizde emeği olan, her an her yaşta üzerimize titreyen, gözünde her zaman bebeği olduğumuz, Eve geç geldiğimizde uyumadığını gördüğümüz, okuldan dönerken sokak ortasında gözleri bizi arayan, her davranışımıza sabır gösteren ve kırılmayan, bizim dertlerimize bizden daha çok üzülen, bizim için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ANNELERİMİZ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve annelerimizin elinden devralıp hayatımıza anlam katan hayattaki en güzel dostumuz ve en tatlı arkadaşımız, helalimiz, hayat ortağımız, Çocuklarımızın annesi; Sıkıntılı anımızda başucumuzda gördüğümüz tek yardımcımız, Mutlulukta ve sıkıntılarda tek paylaşıcımız, hayatımızın rengi, en güzel şiirimiz, hayatımızın olmazsa olmazı, en büyük destekçimiz; EŞİMİZ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde prensesimiz; Bize sevdalı bir yürek; Hayatında ilk erkeği olduğumuz gülümüz; Akşamları bizi sabırsızlıkla bekleyen ellerimize bakan sevgi dolu bir çift göz; Her zaman ve her yaşta yanında olacağımızı bilen bize güvenen ve bununla gurur duyan bir tanemiz; Öcülerden ve cadılardan koruyan kahramanı olduğumuz, bize koruyucu melek gözü ile bakan; onun bize, bizimde ona âşık olduğumuz KIZIMIZ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar can, bunlar canan, bunlar hayatın bizzat kendi, hayatın anlamı, bizleri yüreklerine baş tacı yapan, değerleri dünyalık ölçülerle tartılmayan üç güzel insan;&lt;br /&gt;Bu üç kadını sevgilerin en yoğunu ile sevmek için düşünmeye gerek yok, bir neden aramaya gerek yok,&lt;br /&gt;Sevmemiz için annemiz eşimiz ve kızımız olması yeterli;&lt;br /&gt;Ama biz bizi herkesten çok seven bu kadınları adam gibi sevmesini beceremedik.&lt;br /&gt;Hep erkek rolünü oynadık; Belki de çok sevdik ama bir türlü sevgimizi ifade edemedik utandık, yakışmaz dedik; Masmavi düşlerinin altındaki sandalyeye tekme vurduk.&lt;br /&gt;Yüreğimizden çıkan sevgi sözcüklerini dudaklarımızı kapa¤¤¤¤¤ ağzımızın içine hapsettik söylemedik erkekliğe sığdıramadık. Bal aldığımız çiçeğimizin kıymetini bilemedik.&lt;br /&gt;Üzerimizde emeği olan bizim biz olmamızı sağlayan yegâne varlıklara, her şeyimiz olan kadınlara bize verdikleri sevginin yarısı kadar dahi sevgi veremedik;&lt;br /&gt;Neden eşimize küçücük bir hediye almak bize ağır geldi&lt;br /&gt;Annemizin hatırını sormak ve gönlünü almak için telefon açmamızı neydi engelleyen,&lt;br /&gt;Kızımıza içten sarılıp öpüp koklamamıza hangi güç karşı çıkıyordu;&lt;br /&gt;Neden herkesten fazla onlara güler yüz göstermedik.&lt;br /&gt;Neden seni seviyorum demedik,&lt;br /&gt;Ellerimizden kayıp gitmeden,&lt;br /&gt;Hayal dünyamızın üç tane nadide yaprağı düşmeden;&lt;br /&gt;Sorguladıkça nedenini bizde bilemedik;&lt;br /&gt;Onlarda bilemedi yüreğimizdeki sevginin bağbozumu zamanını&lt;br /&gt;Bazen de sevdik ama orantı kuramadık yüzümüze gözümüze bulaştırdık; Ya annemizi çok sevip eşimizi boşladık; Ya eşimizi çok sevip annemize ilgisiz kaldık; Bilemedik sevginin soyut bir kavram olduğunu,&lt;br /&gt;Herkesi sevmeye yetecek kadar bir yüreğimiz olduğunu&lt;br /&gt;Ve tonlarca ağırlıkta sevgiyi taşıyabileceğini;&lt;br /&gt;Ruhumuzdaki dalgalarda gemilerini alabora etsek de,&lt;br /&gt;Onlar bizi karşılıksız hiçbir menfaat gözetmeden seviyorlar...&lt;br /&gt;Oğlu olduğumuz için,&lt;br /&gt;Eşi olduğumuz için,&lt;br /&gt;Babası olduğumuz için,&lt;br /&gt;Eğer onların bu sevgilerine karşılık birazcık emek harcasaydık, bakışlarımıza bahar mevsimlerini getirseydik,&lt;br /&gt;Yani demem o ki sevgilerini hak etseydik;&lt;br /&gt;Bu üç kadında bizim için canını verirdi;&lt;br /&gt;Dedim ya biz bu üç kadını adam gibi sevmesini beceremedik;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-3214117678483316742?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/3214117678483316742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/07/biz-bu-uc-kadn-adam-gibi-sevmesini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3214117678483316742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/3214117678483316742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/07/biz-bu-uc-kadn-adam-gibi-sevmesini.html' title='Biz Bu Üç Kadını Adam Gibi Sevmesini Beceremedik'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TC74_sugKUI/AAAAAAAAIgE/nRlas0bDg1w/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5508177778522663615</id><published>2010-06-29T03:57:00.000-07:00</published><updated>2010-06-29T04:00:38.776-07:00</updated><title type='text'>İngiliz dergisi GQ dan TÜRKİYE analizi..</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCnSTZrddKI/AAAAAAAAIf8/uaI-dEfxtwo/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 125px; height: 94px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCnSTZrddKI/AAAAAAAAIf8/uaI-dEfxtwo/s200/images.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5488148851680179362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2010 Avrupa kültür başkenti seçilen İstanbul için 'ne kültür başkenti İstanbul Avrupalı bile değil' diyen İngiliz GQ dergisinden A. A Gill bakınız daha neler demiş;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirde cazdan metale ve alaturkaya kadar her türlü müziğin dinlenebileceğ i barlar var. Kentin en ünlü gece kulübü ise Reina.Yüksek sınıf bir eğlence mekanı olan Reina'ya ulaşmak bir kabus! Türkler inanılmaz bir saldırganlıkla araba kullanıyor ve özellikle bu mekanın bulunduğu hattatrafik insanı çileden çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reina'nın kapısı nda ilginizi ilk çeken şey; çift taraflı park etmiş Mercedesler ve sinirli bodyguardlar oluyor. İçeri girerken üzeriniz aranıyor. Bunun nedeni olası !bir El Kaide saldırısından çekinilmesi değil, Türk erkeklerinin&lt;br /&gt;silaha olan merakı. Geçmişten gelen 'at, avrat ve silah' tutkuları ndan vazgeçemeyen Türk erkeklerinin çoğu silahla dolaşıyor ve onlara karşı dikkatli olunması gerekiyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Müthiş bir manzaraya sahip olan Reina'da her türlü içki bulunuyor. Mekanda eğlenen Türk erkekleri Rus bodyguard' lara benziyor. Kadınlar ise sarışın, mini etekli, etine dolgun ve erkekleri tahrik etmek için mutlaka göğüs&lt;br /&gt;dekoltesii veriyor! Kadınlar dansöz gibi  kıvırıyor. Erkeklerse bir metronun içinde tek&lt;br /&gt;elleriyle demire tutunmuş bilinçsizce sağa sola sallanan tipler gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar gece boyunca eğlenir gibi yapıp, aslında birbirini kesip sevgili arıyor. Reina' daki şişko erkeklerin yanlarındaki kadınlar için fahiş fiyatlara şampanya patlatması tam bir Ortadoğululuk göstergesi. Türk erkeklerinin&lt;br /&gt;hepsi birer John Travolta. Sık sık tuvalete gidip saçlarını ıslatıyorlar, gömleklerinin bir düğmesi açık dolaşıyorlar ve etrafa vurucu bakışlar atıyorlar. Bu halleriyle çok gülünçler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul öyle bir kent ki, her yer güvenli ama insanları güveni! lir&lt;br /&gt;değil! Sokaklarda türbanlı hatta kara çarşaflı kadınlarla transeksüeller birlikte yürüyor. Bazı restoranları New&lt;br /&gt;York'unkilerle yarışacak düzeyde ama Ortaçağ'dan kalma karanlık köşeler de var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kentte birçok cami var. Bunlar arasında belki de en görkemlisi Sultan Ahmet Camii. Dışarıdan gerçekten harika ama içerisi buram buram ayak kokuyor! Temizlikleriyle övünen Müslümanlar Allah'ı n karşısına&lt;br /&gt;galiba ayaklarını yıkamadan çıkıyor! Orayı gören her turist böyle düşünüyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Gill, yazısında Türkiye'nin bugüne kadar AB'ye girebilmek için boş yere alay konusu olduğunu da&lt;br /&gt;belirtmiş: 'Türkler kendilerine 'Midnight Express' filminin hatırlatılmasından nefret etseler de Türkiye okumamış&lt;br /&gt;gençleri, Kürt terörü ve çingeneleriyle Avrupa'nın içinde bir işçi sınıfı olarak kalmaya mahkum.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5508177778522663615?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5508177778522663615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/06/ingiliz-dergisi-gq-dan-turkiye-analizi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5508177778522663615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5508177778522663615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/06/ingiliz-dergisi-gq-dan-turkiye-analizi.html' title='İngiliz dergisi GQ dan TÜRKİYE analizi..'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCnSTZrddKI/AAAAAAAAIf8/uaI-dEfxtwo/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5134646595982693149</id><published>2010-06-23T10:15:00.000-07:00</published><updated>2010-06-23T10:16:52.782-07:00</updated><title type='text'>Bulgar kahin Vanga</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCJBffR_IqI/AAAAAAAAIfs/xDdEppkKZtQ/s1600/kahin-vanga.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCJBffR_IqI/AAAAAAAAIfs/xDdEppkKZtQ/s200/kahin-vanga.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486019305319375522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’ye 11 Eylül 2001′deki terör saldırısını 12 yıl öncesinden bilen Bulgar kâhin Vanga ölümünden iki yıl önce “Rusya bir gün dünyaya hâkim olacak” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11 Eylül saldırıları, Kursk faciası, ve Rusya’nın Gürcistan’ı işgal edeceğini bilen Baba Vanga Amerika’ya dair şu kehanetlerde bulundu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Amerika Birleşik Devletleri’nin 44’üncü başkanı (Yani George Bush’tan sonraki başkan) siyah olacak. Bu Amerika’nın göreceği son lider olacak. Çünkü siyahi liderin göreve gelmesinden kısa bir süre sonra ülke büyük bir ekonomik krize girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey ve güney eyaletler arasında anlaşmazlık çıkacak. Endonezya karışacak. Tüm bunlar Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatacak… Üçüncü Dünya Savaşı’nda ilk kez atom bombası kullanılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİRÇOK ŞEYİ BİLMİŞTİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayattayken kehanetleri Bulgar hükümeti tarafından kaleme alınarak saklanan Baba Vanga’nın kehanetlerinin yüzde 80’i doğru çıktı. 1989’da Rus televizyonuna “İki çelik kuş kulelere çarpacak gökyüzü aydınlanacak, (11 Eylül saldırıları) Kursk (2000 yılında 118 Rus askerine mezar olan denizaltının adı) su altında kalacak bütün dünya arkasından ağlayacak, dedi. Kahin 1994 yılında da ” Vladimir’in zaferi dünyada herşeyi eritecek. (Gürcistan savaşı). İklimler değişecek (küresel ısınma). Rusya ayakta kalacak ve dünyaya hakim olacak” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUNDAN SONRAKİ YILLAR İÇİN KEHANETLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 – 4 ülkenin 4 devlet başkanına suikast girişiminde bulunulacak. Bu 3. Dünya Savaşı’nın başlama sebeplerinden biri olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2010 – 3. Dünya Savaşı Kasım 2010da başlayacak ve 2014′e kadar sürecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 – Radyoaktif dalgaların yoğunlaşması nedeniyle hayvan ve bitkiler yok olma noktasına gelecek. Müslüman ülkeler kimyasal savaşla Avrupalıları yok edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2014 – İnsanlığın yarısı kanserle boğuşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2016 - Avrupa’nın nüfusu azalacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2018 – Dünyanın yeni hakimi Çin olacak. Çin ekonomik olarak güçlenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2043 – Müslüman bir devlet yeniden Avrupa’nın tek hükümdarı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2046 – Tedavi edilmeyecek organ kalmayacak. Hastalıklı organın yerine yenisi yapılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2076 – Bütün dünyada “sınıfsız” komünizm sistemi yerleşecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2088 – Bütün hastalıklar bir kaç saniyede tedavi edilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2097 – Çabuk yaşlanmanın önüne geçilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2167 – Yeni bir din&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2304 – Ay’ın sırrı, gizemi çözülecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3797 – End of the world – Dünyanın sonu…  Başka bir gezegende insan yapımı yeni bir hayat başlayacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8056423366314943951-5134646595982693149?l=sende-oku.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sende-oku.blogspot.com/feeds/5134646595982693149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/06/bulgar-kahin-vanga.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5134646595982693149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8056423366314943951/posts/default/5134646595982693149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sende-oku.blogspot.com/2010/06/bulgar-kahin-vanga.html' title='Bulgar kahin Vanga'/><author><name>mercek06</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/SXWuoREVkNI/AAAAAAAAFuQ/3uAot9z3TeA/S220/Resim+010.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCJBffR_IqI/AAAAAAAAIfs/xDdEppkKZtQ/s72-c/kahin-vanga.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8056423366314943951.post-5734769894144179558</id><published>2010-06-23T03:00:00.000-07:00</published><updated>2010-06-23T03:03:41.251-07:00</updated><title type='text'>Askerlikle İlgili Gelenek Göreneklerimiz</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCHb9ghFcnI/AAAAAAAAIfk/OqjxMGqAna0/s1600/imagesY.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 94px; height: 94px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_TAgWY39vLhw/TCHb9ghFcnI/AAAAAAAAIfk/OqjxMGqAna0/s200/imagesY.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5485907670861181554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerlikle İlgili Gelenek Göreneklerimiz&lt;br /&gt;Toplumumuzda gelenekselleşmiş köklü bir geçmişe sahip olan askerlik kutsal bir görev olarak değerlendirilir. Asker olmak onurlu ve erdemli bir insan olmayla özdeşleştirilir. Özellikle kırsal kesimde askerliğini yapmayan kişiler hoş karşılanmaz, sözleri dikkate alınmaz.&lt;br /&gt;Topluma bu denli önem verilen bu görevin başlangıcında ve bitişinde diğer geçi
